Önemli olan barınabilecek bir sınır oluşturmak

Önemli olan barınabilecek bir sınır oluşturmak
Önemli olan barınabilecek bir sınır oluşturmak
Sanatçı Can Altay, 'Inner Space Station' yerleştirmesiyle Seward Park'ta. Altay'la sergiyi ve Protocinema oluşumunu konuştuk.
Haber: UĞUR YÜKSEL / Arşivi

New York ve İstanbul arasında mekik dokuyan ve kamusal mekânlarda açtığı sergilerle alternatif bir güncel sanat deneyimi vaat eden Protocinema’nın son çalışması geçen günlerde New York’ta bulunan Seward Park’ta görücüye çıktı. Sanatçı Can Altay’ın ‘Inner Space Station’ adlı yerleştirmesi New York şehrinin hayatına ‘müdahale etme’ iddiası taşıyor. Altay’la sergiyi ve Protocinema’yı konuştuk.
Bu yerleştirmenin New York şehrinin hayatına nasıl bir müdahale olacağını düşünüyorsunuz?
Öncelikle bunun ‘kendi çapında bir müdahale’ olduğunun altını çizmeliyim. Heykel, bulunduğu yerde önce bir sınır çiziyor, bir çember; sonra da bu sınırın içinde, dışında ya da üzerinde yer almanızı davet ediyor. Bence önemli olan barınılabilecek bir sınır oluşturmak. Gündelik hayatın oldukça sınırlandığı bir şehir yapısında, ‘Inner Space Station’ sizi bir sınırla daha yüz yüze getiriyor. Üzerine oturmaya karar verirseniz, içerisi ve dışarısı üzerine düşünmeye başlayabilirsiniz. Ya da sadece boş bir kaide olarak görünüp üzerinde takılmaya davet edebilir sizi. Formun çember olması, oldukça temel, etrafınızda çizip kendi alanınızı oluşturacağınız ya da farklı dünyalarla iletişime geçebileceğiniz arkaik yapılarla da ilişkili. Şehrin hengâmesinde odaklanabileceğiniz bir durak, içsel bir sınırın fizikselleşmesi olarak düşünebiliriz. Ya da tamamen sosyal , birkaç kişi bir araya gelebileceğiniz bir ortam. Her iki durumda da bir heykelin ya da bir kent mobilyasının sunamadığı bir önermeyle geliyor. Beklenmedik şekilde sınırlandırılmış bir alanın, aslında kamusal mekândaki sınırları zorlamasına dair bir öneri.
Neden bir park ve neden New York? İşinizi İstanbul’da bir parka yerleştirmiş olsaydınız aynı etkiyi taşıyacağını düşünüyor musunuz?
Bu aslında en açık gördüğümüz alanların bile ne kadar kontrol altında ve kapalı olduğuyla ilgili. Şehirde sadece dolaşabileceğimiz değil, kendimizi ait hissedebileceğimiz, ‘bizim’ diyebileceğimiz yerler çok az. Olanlar da elden gidiyor. Ve bu, dünyanın pek çok şehrinde böyle. 2010 yılında İstanbul’da yaptığımız ‘Park: Bir İhtimal’ sergisi benzer dertlerden yola çıkmıştı. İstanbul’daki park anlayışımızı zorlayacak karmaşık bir yapıda sebze bahçeleri ve sanat eserlerini bir araya getirmiştik. New York’ta zaten her yerde bir şeyler olmakta, o kalabalıkta olabildiğince sade bir müdahale ile duraklayıp soluklanıp, kısa bir süre de olsa vakit geçirilebilecek bir sınır çiziyorum.
New Yorklular sergiyi nasıl karşıladı peki?
Açıkta yer alan işlerin pozisyonlarını biraz da mekânı paylaşanların verdikleri tepkiler tayin eder. Açıkçası beklediğimden çok daha hızlı benimsendi ‘Inner Space Station’; işi kurarken çevrede doğan merak ve akabinde hemen kullanılmaya başlanması çarpıcıydı. Böyle yapıtlar o kent dokusunun kanıksanmış bir parçası haline gelmek ile biraz yabancı kalıp kendi sınırlarını çizebilmek arasında gidip gelirken, zaman içinde anlamlanıyor. Malzeme ve ölçek açısından bilinçli bir aşinalık ile form ve ifade olarak biraz daha yabancılaştırıcı olmasını hedeflemiştim. İnsanların açık mekânlarda kendilerini nereye nasıl koyduklarındaki farklılıklar ilk günden belli olmaya başladı. Beni şaşırtan, yapıtın hiç beklemediğim biçimlerde kullanımını görmek oldu. Bu da aslında kent sakinlerinin kullanım üzerinden mekânları nasıl şekillendirebildiğine, nasıl farklı anlamlar üretebildiklerine dair güzel bir hatırlatma oldu. Artık ‘Inner Space Station’ benim kontrolümde değil; zaman içinde kendi gücünü toplayabilecek mi, etrafında bir meclis ya da bireysel dostluklar kurabilecek mi, ortadan kalktığında nasıl hatırlanacak, bütün bunları kestirebilmek güç. İlk izlenimlerim doğrultusunda söyleyebileceğim tek şey ise şu: Yaptığıma değdi.
Protocinema’ya dönersek… Sizce galerilere alternatif bir sistem yaratabilir mi?
Topyekûn bir alternatif olduğunu söylemek fazla olabilir; ancak galeri ve konvansiyonel sanat kurumlarından farklı ve daha esnek bir yapı önerdiği kesin, bu da çok önemli bir fark yaratıyor. Özellikle sanat yapıtını ve sergilenme gereksinimlerini ön plana aldığı için Protocinema’nın kıymetli bir deney olduğunu düşünüyorum.
‘Inner Space Station’ 30 Haziran’a dek New York Halk Kütüphanesi’nin Seward Park şubesi önünde sergilenecek.

Protocinema nedİr?

2011 yılında kurulan Protocinema, New York ve İstanbul’da gezici sergiler yapan, geçici ya da terk edilmiş alanları kullanarak sanatçıların işlerinin
geniş kitlelere ulaşmasını
amaçlayan bir sanat oluşumu.
www.protocinema.org