Oscar'ın asıl heyecanı partilerde

Oscar'ın asıl heyecanı partilerde
Oscar'ın asıl heyecanı partilerde
Oscar sadece ödül töreniyle değil, Los Angeleslıların katıldığı, birbirini takip eden şatafatlı partilerle de geçiyor. Keith Kurman tören öncesi ve sonrasında katıldığı üç partiyi anlatıyor...
Haber: KEITH KURMAN / Arşivi

Vanity Fair’in 21 Şubat gecesi Batı Hollywood’daki Cecconi’s’de düzenlediği Hollywood Kutlama Kampanyası ‘Una Notte Verde’deydim. Yanımda iki dostum, Hollywood Yabancı Basın Birliği Başkanı Dr. Aida Takla O’Reilly ile X Japan grubundan Yoşiki vardı. Fiat’ın ev sahipliğindeki yıllık etkinlik, Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü ve Yeşil İş Programı’nı desteklemeyi amaçlıyor.
Josh Hartnett ile kısa bir karşılaşma haricinde genellikle Michael Moore ile sohbetlere kulak misafirliği ettim. Moore kendisinin de müdahil olduğu, Oscar adayı Filistinli yönetmenin Los Angeles Uluslararası Havaalanı’nda gözaltına alınması ve bunun Buzzfeed tarafından yanlış biçimde haberleştirilmesi skandalını anlattı. Filistinli Emad Burnat, ‘5 Kırık Kamera’ adlı belgeseliyle Oscar’a aday gösterildi. Burnat’ın adaylığında büyük rol oynayan namlı ve bol ödüllü belgeselci Moore, aynı zamanda cıvıl cıvıl bir konuşmacı ve hikâye anlatıcısı olduğundan, kendimi sohbete tümüyle kaptırdım. Sonunda gözaltından kurtulan Burnat ile ailesi partiye katıldı, ama belgesel Oscar’ı besteci-şarkıcı Rodriguez hakkındaki ‘Searching for Sugarman’ (Şeker Adamı Aramak) filmine gitti.
İlerleyen saatlerde Brent Hoske ile karşılaştım, kendisi televizyon için ‘Chasing The Hill’ adında yeni bir dizi çekiyor ki sürükleyici olmasına rağmen yayından kaldırılan ‘Political Animals’ın geride bıraktığı siyasi-drama boşluğunu doldurmayı vaat ediyor. Brent beni, dostu Concept Entertainment’tan David Faigenblum ile tanıştırdı ve David de beni Soho House’daki after-partiye davet edecek kadar kibar biri çıktı.
Vanity Fair partisinden arta kalanlar Soho House’un yolunu tuttu. Burası, eğlence sektörünün kalantorlarının, moda takipçisi, para babası avamların sırnaşıklığına maruz kalmadan yiyip içtiği, seçkinler için çok özel bir kulüp. DJ, hareketli dans müziklerini Hollywood partilerindeki rahatsız edici eğilimin tersine sesi çok açmadan çalıyordu. Galli hoş bir genç kızla erkek ve kadın orgazmları arasındaki farka dair uzun bir sohbetin ardından, nihayet ev sahibimin kim olduğunu anladım. Meğer David Faigenblum, geçen yılın en sevdiğim filmlerinden biri olan ‘A Late Quartet’in yapımcısıymış. Dustin Hoffman’ın yönettiği ‘Quartet’ ile karıştırılıyor ama tümüyle farklı. Roman Polanski’nin ‘Carnage’ (Acımasız Tanrı) filmine çok benzeyen ‘A Late Quartet’in Phillip Seymour Hoffman, Catherine Keener ve muhtemelen en iyi peformanslarından birini veren Christopher Walken gibi yıldızlardan oluşan bir oyuncu kadrosu var. Film, uluslararası şöhrete kavuşmuş bir yaylı çalgıcılar dörtlüsünün üyelerinden birinin, Parkinson hastalığının erken evresinde olduğunu öğrenmesiyle, içten içe yaşadığı patlamaları konu ediyor. Kesinlikle tavsiye ederim.
Bağımsız ruhlar, plajdaki sirk çadırında

