Orta yaşlı kadının sevişmesine neden şaşırıyoruz ki!

Orta yaşlı kadının sevişmesine neden şaşırıyoruz ki!
Orta yaşlı kadının sevişmesine neden şaşırıyoruz ki!
Yılın en çok beğenilen filmlerinden 'Gloria'nın yönetmeni Sebastián Lelio, "Orta yaşlı bir kadın neden cinselliği tekrar keşfetsin ki? Orta yaşlı bir kadının sevişmesi neden büyük bir olay oluyor anlamıyorum" diyor.
Haber: ENGİN ERTAN / Arşivi

Geçen yıl Berlin Film Festivali’nin en öne çıkan filmlerinden birisiydi ‘Gloria’. Adını aldığı 50’lerinin sonundaki karakteri ve onu canlandıran Paulina García’nın mükemmel performansı herkesi tavlamıştı. 60’ına merdiven dayamış Gloria, gerçekten de sinemada görmeye pek alışık olmadığımız tarzda bir karakter. Yaşı onun için geceleri eğlenmeye çıkmaya, içmeye, dans etmeye, yeni erkeklerle sevişmeye engel değil. Neden olsun ki? İşte film, Gloria’nın önüne çıkan uzun süreli bir ilişki ihtimali üzerinden bunları irdeliyor. Hem sinemada alışık olduğumuz kadın temsillerini hem de Şili’nin yakın tarihini masaya yatırıyor. Geçen yıl İstanbul Film Festivali’ne uluslararası yarışma jüri üyesi olarak konuk olan filmin yönetmeni Sebastián Lelio’yla ‘Gloria’yı konuştuk.

‘Gloria’ Berlin’deki ilk gösterimde hem seyirci hem de eleştirmenlerden çok olumlu tepki almış ve festivalin sürpriz hitine dönüşmüştü. Böyle bir başarıyı tahmin ediyor muydunuz?
Hayır, hem de hiç. Hatta hâlâ şaşkınım. Berlin’de ana yarışmaya seçilmiş olmak bile bizim için çok önemliydi ama gösterimden sonra olanlar mucize gibiydi. Film anında dünyanın dört bir yanına satıldı. Bu bir sinemacının başının gelebilecek en iyi şey olsa gerek. Sonuçta alabileceğimiz en iyi ödül film çekmeye devam etme garantisi.

Filmin izleyiciyi tavlayan en önemli özelliği, Gloria’nın hayata bağlılığı. Ne de olsa sinemada bu tarz orta yaşlı kadın karakterleri çok sık görmüyoruz. Çıkış noktanız bu muydu?
Evet, beni yıllardır şaşırtan bir konudur; gerçek hayatta Gloria gibi bir sürü kadın tanırken bunu neden sinemada göremediğimi sorup dururum. Ne yazık ki orta yaşlı karakterler söz konusu olduğunda sinema genellikle çocukça bir tavır takınıyor. Genellikle seks hayatları üzeri kapalı şekilde geçiştiriliyor örneğin. Veya romantik komediler dışında ana akım sinemada orta yaşlı kadınlar neredeyse yok gibiler. Mutluluğu için, hayatı istediği gibi yaşamak için mücadele eden bir kadın karakter göstermeye korkuyorlar sanki.

Yakın dönemde Meryl Streep veya Diane Keaton’ın rol aldığı bazı duygusal komediler izledik. 50’li yaşlarındaki kadınların bedenlerini ve cinselliği tekrar keşfettikleri ve buna seyirciyle beraber ‘şaşırdıkları’ filmler... ‘Gloria’nın bu filmlerden ayrılan önemli bir yönüyse, karakteri ilk tanıdığımızda da hayat tarzının böyle olması. Yani seksi tekrar keşfetmiyor, devam eden bir cinsel hayatı var.
Orta yaşlı kadın neden cinselliği tekrar keşfetsin ki? Sonuçta her yaşta bedenimizle sağlıklı bir ilişkimiz, cinsel hayatımız olabilir. Orta yaşlı bir kadının sevişmesine neden şaşırmamızı bekliyorlar, bu neden büyük bir olay oluyor, anlamıyorum. Bazen bu bahsettiğiniz filmleri kadınların yönetmiş olmasına şaşırıyorum. Sanki maço bir erkeğin elinden çıkmış gibiler. Evet, ben de bir erkeğim ve ‘Gloria’ gibi bir film çektim ama benim için en önemli şey Gloria’nın yanında durmayı becermekti. Duygusal olarak onunla aynı kişi gibi hissetmeye çalıştım.

Karakteri yaratırken oyuncunuz Paulina García’nın katkıları oldu mu?Elbette. Senaryo üzerinde genellikle çok çalışırım ama oyuncularımın yazılmış diyaloglara bağlı kalmalarını istemem. Her zaman açık bir alan bırakırım. Paulina’nın da bu anlamda filme çok önemli bir katkısı oldu.

