Oynamasına oynayalım da...

Oynamasına oynayalım da...
Oynamasına oynayalım da...
Aydın Bulut imzalı 'Benimle Oynar mısın?' içinden futbol geçen bir drama olmaya çalışıyor ama başaramıyor. Filmin yetersiz senaryosu, özensiz reji ile birleşince ortaya çıkan sonuç hayal kırıklığı.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Futbolla yatıp futbolla kalkan bu ülkede içinde futbolun hakkıyla yer aldığı film sayısı o kadar az ki. Futbolu forma giyip sokaklara çıkmak, tribünde ya da televizyon karşısında marşlar söylemek gibi algılayıp öyle göstermek işin en kolayı hiç kuşku yok ki.
Aydın Bulut öyle yapmamaya çalışıyor. Futbolu, insanlarla, semtle ve aile ile bağlamaya niyetlenip ‘canlı bir organizma’ olarak anlatmayı aklından geçiriyor belli ki. Ama maalesef aklından geçirdiklerini perdede görebilmek imkânsız.
‘Benimle Oynar mısın?’, Türkiye ’nin bulunduğu semtle en fazla özdeşleşen, semtin insanlarının günlük hayatının bir parçası haline gelen takımını yani Beşiktaş ’ı arka fona alarak dramatik bir hikâye anlatmaya çalışıyor bizlere. Bulut, 2008’de ‘Başka Semtin Çocukları’ ile denediği ama sonunu toparlayamadığı ‘mahalle kültürü, dayanışması ve çatışması’ temasını burada da işletmeye soyunuyor. Tatsız bir olay nedeniyle hapis yatmak zorunda kalan Sibel, cezasını çektikten sonra doğup büyüdüğü Beşiktaş’a geliyor. Yetiştirme yurdundaki çocuğunu geri alabilmek için hayatını düzene koymaya çalışan Sibel bir yandan semt halkının yoğun desteğini görürken öte yandan da geçmişteki kötü anılar ve adamlar da peşini bırakmıyor.
‘Benimle Oynar mısın?’ın müthiş bir ‘zamanlama talihi’ de var. Film her ne kadar Gezi direnişi’nin hemen öncesinde tamamlanmış olsa da Çarşı’nın bu süreçte üstlendiği rol ve edindiği popülarite nedeniyle ister istemez ilgi çekiyor. Bulut da bu durumu görmüş olacak ki, finalde Gezi işgal edildikten sonra Çarşı’dan Taksim’e yapılan büyük yürüyüşle bitiriyor filmini. Ama “Çarşı’nın havası nasıl” diye merak edip de filmi izleyecek olanlar hayal kırıklığına uğrayacak gibi görünüyor.
Belki biraz ‘acımasız’ olacak ama filmin her yerine sinen acelecilik ve baştan savmalık bir noktada sinir bozucu bile olabiliyor. Özensiz diyaloglar; belli ki üzerinde yeterince çalışılmamış planlar; atlayıp duran ve hikâyeyi bir türlü yakalamamıza izin vermeyen kurgu; Eyşan Özhim’in acemiliği, Ertan Saban’ın pozları, Uğur Polat’ın bir kez daha kendini tekrar edişi bir araya geldiğinde sinemadan giderek uzaklaşıyoruz. Asıl can sıkıcı olan, iyi bir dizi yönetmeni olan Aydın Bulut’un oradaki estetik düzeyinin bile altında kalması.
‘Benimle Oynar mısın?’; 13 bölümde geniş geniş anlatılacak bir hikâyesi, 100 dakikalık tek bir bölüme tıkıştırılmış ve yayın günü baskısı nedeniyle hızlıca çekip bitirilmiş bir iş olarak kayıtlara geçiyor.