Orhan Veli 100 yaşında

Orhan Veli 100 yaşında
Orhan Veli 100 yaşında

Arka sıra soldan: Matika Szabo, Filiz Ali, Szabo, Muvaffak Şeref. Ön sırada soldan: Sabahattin Ali, Orhan Veli, Roji Szabo, Rebia Şeref, Aliye Ali

Yarın Orhan Veli'nin 100'üncü doğum günü. O, Türk şiirinin en kendine has şairiydi, yaramaz çocuğuydu. Ve şiirleri gibi hep genç kaldı.
Haber: MÜGE AKGÜN / Arşivi

Hafta içinde Orhan Veli’nin 100. doğum günü anısına Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından düzenlenen, bir edebiyat müzesi tadı veren ‘Sakın Şaşırma: Orhan Veli 100 Yaşında’ sergisini dolaştım, ünlü şairin kardeşi Firuzan Yolyapan’la... Sonra da yaşamını, sevdiği kadına yazdığı mektupları ve özellikle de şiirlerini tekrar tekrar okudum. 



Şiir tabii ki en büyük tutkusu ama futbol, at yarışı, meyhane akşamları ve Nahit Hanım (Gelenbevi) yaşamında hiç vazgeçemedikleri. Nahit Hanım’a mektuplarında ‘Yalnız seni arıyorum’ dese de çapkınlığıyla da ünlü, Bella Eskenazi ve Mina Urgan duygusal yakınlık kurduğu arkadaşları arasında... Şiire, yaşama, dostlarına ve aşka âşık Orhan Veli’yi arkadaşları, dostları o kadar güzel ve içten anlatmış ki, bana ancak ‘Sakın Şaşırma: Orhan Veli 100 Yaşında' kitabından aktarmak düşüyor...

Orhan Veli, 14 Nisan 1914’te Beykoz Yalıköy’de İshak Ağa Yokuşu’ndaki 9 numaralı konakta doğar. 1925’e kadar İstanbul’da yaşar. Galatasaray Lisesi’nde ilkokul dörtten beşe geçtiğinde Ankara’ya taşınırlar. Lise yıllarında Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile tanışır. Beraber ‘Sesimiz’ dergisini çıkararak Türk şiir tarihini etkileyecek ortak çalışmayı başlatırlar. 1932’de Ankara Lisesi’nden (Taş Mektep) mezun olur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girer ama bitirmez. 1936’da yeniden Ankara’ya döner. PTT Umum Müdürlüğü, Telgraf İşleri Reisliği Milletler Arası Nizamlar Bürosu’nda çalışmaya  başlar. Askere gidene dek özel izinler, doktor raporları, uyarılar, soruşturmalar ve maaş kesintileriyle geçer memurluk hayatı.

Bu arada Halkevleri’nde sergilenen iki oyunda önemli roller alır. O sırada Orhan Veli’nin babası Mehmet Veli Kanık Radyo Müdürü’dür. 1936’da Varlık dergisinde ilk kez dört şiiri yayımlanır. Ancak sonradan genç bir araştırmacı ilk yayımlanmış şiirinin İnkılap dergisinde 1933 yılında yayımlanan ‘Bir günüm daha geçti sevdiğimi görmeden’ diye başlayan şiiri olduğunu keşfeder.

7 Mayıs 1941’te askere gider. 31 Mart 1944’de kadar Gelibolu’nun Kavak Köyü’nde teğmen olarak askerliğini yapar. “Gelibolu’da askerlik yaparken arada talimi asar, Salim’in meyhanesine gider. Giderken de ‘Herkes gider talime, Orhan gider Salim’e yazar çadırın kapısına iliştirir”.

Askerlik sonrası MEB’in Tercüme Bürosu’nda bir yıl çalışır, sonra bakanın baskıcı tutumu nedeniyle istifa eder. 14 Kasım 1950’de beyin kanaması geçirerek yaşama veda eder. “Urumeli Hisarı’na oturmuşum, Oturmuş da bir türkü tutturmuşum” diyen Orhan Veli’yi arkadaşları Rumelihisarı Mezarlığı’ndan başka bir yere gömmeyi düşünmezler. Mezar taşına sadece “Orhan Veli 1914-1950’ yazılır. Sunay Akın’ın yazdığı gibi “Şiirde kovduğu ayağın, dönüp dolaşıp, sonunda mezar taşına konması ne garip”...

‘Sakın Şaşırma: Orhan Veli 100 Yaşında’ sergisi Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde 1 Mayıs’a dek görülebilir.

Garibi kim buldu? “Orhan Veli’nin Garip kitabının adını ben koydum. Bir gün Nisuaz’da oturuyordum. Orhan geldi, bir şiir kitabı çıkaracağını söyledi. Bir türlü kitabına bir ad bulamıyordu. Koymak istediği ad ‘Tahattur’du. Bilirsin, Orhan Veli’nin ‘Alnımdaki bıçak yarası senin yüzünden...tabakam senin yadigarın...Seni nasıl unuturum ben...Vesikalı yârim...’ diye başlayan bir şiiri vardır. Onun adı ‘Tahattur’dur. Kitabına bunu vermek istiyordu. Bana sordu ne dersin, diye...Ben de bu adın çok eskimiş olduğunu, daha yeni ve ilgi çekici bir ad bulmasını söyledim. Bu yeni adın ne olabileceğini sordu. Ben de senin şiirlerin yadırganıyor, acayip, garip bulunuyor, öyle bir ad vermelisin, dedim. Öyleyse bir ad bul, dedi. Yaban, acayip, garip derken...Garip sözü üzerinde durduk. Garip, sadece şaşırtıcı, acayip anlamına gelmiyor, gurbette kalmışa da yakışıyordu. Zaten o dönemde Orhan Veli ve arkadaşları da biraz kural dışı, biraz gurbette kalmış gibiydiler.” Hikâyeyi Cavit Yamaç anlatıyor. (Mehmet Kemal, Acılı Kuşak)