Osmanlı hareminde 14 yaşında bir kız

Osmanlı hareminde 14 yaşında bir kız
Osmanlı hareminde 14 yaşında bir kız

FOTOĞRAFLAR: PINAR ÖĞÜNÇ

Kösem Sultan'ın Osmanlı haremine girdiği yaşta, onun romanını yazdı. Şu anda 16 yaşında olan Aslı Eke, yeteneği ve azmiyle olduğu kadar cesaretiyle de şaşırtıyor. Onun derdi başka, fakat olay mahalli harem olunca okuyanlara Melissa P.'yi hatırlatan bölümler de mevcut...
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinarbihter@gmail.com / Arşivi

Çukurcuma’daki Mesele Kitapçısı’nda buluştuğumuzda, daha hâlâ baskıdan az evvel gelen kitabının kapağına bakıyordu. Karşımda 16 yaşında bir yazar var; 14 yaşındayken yazmaya başladığı romanı nihayet elle tutulur hale gelmiş. Diyelim ondan 10 yaş büyük bir yazarın da benzer çocuksulukta duyabileceği heyecan ona daha fazla yakışıyor. Kitapları yan yana görünce “A, iki tane, üç tane... Bunlardan tam 1000 tane var” diye seviniyor.
Aslen Ankaralı olan ama kendisini, hayatının büyük kısımını geçirdiği İzmir ’e daha yakın bulan Aslı Eke’yi, bu lise son öğrencisini, bu genç kadını yaşıtlarından ayıran bir şey var. İki yıl önce, tam ağustosböceği-karınca hikâyesi gibi, arkadaşları sokaklarda, kumsallarda gezerken, bir yazını roman yazmaya verdi. Geceleri az uyudu; daraldığı anlarda ‘Bitirmeliyim’ diye kendini şevklendirdi ve biraz da etrafında onun bir roman yazdığına inanmayanlara inat, romanını bitirdi.

