Övülünce havaya girmeyeceksin

Övülünce havaya girmeyeceksin
Övülünce havaya girmeyeceksin
'Yağmurdan Kaçarken' adlı diziyle ekranlara dönen Ezgi Asaroğlu: "İşinizi iyi yapmayı hedeflediğinizde hayattaki bütün dengeler yerine oturur."
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

‘Hatırla Sevgili’nin Rüya’sı, ‘Binbir Gece’nin Duru’su, ‘En Mutlu Olduğum Yer’in Elif’i ama en çok da ‘Leyla ile Mecnun’un ilk Leyla’sı Ezgi Asaroğlu... Diziden ayrıldıktan sonra bir bölümlük ‘İşler Güçler’e konuk oldu; ‘Cennetten Kovulmak’ ve ‘Aşk Kırmızı’ filmlerini çekti. Şimdi ise başrollerini Ayça Erturan ve Carlos Martin’le paylaştığı, ATV’nin romantik komedi dizisi ‘Yağmurdan Kaçarken’le izleyiciyi selamlıyor 26 yaşındaki oyuncu. EkşiSözlük’te bir yazarın ‘Yeni dizisinde Carlos Martin ile başrol paylaşan eski Leylamız. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin hep Leyloş olarak kalacak’ entryisinden de anlaşılacağı gibi Asaroğlu hâlâ birçokları için Leyla...

Aslında biz de sohbete, canlandırdığı bir karakterin hâlâ bu kadar konuşuluyor olmasını nasıl değerlendirdiğini sorarak başlayacaktık ki menajerinin “Yalnız biz o dizi hakkında konuşmak istemiyoruz” cümlesiyle duraladık. Bu konuşma esnasında Asaroğlu sessiz kalmayı tercih ettiğinden sorumuza yanıt bulamadık. “İçimde daha gösteremediğim, kullanamadığım birçok parçam, daha çekeceğim çok film, anlatacağım çok hikâye var” diyen Ezgi Asaroğlu’nun bizimle paylaştıkları için sizi şöyle alalım…

Fiziksel değişiminizden başlayalım… Bir kadın saçını kısacık kestirmişse orada bir durmalı…

(Gülüyor) Saç değişimine hiç öyle özel bir anlam yüklemiyorum aslında. Oyuncu olduğunuzda farklı karakterleri canlandırdığınız için bu konuda esnek olmanız gerekiyor. Günlük hayatımda da monotonluktan çabuk sıkıldığım için bu tarz değişimlere sıcak bakıyorum ama bu değişiklik ‘Aşk Kırmızı’ filmi için oldu. Canlandırdığım karakterin duygusal karmaşa yaşadığı bir döneminde saçını kestirmesi gerekiyordu. (Filmin yönetmeni) Osman Sınav’ın önerisiydi; çok da iyi oldu bence.

Değişim yapmak sizin için kolay mıdır?

Değişim derken neyi kastettiğinize bağlı ama kolaydır. Oyuncu olunca belli sorumluluklarınız oluyor; dış görünüşünüz de işinize dahil oluyor. Eğer sorumluluklarımı aşan bir şeyse o an yaparım, çok düşünmem.

Dış görünüşle ilgili bir değişimi kastetmemiştim aslında ama madem konu oraya geldi, oyuncu olarak hep bakımlı görünme ‘gerekliliği’nin özgürlüğünüzü ne kadar kısıtladığını sorayım.

Kendimi bildim bileli kendim için bakımlı bir insan olduğumdan beni kısıtlamıyor. Ama rolünüze göre de değişebilir bu kıstas. Öyle bir karakter canlandırırsınız ki tırnaklarını yiyordur, hiç manikür yaptırmamanız gerekir. Ya da sokakta yaşıyordur, kremli kremli çekime gidemezsiniz. Bunların haricinde ben de kendine saygı duyan her kadın gibi bakımlı olmayı tercih ediyorum elbette.

Bir söyleşinizde “Göz önünde olmak, alkış almak bir süre sonra kişiyi yozlaştırır” demişsiniz…

Göz önünde bir iş yaptığınız için güzel eleştiriler alıyor, alkışlanıyorsunuz. Bir sonra bu alışkanlık hale gelirse yozlaştırır. Bu yüzden evet, insanlar övdüklerinde havaya girmeyecek, yerdiklerinde de yıkılmayacaksınız. İşinizi iyi yapmayı hedefleyeceksiniz sadece, o zaman hayattaki bütün dengeler bence yerine oturur.

Siz de pek göz önünde değilsiniz aslında…

İşimiz gereği göz önünde olduğumuz bir durum söz konusu ama evet, işim dışında ortalıklarda olmayı pek sevmiyorum ben.

