'Oynamayı sevmem'

TV'nin 'dalgın' bakışlı yüzü Pelin Batu, gerçek hayatta oynamayı sevmiyor. Batu,
"Bazen vücudumuzdan başka bir yerde
olabiliyoruz" diyor.
Haber: ŞEBNEM İYİNAM / Arşivi

'Ben hep kitap okurum, hep piyano çalarım, resim yaparım.' O bunları söylemese de Pelin Batu'yla ilgili yazıların girişinde hep bunlara yer veriliyor. Ama o bazen de boş boş oturup TV seyrediyor, köpekleriyle oynuyor. Yani hiç o kadar olağandışı şeyler yok onda. Onun hakkında yazılanlar tekrara biniyor. O da sorular karşısında keodini tekrar ettiğinin farkında, "Ama yapacak bir şey yok" diyor.
Sizi merak etmek ne mümkün. Yüzünüzün, gönlünüzün karanlıkta kalan bir kısmı var mı sizin?
Herkesin göstermek istediği ve göstermek istemediği yüzleri olabilir. Ben oyunculuktan çok zevk alıyorum ama gerçek hayatta oyunculuk, beni gerçekten rahatsız ediyor. O yüzden her zaman olabildiğince dürüst olmaya çalışıyorum. Bazen kendimi anlatmamak, dış dünyayla bütün bağlantımı kesmek istediğim anlar oluyor, zaten o zamanlarda da ne röportaj veriyorum, ne de insanlarla konuşuyorum. İnsanlar benim doğallığımı olduğu gibi aldıkları için belki de, merak edecekleri bir şey bile kalmıyor.
Dış dünyayla zaman zaman kopukluk yaşıyor musunuz?
Konsantrasyonla ilgili aksaklıklar olabiliyor. Vücuden burada olmamıza rağmen bazen başka bir yerde oluyoruz. Bu herkes için geçerli. Bir filmden çıktığımda bir müddet o filmde kalırım mesela, hemen konuşmak istemem. Benim bir dünyam var ve pat diye onu paylaşmak zor geliyor bana.
'Aşk biraz da böyle bir şey'
Baktığınız şeyin arkasına bakar gibi bir haliniz var... Bu arada baktığınız şey ona baktığınızı sanabilir. İnsan bazen yaşadığı aşklarda da karşısındakine bakıyor gibi yapıp, aslında onun arkasındaki şeye gidiyor olabilir mi?
İnsanlar sadece aşkta değil, bütün ilişkilerinde hayal ettiği, kafasında yarattığı ya da özlediği bir yaratığa gider. Korkularını, hayallerini, özlemlerini hep kafasının bir kenarında tutuyordur zaten. Biriyle ilişki kurduğu an karşısından gelen enerjiyi, hayatı, tecrübeyi alıp buna onda görmek istediklerini de katar... Aşk biraz da böyle bir şey. Hayal ettiğimiz şeyleri onda bulabilmeyi istemek aslında.
Siz aşağı yukarı steril bir dünyanın insanısınız. Oysa hayatınıza aldığınız ilk erkek modeli bunun çok dışında biriydi...
Evet, Mustafa Altıoklar...
İki ay önce biten ilişkinize dönüp baktığınızda bu seçimi şimdi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet, o bir fanus adamı falan değil. Fakat bu seçimin de benim için başkaldırıyla falan bir alakası yok. Yani prenses kurt tarafından baştan çıkarılmış falan değil.
Neydi sizi ona çeken peki?
Evet, yaş faktöründen tutun da, onun sinema dünyasındaki duruşuna, daha önceki ilişkilerine, vs. evet böyle pastolize, tertemiz, fanusun içinde büyüyen kız ve dünyayı görmüş adam durumları vardı. Sanki benden beklenilmeyeni yapacağım hırsıyla yapmışım gibi algılandığı da oldu, ama bu onların çizdiği bir portreydi. Bizse tanıştık ve tutulduk işte.
Peki neden bitti?
Yıprandı. Dinamiğini kaybetti. Neden bittiğini tam olarak ben de bilmiyorum. Galiba Halil Cibran'ın Ermiş'te yazdığı gibi, iki ağacın birbirinin gölgesinde yetişemeyeceği gerçeği ya da tapınakta kolonların ayrı ayrı durup da çatıyı taşıyabileceği...
Nasıl ayrıldınız. Konuşarak mı?
Son zamanlarda tartışır olmuştuk. Çok basit şeyler üzerineydi. Ben saat 19.00'da sinemaya gitmek istiyorsam, o 21.00'de gitmek istiyordu. Aslında domino efekti gibi bir şeydi. Gerginlik giderek artıyordu, birbirimize destek yerine köstek olmaya başlamıştık. Sonra bir akşam oturduk ve konuşmaya başladık. O akşam çok ağladık.
Ayrılmayı kim istiyordu?
İkimizin mantığı da bunu öngörmüştü aslında. Fakat ben öyle her zaman çok mantıklı biri değilimdir. O bu konuda daha tecrübeliydi. Benimse yaşadığım ilk ayrılıktı. Ben mutlu olayım, o mutsuz olsun istemem. Mustafa'nın yeni ilham kaynakları bulmasını istiyorum. Dış etkenler, maddi sorunlar da etkiliydi tabii.
Dış etkenden kastettiğiniz?
Konuşurken ağzımdan çıktı ama aslında bunları kastetmek istememiştim. Belki de, Mustafa oturduğu evden çıkmak zorundaydı, evsizdi yani, arkadaşında kalıyordu. Ev aramak, maddi problemler germişti onu.
Siz hayatınızda maddi olanaksızlıklar yaşadınız mı?
Hayır. Ben ailemle yaşıyorum. Yaşamım boyunca da maddi olanaksızlık pek yaşamadım/ Çünkü hep sefarethanelerde yaşadık, öyle bir zorluğum olmadı. Ama bugün kendim bir eve çıkmaya kalksam çok zorluk çekerim ben de. Dizilerde falan oynamak zorunda kalabilirim. Onu da küçümsemiyorum, tabii ki dizilerde oynayacağız ama şimdilik böyle bir şeyi zorunluluktan yapmıyorum. Lüks hayallerim de yok zaten. Kitap alabilecek durumda olmak bana yeter.
Beş yaşından beri sahnede
Oyunculuk 'rastlantı mı'?

