Önemli olan aksiyon değil, dramaydı

Önemli olan aksiyon değil, dramaydı
Önemli olan aksiyon değil, dramaydı
Sibel Kekilli'nin başrolde oynadığı 'Ayrılık'la tanıdığımız Avusturyalı yönetmen Feo Aladağ, ikinci filmi 'İki Dünya Arasında' ile Afganistan açmazına bakıyor. Gayet sönük geçen Altın Ayı yarışındaki Aladağ ile Berlinale'de konuştuk.
Haber: ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR / Arşivi

Feo Aladağ, çatışma ortasındaki bir Alman asker (Ronald Zehrfeld) ve çevirmen Afgan genci (Mohamad Mohsen) arasındaki dostluğu anlatmak için bizzat olay mahalline gitmiş, Afganistan’da çekmiş. “İki Dünya Arasında/Zwischen Welten” adından da anlaşılacağı üzere iki yabancı kültürün bambaşka bir dünyada, savaş âleminde buluşması, vicdan ve emirlerin birbiriyle çatışmasıyla ilgili. Kardeşini aynı savaşta kaybeden Alman askerinin varoluş sorgulamalarıyla idealist Afgan gencinin sorunları çözüme ulaşmaktan çok uzak. Projenin kafasında oluşması yıllar önce bir gazete haberiyle başlamış. “Tabii ki yabancı askerlerin başkasının memleketinde ne işi var ama gittikten sonra onların orada ne yaşadıkları da önemli” diyor. Peki, bu büyük açmaz hakkında sahiden ne düşünüyor, film zaten hiç iyimser değil: “Batılı askerin çekilmesi de kalması da çözüm değil, vaziyet kördüğüm!” diyor. Yer yer naif ve iyiniyetli filmin şu ana kadar gayet asude seyreden Altın Ayı yarışında pek şansı yok. Ama Aladağ için, Berlinale’de olmak bile önemli.

Yabancımız sayılmaz

Avusturyalı yönetmen aslında ‘yabancımız’ değil. Sibel Kekilli’nin Türkiye ’deki koca şiddetinden kaçarak Berlin’deki ailesinin yanına sığınma öyküsüyle ilk filmi ‘Ayrılık/Die Fremde’da gelenekler içinde sıkışan kadının hal ve ahvalini tespit etmişti. Türkiye kökenli sinemacı Zuli Aladağ’la artık boşanmış olsa da arkadaş ve meslektaş olarak birbirlerine destek vermeye devam ettiklerini söylüyor.
‘İki Dünya Arasında’ya başlarken yaşadığı tereddütlerinden söz açıyor: “Savaş filmi gibi genelde ‘erkeklere mahsus’ bir alana kaymaktan ve başaramayacağımdan korktum, gözümde büyüdü. Daha zor değil ama farklı bir tür. Bombalar, patlamalar yani büyük bir projeydi. Önemli olan aksiyon değil dramaydı. İki kültür arasındaki farklılıktan ziyade benzerliği vurgulamak istedim.” Esas olarak filmi Afganistan’da çekmek zor olmuş, “Kızımı yanımda getirdiğim için güvenlik adına askeri üs dışında yaşadım. Mezar-ı Şerif ve Kunduz’da çektik. Başta en çok zorlayan bürokratik engeller oldu. Ayrıca o coğrafyada her şey günlük değişiyor. Sabah çekime hazırlanıyorsunuz, iki saat sonra iptal olabiliyor. Çünkü güvenlik önlemleri her şeyden önce geliyor” diyor. Filmde de Afganistan’a ‘özgürlük ve medeniyet getirmek’ misyonundaki Alman askerleri aynı dertten mustarip yani güvenlik adına yardım etmeleri gerektiği yerde olamıyorlar: “Büyük bir karmaşa var orada. Ama askeri kodlar kesin! Önce güvenlik! Herkes kendi açısından haklı. Ama bir Afgan yaralandığında Batı karargâhındaki hastaneye hemen almıyorlar. Oysa ölüm kalım savaşı yaşanıyor. Bir de yeterli hastane yok. Yardım etmeye çalışan askerin de eli kolu bağlı kalıyor.”

Tesadüfen oyuncu!

Filmin dramı iki koldan ilerliyor. Alman asker, komutanın emirleriyle çelişen durumlara düşüyor, Batılı askerlere yardım eden Afganların ise Taliban’ın hedefi olduğunu gösteriyor. “Medeni bir ülke için mücadele eden Afganlar büyük tehlikede! Batılı asker sonuçta evine dönüyor ama Afgan savaşın ortasında kalıyor” diyen Feo Aladağ, filmde ayrıca kız çocuklarının eğitimine de yer vermiş, “Afgan yetkililere sorduğumda ‘önce kadın’ dediler. Ben de genç kızların geleneklere kurban edilmemesi ve aydınlık bir ülke için gerekliliğini vurgulamak istedim” diyor.
Oyuncu kadrosunun Almanya ayağında hiç zorlanmamış ve ‘Barbara’ filmindeki doktor rolüyle hayran olduğumuz Ronald Zehrfeld’ı hemen seçmiş. Aladağ “Sert, erkeksi görünümünün altındaki şefkati çok iyi yansıtan bir oyuncu, karakterin yabancı bir kültürde yaşadığı tereddütleri, içsel açmazlarını şahane hissettiriyor” diyor. Civar köyden 18 yaşındaki Afgan Mohamad Mohsen’i ise tesadüfen bulmuş, nüfus ve kayıt işleri aksayarak ilerlediğinden aslında yaşı kesin değil. Mohsen Berlin’deki galaya gelmeyi çok istemiş ama Feo Aladağ, “Bu medya tantanasının içine sokmak istemedim çünkü dünyası altüst olacak ve iki gün sonra geri dönmek zorunda kalacaktı” diyor. Ben yine de gelseydi diye itiraz ederken Aladağ Almanya’nın mülteci politikasını eleştirmeye başlıyor ve “Yardım eden Afganların düştüğü hayati tehlikelerine rağmen Almanya onları doğrudan kabul etmiyor, uzun bürokratik bir sürece sokuyor, bu değişmeli!” diyor. Değişmesi gereken şeyleri konuşurken sohbet uzuyor.