‘Harry Potter’dan ‘Safiye Sultan’a
Önce internet sitelerinden ulaştığı yayınevlerine kitabını yolladı. Bazılarından hiç ses çıkmadı, bazılarından “Bizimle dalga mı geçiyorsunuz? Bu yaşta bir kız bunu yazamaz” cevabını aldı. Öyle ki, bir yayınevine annesi, Aslı’nın kimlik fotokopisini yollamak zorunda kaldı. Zaten mimar annesi, biricik kızının en büyük destekçisi. Netice... ‘Kösem Sultan’, Agora Kitaplığı’ndan çıktı.
Geçenlerde bekâretini nasıl kaybettiğini anlatarak Fransa ’da olay olan 15 yaşındaki Carmen Bramly’yi saymazsak, 14 yaşında birinin roman yazması zaten sık karşılaşılan bir durum değil. Bir de roman Osmanlı tarihinde salınıyorsa, kahramanı o renkli şahsiyetler dizisi içinde ayrıca parıldayan Kösem Sultan’sa...
Aslı’ya hayatında yazdığı ilk şeyi sordum önce. İngilizce, Türkçe bir sürü hikâyeden, yazarak eğlenen bir çocuk olduğundan söz etti. Bir de kendine dair daha hisli ve de depresif metinlerin bulunduğu günlükleri olmuş hep.
Hiç basılmamış 120 sayfalık bir romanı daha var. “Onu çok eskiden yazmıştım ama...” diyor hafifseyerek. ‘Çok eski’ dediği zaman da 12 yaşına tekabül ediyor, yani Kösem Sultan’ın hayatına dalmasından iki yıl önce...
İlk romanı, bir ‘Harry Potter’ karakterinin farklı bir dünyadaki macerası olan Aslı’nın birden Kösem Sultan sularına geçişi de ilginç... Okuldaki tarih dersleriyle hiçbir özel bağı yok, hatta okulda böyle şeyler anlatılmadığı için hayıflanıyor. Tarihten anladığı şeyi değiştirense çok satan bir tarih kitabı: “‘Safiye Sultan’ kitapları sayesinde Osmanlı tarihiyle ilgilenmeye başladım. Benimki gibi harem odaklı, çok tarih incelemesi yapmayan bir roman ‘Safiye Sultan’. Ondan sonra okuduklarımı okuldaki tarih kitaplarıyla karşılaştırmaya başladım. Anladım ki tarih savaşlardan ya da sıkıcı yazılardan ibaret değil. İçinde bir sürü hikâye var, kültürel farklılıklar var. Anlıyorsunuz ki tarihte de bir gündelik yaşam varmış. Biz nasıl yaşıyorsak onlar da öyle yaşıyormuş. Bu ilgimi çekti. O zamana dair başka kitaplar okumaya başladım.”
İlk beslenme kaynağı Reşad Ekrem Koçu’nun elinden Kösem Sultan’a dair çıkan her şeyi okumak olmuş. Hatta itiraf ediyor, romanı yazmaya başladığında Koçu’nun dilinden çok etkilendiği için, doldurmuş Osmanlıca kelimeleri... Öyle bir anlatıyor ki Aslı, romanı yazarken hem basbayağı ‘ders çalıştığını’ hem de bu süreçte büyüdüğünü, başından sonuna gelene kadar kitabın onu büyüttüğünü anlıyorsunuz.
Başka neler okumuş: “Reşad Ekrem Koçu dışında ‘Konstantinopolis’ diye İstanbul’da hayatı anlatan bayağı kalın bir kitap okudum. İlber Ortaylı’nın büyük, altın ciltli ‘Topkapı Sarayı’ diye bir ansiklopedisi var, oradan faydalandım. Kafamdan şu oda, bu oda diye uydurmadım yani... O karakter yürürken neler görür, araştırdım. ‘Haremin Efendileri’ni okudum. Kösem Sultan’ın hayır işi olarak yaptırdığı binalara dair araştırmalar yaptım. Onun dışında bulduğum kalın tarih kitaplarından Osmanlı kültürüyle ilgili bölümleri okudum. İlber Ortaylı’nın ‘Üç Kıtada Osmanlılar’ı var. Sonra, o zamanın doğum kontrol yöntemleri nelerdi, haremdeki usuller nelerdi, sadece bunlara odaklanan kitaplar okudum. Osmanlı mutfağına dair okudum. Sonuçta ne yiyorlardı, ne içiyorlardı, nasıl içiyorlardı, bilmem lazımdı...”