İnsan tiyatro okurken sinema fikriyle flört ediyor, ama Amerika'dayken rekabet, fotoğraf çektirip uzun sıralarda beklemek beni her zaman korkutmuştu. Sonra her şey tesadüflerde buraya geldi. Ben beş yaşından beri konsenvatuarda okudum ama açıkçası
sinemayı düşünmüyordum, ta Ferzan Özpetek'le tanışana kadar.
Vitrinde olmak CHP yöneticisi, politikacı bir babanın kızı olmakla çelişiyor mu?
Hayır, bence hiç değil. çünkü sonuçta politika ve diplomasi de vitrinde olmak ve yaptığınız işler iyiyse ve bunun devamı gelirse bir sorun yok.
Paparazzi programları insanın canını sıkabiliyor ama insan iyi şeylere imza attıktan sonra tüm bunlara değeceğini düşünüyorum.
İtalya'da geçen son günlerinizi nasıl hatırlıyorsunuz? Babanız İnal Batu Roma Büyükelçisi olarak Apo kriziyle boğuşurken yanında mıydınız?
Ben Boğaziçi Üniversitesi'ne transfer yaptırmıştım. Babam tek başınaydı, biz ilk kez İstanbul'da kardeşim ve annemle yaşıyorduk. Sonra annem hemen gitti yanına. Babamı durmadan TV'de seyrediyordum. Her dakika bir kanalda röportaj veriyordu. Ne kadar kolotrofobik bir ortam olduğunu TV'deki yüzünden okuyordum, bu da beni çok mutsuz ediyordu.
Peki nasıl bir ana-kızsınız?
Aslında ikimiz de eşit iddiadayız. Annem çok dominant bir insan, evde çok hâkimdir. Son derece karakterli bir figür. Ama bende de onu domine etmek gibi bir istek var tabii.
Başka dillerde yaşamış bir insansınız. Anadilinizle aranızda nasıl bir ilişki var?
Üç dört sene öncesine kadar Türkçe düşünmem hiç gerekmemişti. Belki de bu yüzden hiçbir yere ait olmadığımı hissediyorum. Sadece anksiyete hallerinde de değil, her zaman
İngilizce konuşmak geçiyor aklımdan.
Ayrılığın ardından yeni hedefleriniz var mı?
Tebdili mekânda ferahlık vardır derler ya. Ben en çok huzur ve sükûnet arıyorum fakat öyle çelişkili bir durum var ki, statik olan her şeyden de sıkılıyorum. Bu müthiş bir tatminsizlik. Bu şehirde en çok yaşadığım şey kopukluk aslında. Farkında mısınız. Birileriyle tanışsak bile bir daha görüşmüyorsunuz bu şehirde.



Hayvan sevgisini anlatmak
"Bazen çok fazla sokaktaki kedilerden ve köpeklerden bahsettiğimde insanlar bana reaksiyon gösteriyorlar. 'İnsanlar bu kadar zorluk içinde yaşarken ve yemeye ekmek bulamazken sen hayvanları mı düşünüyorsun?' diyorlar ama onlar da canlı ve ben hayvanlardan bahsederken insanlara yemek verilmesin, onlar sefalet içinde yaşasın da demiyorum. Fakat hayvanların da düşünülmesi lazım. Onlar için de bir şeyler yapmamız lazım. Sonuçta bu şehri onlarla paylaşıyoruz. Buralar ne kadar bizimse onların da... Hatta daha çok onların. Çünkü tabiatı katleden onlar değil bizleriz."