23 Şubat, Santa Monica’da, plajda muhteşem bir gündü. Bugüne dek The Independent Spirit Awards’ı (Bağımsız Ruh Ödülleri) sadece medyadan takip eder ve hep gitmek isterdim. Şen ve mitik bir nitelik kazanan ödüllerin pek çok Hollywood kariyeri için atlama noktası oluşturduğunu zamanla tescillendi. Ruh’a bakıp Oscar için kehanette bulunamazsınız ama bu yıl ikisi arasında pek çok kesişme oldu. En çok adaylık ve ödül ‘Siver Linings Playbook’, ‘The Sessions’, ‘Magic Mike’, ‘Moonrise Kingdom’, ‘Beasts Of The Southern Wild’a gitti ki, bu filmler ertesi gece Oscar’larda gayet iyi temsil edildi.
Asıl etkinlik, törenden önce çadırın önünde yapıldı. Bağımsız film vurgusuna rağmen kalabalığın arasına, Hollywood’un olağan şüphelileri olmasa da pek çok şöhretli isim karışmıştı. Çoğu, yüzlerini görünce tanımayacağınız, ama sinema sektörünün çarklarını asıl çeviren kişiler olan yazar, yönetmen ve yapımcılardı.
Bu vesileyle Marina Abromovic ile tanıştığıma sevindim. Marina’nın performans sanatçısı olarak çalışmalarını 80’lerden beri takip ederim. Abramovic, HBO tarafından desteklenen ve kendisinin New York Modern Sanat Müzesi’ndeki üç aylık retrospektif sergisine odaklanan ‘The Artist Is Here’ filmi, uzun metraj belgesel adayları arasında olduğu için buradaydı. Onun gibi kahraman statüsünde bir sanatçıyla şahsen tanışmak benim için bir onurdu. Marina incelik gösterip beni genç Türk film yapımcısı Ali Betil ile tanıştırdı, kendisi uzun metrajlı film adaylarından ‘Keep The Lights On’un (Işık Açık Kalsın) yönetici yapımcısı.
Kaliforniya Vali Yardımcısı Gavin Newsom ile de tanıştım, eşi Jennifer Siebel Newsom’un yönetici yapımcılığını yaptığı ve ABD ordusunda yüksek oranlarda seyreden tecavüzleri konu alan ‘The Invisible War’, ‘The Artist Is Here’i geçerek ödülü aldığında, çadır tezahürat ve alkıştan neredeyse yıkılıyordu.

 

‘Sanayinin’ ustalarıyla Oscar izleme partisi!

Hollywood’da Oscar gecesi tam bir kargaşa olduğundan, çoğu insan ‘izleme partileri’ için eşin dostun evinde toplanır. Hatta Oscar’a katılanların çoğu, zamanlarının büyük kısmını, eskiden Kodak Tiyatrosu olan, şimdinin Dolby’sinin yanındaki mekânlarda düzenlenen gösterişli izleme partilerinde geçirir. En meşhuru Vanity Fair’in düzenlediğidir. Elton John’un partisinde ise uluslararası AIDS araştırmaları ve tedavisi için para toplandı.
Ben, ‘sanayiiden’ bir grup ahbabımla birlikte, şov sırasında sıkı sessizlik kuralı uygulanan ve ancak reklam aralarında yorum yapılmasına izin verilen Altadena’daki bir partiye katıldım. Bir de herkesin 10 dolar koyduğu bahis havuzu vardı, öngörüleri en çok tutan sonunda tüm parayı alıyordu. Ve bu yıl ilk
kez BEN kazandım!
Artık herkes kazananları bildiği için bildirecek pek bir şey yok. En büyük sürpriz, Ang Lee’nin Pi’nin Yaşamı ile en iyi yönetmen ödülünü kazanmasıydı, hak etmediğinden değil, kimse beklemediğinden.
Parti gecenin derinliklerine dek devam etti. Şömine başı sohbetleri filmlerden insansız hava araçlarına ve kozmopolitliğe kaydı. Ve kendini toplayıp düşünüp taşınmanın ve sinema sezonunun geri kalanını göğüslemeye hazır olmanın zamanı geldi çattı.