İlber Ortaylı okusa?
Yaş kaç olursa olsun tarihi roman yazmanın ayrı bir mesuliyeti var. Aslı, yapmak istediğinin de, sınırlarının da farkında gibi görünüyor. Defalarca sadece tarihsel gerçeklikleri anlatmadığını, kendi bakış açısı ve hayal gücü çerçevesinde bir yorumlama yaptığını söylüyor. Tinoslu Anastasya’nın köle olarak geldiği Konstantinopolis’te, Osmanlı hareminde parlayış dönemi ilgisini çekmiş. Hatta Kösem Sultan’ın entrikalar ve medcezirlerle dolu hayatından, sadece I. Ahmet’ten IV. Murat’ı doğruduğu güne kadar olan kısmını anlatmış. Aksiyon asıl sonra başlıyor.
Peki bir tarihçi okusa ne der bu romana? Mesela kitaplarından da faydalandığı İlber Ortaylı? Mesela Murat Bardakçı? Tarihçilerden ‘Ne yapalım, 14 yaşında bir çocuk yazmış’ gibi bir iltimas istemediğini, bunun bir yetişkin eseri gibi değerlendirilmesini istiyor Eke. “Eminim tarihsel hatalar vardır. Derinine inince mutlaka bulunur. Zaten saray arşivlerine başvurmadım, ulaşabildiğim kitaplardan yararlandım. Bir hata bulurlarsa da, ‘Zaten 14 yaşında yazdım’ gibi bir savunma yapmayacağım zaten.”
Romanda Aslı’nın malumatfuruşluğundan etkileniyorsunuz. Kimi dersini iyi çalıştığı yerler fazla enformatif kaçarak geldiği yeri belli etse de, edebiyata yeteneği bilmem ne camından bilmem ne kumaşına tarifleriyle, teferruatlı tasvirleriyle kendini belli ediyor. Ama en uzayan bölümler, belli ki ayrı bir hazla, Kösem Sultan’ın güzelliğini ve cazibesini anlattığı bol metaforlu, bol sıfatlı yerler. Yazanın da Kösem Sultan’a hayran olduğu, bir arkadaşı gibi sevdiği, hatta o olmak istediği o kadar belli ki...
Osmanlı tarihinin en nevi şahsına münhasır karakterlerinden Kösem Sultan’ın özgüveni de belki Aslı’nın kendine yakın bulduğu bir mizaç özelliği... Sonuçta 14 yaşında cüret ettikleri ortada... Bu noktada, “Kösem Sultan’ın haremde kendini kanıtlama çabasında korku da var. Bu da bildiği bir duygu. Evet, kendine çok fazla güveniyor. Galiba güçlü taraflarımda ben de kendime güvenirim” diyor.
Karakterlerin çoğu Aslı’nın muhayyilesinden... Onun en sevdiği, belki haremde bulmanın güç olacağı bir tipleme. Kısacık saçlarıyla gayet erkeksi, asi, kendi kültüründen vazgeçmek istemediği için Osmanlı’ya karşı nefret duyan, ateşli ve karanlık Rüveyda...
Kimi yerlerde harem kızlarının hayattan ve seksten konuşmalarının biraz ‘Sex and the City’i, ‘Gossip Girl’ü anımsattığını söyledim, çok güldü. “Benim hayatımda da rekabet var, mücadele var. Çevremde gözlemlediklerimi o döneme uyarladım. Belki markalar yok, hayat başka ama o zamanın çekişmeleri de benzer. Ahmet’in yatağına kim girdi, kim çıktı?”
Peki ilk romanını 12 yaşında yazmaya başlayan, 16’sında elinde basılı kitabını gören Aslı Eke, yazar olmak mı istiyor hayatta? Planı yurtdışında politika, uluslararası ilişkiler üzerine eğitim almak. İleride de bu konularda yazılar yazmak istiyor. Açıkçası hayal kırıklığına uğruyorum. Sanıyorum ki karşımda edebiyata âşık bir genç kadın var.
“Aslında ben Fransız Edebiyatı okumak istiyordum üniversitede. Kendime de kesin yazar olacağım diye bakıyordum. Ama etrafınızdan aldığınız tepkiler beyninizde yer ediyor. Yazarlık para kazandırmaz, Türkiye ’de kimse kitap okumuyor diye o kadar çok duydum ki... Yine de tam böyle düşünmüyorum. Bakıyoruz Elif Şafak’ın, Orhan Pamuk’un kitaplarını inanılmaz sayıda insan okuyor. Onları okuyan varsa başka kitaplara yönelecek insan vardır diye de düşünüyorum. Bu konuyu tam bilemiyorum işte... ‘Kösem Sultan’ın başarısı beni etkileyebilir. Yoksa para kazandıracağını bilsem, bana en büyük zevk veren şey bu.” Aslı’nın, hatta 90’lı yıllarda doğan bir kuşağın kafa işleyişine dair de ipuçları var bu hayati çelişkide.

Bestseller ilhamı
Yeni projeleri de düşündürücü... ‘Kösem Sultan’ı bitirir bitirmez Abdülhak Hamit Tarhan’ın hayatını yazmaya karar vermiş. Fakat yakın tarihe geldikçe, elini kolunu bağlayan çok fazla detay olması biraz bunaltmış onu; dört bölümde bırakmış. Yine de kendi arzusuyla 16 yaşında Divan şiirine girizgâh yapmış işte. Bu yeter...
Bir projesi de II. Dünya Savaşı yıllarında geçen bir aşk hikâyesi... Meşhur Nazi doktoru Josef Mengele, böyle karanlık bir karakter, âşıkken nasıl olur diye merak ederek bir romana girişmiş. Nasıl gideceğini kendisi de bilmiyor.
Bornova’da bir odaya kapanıp bir Nazi doktorunun aşkını kurgulamak... Bir yandan evet, zaten edebiyat dediğimiz böyle bir şey. Ama bütün bu hikâyede bana ilginç gelen, tarihi biyografilerle Aslı’nın zihninin edebiyatta ‘bestseller’, sinemada ‘gişe yapar’ mekaniğinde çalışması. Bu illa kötü bir şey değil; olmamalı. 2010 yılında yetenekli ve de hakikaten azimli genç bir insanın, bu yeteneğini ve azmini ‘gördüğü’ şeye akıtmasında bir anormallik bulmamak gerekiyor. 
Aslı Eke’nin bir başka çelişkisi, yakın arkadaşlarının büyük bir kısmının kitabını okumayacak olması: “Benim neslimde kitap kurdu arkadaşlarım çoğunluğu oluşturmuyor. Hepsinin bu kitabı okumayacağını biliyorum. Okuyan da ağır bir dille yazdığımı falan söyleyecektir kesin.”
Belli ki, Aslı Eke’nin adını daha duyacağız, bakalım nerelerde?