Yeni diziniz ‘Yağmurdan Kaçarken’e gelelim…

Birçok farklı karakteri içinde barındıran, çok sürprizli bir kadını oynuyorum. Her an her şeyi yapabilecek potansiyeli var İdil’in ve o yüzden her bölümde kendimi yenilenmiş gibi hissediyorum. Çok hayat dolu, dışa dönük, kendi gibi olmaktan korkmayan, tökezleyip yoluna devam eden, özgür ruhlu biri ama bu onun zorlama verdiği bir karar değil, gerçekten içinden geliyor. Belli kalıplara sığmıyor.

Bir oyuncu İdil’i oynarken içinde biriktirdiği her şeyi dışarı bırakabilirmiş gibi geldi bana izlerken.

Oynarken tamamen özgür olduğunuz bir alan var, doğru. Çünkü “İdil bu, neden olmasın?” diyebilir izleyici. O anlamda benim de çok ilgimi çekti. Dış sesleri değil kalbinin sesini dinlemiş ve istediği gibi yaşamış. Hayatı sorunsuz değil kalbi kırılmamış, tökezlememiş, düşmemiş değil ama hiçbir şeyi mazeret etmemiş.

Size ne kadar benziyor?

Ben de hayatı ve yaşamayı seviyorum. O kısmı benziyor.

Dizide, pek karşılık bulmasa da sevgilisine iki saniyede bir ‘aşkım’ diyen bir kadın, bir de adamı eve bağlamak için “Ütü yaparım, yerleri paspaslarım, yemek yaparım” diyen bir başka kadın daha var. Ne düşünüyorsunuz bu kadınlık halleriyle ilgili?

Ben gerçek hayatta da izlediğim dizilerde, filmlerde ya da içinde bulunduğum projelerde karakterlere onlara yargılamadan yaklaşırım. Çünkü herkes hayatta doğru bildiği gibi yaşar. Dolayısıyla bunun bir doğrusu yanlışı, öylesi böylesi yoktur; sadece bunu söyleyebilirim.

Bugünle bir beş sene önceki Ezgi Asaroğlu arasında nasıl bir fark vardır mesela? Kendinizde, dünya görüşünüzde neler değişmiştir?

Pek bir şey değişmedi; her zaman özgür düşünen, özgür yaşayan, laik ve demokratik bir ülkede yaşamayı tercih ediyor ve seviyorum. Karakter anlamda da insanın kendine dışarıdan bakabilmesi biraz zor. Küçük yaştan beri bu işi yaptığım için artık aynı gazetecilerle bile denk gelebiliyoruz, o zaman onlar bile daha olgun bir kadın olduğumu söylüyorlar ama...

“Özgür düşünen, özgür yaşayan bir ülke” dediniz. Yaşadığınız ülkedeki özgürlük durumuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ben kendi özel hayatım içinde, yakın çevreme, arkadaşlarıma fikirlerimden bahsediyorum çünkü ülkemdeki ve dünyadaki gelişmeleri takip eden bir insanım; haliyle sohbet bir yerde oraya geliyor. Ama sadece işimle gündeme gelmek istiyorum, o yüzden bu konularda çok fazla konuşmamayı tercih ederim.

‘Aşk Kırmızı’ filminiz vizyonda. Nasıl yorumlar alıyorsunuz, onu konuşalım.

O kadar güzel geri dönüşler alıyorum ki ne kadar mutlu oluyorum, anlatamam. Özellikle oyunculuğumla ilgili, samimiyetleri daha söylerken geçen insanlardan çok güzel şeyler duydum ki bu benim için inanılmaz bir motivasyon oldu.

Yaşınıza oranla çok fazla filminiz var aslında...

Şanslıyım bu konuda ama illa sinema filmim olsun diye her gelen sinema filminin içinde de yer almadım ben; kendimi içinde görmediğimde kabul etmedim. Küçük yaşımda başladım bu işe ama en başından beri gelen işleri titizlikle seçiyorum. O anlamda sinemanın bana verdiği manevi tatmin çok başka.

Oyuncu olmak istediğinizi fark ettiğinizde kaç yaşındaydınız?

17 yaşımdaydım, liseyi yeni bitirmiştim. Aslında işin o kısmı kendiliğinden gelişti; dönüp baktığımda hatırlayamıyorum bile. Bu işi yapmak aklımda yoktu ama her zaman severek yapılan işlerde başarılı olunabileceğine inanıyordum, o şekilde büyütülmüştüm. Beni yönlendiren de zaten ailem oldu.

İzmir’de doğmuş ama Ankara ’da büyümüşsünüz. Bana içinde Ankara ve gri kelimelerinin yan yana gelmediği bir cümle kurun...


Bende İzmir, Ankara ve İstanbul’un kültürel sentezi var. İstanbul’la ilgili olanları daha çok hatırlıyorum aslında ama mesela Ankara’da Kuğulu Park’ta kâğıt helva yemek ve kuğulara simit atmak keyiflidir ve asla gri değildir.