50’lerinin sonlarında bir kadın karakter seçmenizin sebebi, belki biraz da gençliğini diktatörlük döneminde yaşamış bir jenerasyondan bahsetmek, Şili’nin yakın tarihini gündeme getirmek olabilir mi?Şili’den ve 60’larına yaklaşan bir karakterden bahsediyorsak; Allende döneminden önce doğduğunu, yetişkinlik hayatının önemli bölümünü diktatörlük sırasında geçirdiğini ve demokrasinin yeniden hayata geçirilmesine tanıklık ettiğini de biliyoruz. O yaştan insanlar tüm bu deneyimleri zihinlerinde ve bedenlerinde taşıyorlar. Senaryoyu yazarken de Gloria karakterinin bireysel mücadelesiyle Şili halkının kolektif mücadelesi arasında bir köprü kurmamız gerektiğini düşünmüştük. Zaten sinemada en sevdiğim şeylerden biri, sıradan insanın hikâyesinin toplumun zihin akışının, sosyal mücadelenin oluşturduğu zemin üzerinde anlatılmasıdır.

Gloria’nın sevgilisi her fırsatta “Hayır, ben Deniz Kuvvetleri’ndeydim” diye düzeltse de orduyla ilişkilendiriliyor. Gloria’nın onunla yaşadığı çatışma ve finalde aldığı intikam bir anlamda Şili’nin geçmişini ve diktatörlüğü de hedef alıyor diyebilir miyiz?Her ne kadar Şili tarihiyle bilinçli bir bağlantı kurmaya çalışsak bile, dürüst olarak söylemem gerekirse, senaryoyu yazarken bu kadar uzun boylu düşünmemiştik. Fakat filmi analiz edince, Gloria’nın daha geleceğe odaklı birisi olduğunu söylemek mümkün. Sevgilisi Rodolfo ise geçmişi, hatta bahsettiğiniz gibi, artık ölmüş bir şeyi temsil ediyor. Dolayısıyla finaldeki intikam, evet, bir yönüyle sadece bir intikam sahnesi. Fakat daha derin bir anlam aramak da mümkün elbette ve böyle bir perspektiften bakınca da Şili’nin tarihine dair tüm konuştuklarımızı bir araya getiriyor aslında.

Filmin yapımcılarından birisi de Pablo Larraín. O da Şili tarihini irdeleyen filmler çekiyor ama dönem filmlerini tercih ediyor. Sizse bunu günümüzde geçen bir hikâyeyle yapıyorsunuz. İki yaklaşım arasındaki fark sizin de Gloria gibi gelecek odaklı biri olmanızdan mı kaynaklanıyor?Muhtemelen. Pablo’nun filmlerine hayranım. Şili tarihini dönem filmleriyle ama güncel bir bakış açısıyla ele alıyor. Bunu çok önemsiyorum. Diğer yandan ‘dönem filmi’ diyoruz ama sonuçta bu tanım neden sadece geçmişte geçen filmler için kullanılır ki? Sonuçta “Gloria” da bir dönem filmi ve ele aldığı dönem de bugün.

Film ve başkarakteri çok meşhur bir şarkıyla aynı adı taşıyor. Önce şarkıya mı karar vermiştiniz, yoksa karakterin ismine mi?En başından beri filmi bir dans sahnesiyle bitirmek istiyorduk. Bu bizim için çok önemliydi. Bu yüzden senaryoyu yazarken bir yandan da şarkı arayışı içindeydik. Güçlü ve etkili bir şey arıyorduk. Diğer yandan karakter için bulduğumuz ilk isimden de memnun değildik.

Bu isim neydi?Söylememeyi tercih ederim. Neyse, karaktere isim bulmaya çalışırken Gloria gündeme geldi ama elbette hemen Cassavetes’in filmini hatırladık ve ‘Kutsal bir şeye saygısızlık mı olur’ diyerek vazgeçtik. Fakat final sahnesinde karakterin Umberto Tozzi’nin ‘Gloria’sı eşliğinde dans edebileceğini düşününce işin rengi değişti. Şarkıyı tekrar dinledik ve bu ucuzluk şaheseri istediğimiz şeye o kadar uygundu ki Gloria’da karar kıldık.

Cassavetes’in filminde de güçlü bir kadın karakter var, bu bağlantı bilakis iyi bir saygı duruşu hissi yaratıyor.
Biz de en sonunda Gloria adında karar kılarken tam olarak bunu düşündük. Hem Gena Rowlands’a hem de Cassavetes’e bir saygı duruşu olur dedik. Üstelik iki Gloria da tabancalı kadınlar. Godard’ın bir lafı vardır ya; “Bir film çekmek için ihtiyacınız olan sadece bir tabanca ve bir kızdır.”

Çıkış filminizin adı ‘La sagrada familia/Kutsal Aile’ idi. Aile kurumunu irdelemeyi özellikle seviyor musunuz? ‘Gloria’daki aileler de işlevsizler.
Şili Anayasası’na göre aile toplumun esasıdır. Bu yüzden aileyi sistemin bir parçası olarak görmek kaçınılmaz hale geliyor. Bu küçük sahayı -veya savaş alanı- inceledikçe sistemin genelindeki özellikleri orada da buluyorsunuz. Doğaçlamaya filmlerimde yer vermemin önemli bir nedeni de bu. Böylece bilinçdışımızdaki bazı şeyler filme daha çok yansıyor ve kim olduğumuz ve nasıl bir toplumda yaşadığımız daha net ortaya çıkıyor.