‘16 yaşındaki kız cinsellik üzerine yazdı. Dan dan dan...’
Daha bu konuya hiç gelmemişken, girizgâhı kendi yaptı. Belli ki kafa yormuş. “16 yaşındayım diye belki isyan edecekler ama romanda cinsel sahneler var.”
Osmanlı hareminde geçen 312 sayfalık bir romanda cinsellik barındıran sahnelerin olması olağan. Ama işte şu 14 yaş meselesi... Bir de yani, Aslı da elini hiç korkak alıştırmamış. Buna tesadüf mü demeli, yoksa işi psikoloji ilminin erbabına mı bırakmalı bilmiyorum, Aslı’nın 14 yaşındayken, tam da 14 yaşında Osmanlı haremine giren Anastasya’yı, bu kadar özdeşleşerek anlatımından türlü okumalar yapmak mümkün.
Bunun bir sorguya dönmesinden kaçınarak Aslı’ya, Kösem Sultan’ın cinselliği keşfedişiyle, kendisininkinin aynı döneme denk gelip gelmediğini sorarak girdim. “Öyle bakan çıkabilir ama bu kitabı cinsellik üzerine kurmadım. Zaten duyduğum, okuduğum, gördüğüm bir sürü şeyden belirli bir birikimim vardı. Bizim çağımızda keşfetme gibi bir şey olmuyor. Aileler daha açık... Her şeyi de yaşamak gerekmiyor” dedi.
Hakikaten 16 yaşındaki bir insandan ne yaşadığının dökümünü istemiyorum, ayıp bir şey. Ama Kösem Sultan’la, kendi yaşındaki bu genç kadınla bu kadar özdeşleşmesinin, hissi düzeyde onu daha ‘kadın’ yaptığı hissediliyor. İşte bu soruda dökülüyor: “Evet aslında. Kitabı yazarken kendimi cidden kaptırdığım, haremde gibi hissettiğim anlar oldu. Kösem Sultan’ın benden daha çocuk davrandığı yerler var. Duygularıyla hareket ediyor çünkü. Ama evet, cinselliği keşfediyor. Değişik cinsellik öğeleri de var. Bir, kadınlarla yaşadığı var. Daha duygusal bağları var. Ahmet’e duyduğu bağlılık var. Hadım Hamit var. Doktor Mösyö Tomes var. Sonuçta Kösem her şeyi sonuna kadar yaşamak isteyen ergenlik çağında bir genç kız. Ama ben öyle olduğumu düşünmüyorum. Bunları yazmadan önce de biliyordum.”
Çevresinde okuyanlardan, kimi bölümlerin Melisa P.’yi anımsattığını söyleyenler çıkmış. Fakat kararı net: “16 yaşındaki kız cinsellik üzerine yazdı. Dan dan dan... Bazı insanlar bu yaşta bu konuyu seçmemi anlamayabilir. Beni  ilgilendirmiyor açıkçası. Beklentilerimi biliyorum. Sansasyon için yazmadım. ‘Nereden biliyor’ diyebilirler, ailem anlattı desem, ‘Ne biçim aile?’ diyecekler. O yüzden bu kısmı hiç uzatmayacağım.”