'Oyun'a var mısınız?

Her insanın bir şekilde özdeşleşeceği bir sergi bu, çünkü hepimiz oyun oynayarak başladık yaşamaya ve kabul edelim etmeyelim, hâlâ oynuyoruz.
Haber: MELİS ÇELEBİ / Arşivi

Her insanın bir şekilde özdeşleşeceği bir sergi bu, çünkü hepimiz oyun oynayarak başladık yaşamaya ve kabul edelim etmeyelim, hâlâ oynuyoruz. Sergi editörü Tül Akbal
Süalp oyunun 'çocuğun yetişkin,
yetişkinin çocukmuş gibi yapabildiği, hiyerarşinin, sınıf ayrılıklarının yeniden kurgulandığı bir yer' olduğu fikrinde.
Alışılageldik bir sergi salonu beklemeyin Topağacı'ndaki mentalKLINIK'ten. Burası orta büyüklükte, giriş katı olan bir apartman dairesi. Gözden kaçırmanız pek olası değil. Dışarıdan baktığınızda bile, içeride sıradışı bir şeyler olduğu hissini veriyor. mentalKLINIK'in itici gücü, Yasemin Baydar ve Birol Demir çiftinin, günümüzün insan-nesne ilişkisini yeniden gözden geçirme istekleri olmuş. Tüketim ilişkilerinin başka türlü yaşanabileceğini ispat etmeyi hedeflemişler.
Hayatın içinden kavramlar
mentalKLINIK'in amacı sanat,
tasarım, üretim ve tüketim süreçlerine
dair, kendi etiğini yaratmak. Herhangi bir sergi mekânından farklı olarak buraya
gelip kahve içebilir, sergiyi izleyebilir,
bilgi alıp bilgi bırakabilir ve beğendiğiniz ürünü satın alarak ya da almayarak
mekânı terk edebilirsiniz.
mentalKLINIK kavramlar ile çalışıyor. İlk projesinin kavramı 'uyku'ydu. Şu an sergilenmekte olan kavram ise 'oyun'. Seçilen kavramların ortak noktaları, mekân sahiplerinin ilgilendikleri alanlarda ve hayatın içinden olmaları. 'Uyku', 'oyun' ve bir sonraki projeyi oluşturacak olan 'kopya' hepimizin hayatının fazlasıyla içinde. mentalKLINIK, kavramını belirledikten sonra proje editörünün, grafik tasarımcının ve katılımcıların kimler olacağını tespit ediyor. Editör olacak kişinin bir şekilde kavrama yakın olması gerekiyor, çünkü kavramın neresinde durulacağını o belirliyor. 'Oyun'un editörü Tül Akbal Süalp sinema üzerine çalışıyor. Oyun da bir kurgu ve bu bakımdan sinema ile yakınlaşıyor. İşte Süalp'in seçilmesi bu yüzden. Katılımcılar ise tanıdıkları ya da işlerini takip ettikleri insanlar oluyor. Demir çifti onların seçiminde daha çok hisleriyle hareket ediyor. Kimseden incelemek üzere bir
dosya talebinde bulunmuyorlar.
Bu projenin hazırlanması 6 ay sürmüş. Sergi süresi ise 3 ay. 26 katılımcı, 3 de konuk var. Katılımcıların kimisi tek başına, kimisi ise birkaç kişilik gruplar halinde çalışmışlar. 'Oyun' kavramına bakarken, tıpkı bir önceki projede olduğu gibi 'mekân' ve 'kitap' olmak üzere iki yönlü bir üretim sürecine girilmiş. Mekânda katılımcılar 'oyun' kavramını, tasarladıkları ürünlerle izleyiciye iletiyorlar. Her kavram kendi mekânını oluşturuyor. Bu kez 'oyun', soru soran bir mekân yaratmış. Bu soruların kimisi, proje süresince katılımcıların bir araya gelerek tartıştıkları toplantılarda, kimisi ise yaratım sürecinin sonucunda ortaya çıkmış. 'Oyun bir ürün mü, taklit mi, yarışma mı, strateji mi, ciddi bir iş mi ya da bir karnaval mı, yaşı var mı,
oynamanın zamanı geçti mi, oyunla yaşanır mı, değer üretir mi, bir deneyim midir?' soruları mekânın duvarlarını süslüyor ve sanki ürünlerle aramızdaki sessiz iletişimi sağlıyor.
Yetişkinler de oynar
Mekândaki ürünlerin tümü kendi başlarına varlar. Yine de duvarlardaki sorular ve sloganlarla, oyunun çok özgür gözükmesine rağmen, son derece sınırlayıcı ve kuralcı olduğu mesajını veren işaretler, onları birbirine bağlıyor. Bu işaret kimi zaman da ürünler üzerinde karşımıza çıkıyor. l Yasemin Baydar Demir'in tasarladığı ve üzerinde 'I know the rules' (Kuralları biliyorum) yazılı yelekte de bu sınırlama işaretine rastlıyoruz. 'I know the rules', çok ciddi birinin söylediği bir aforizma gibi duyuluyor ama aslında
her şeyin yapay olduğu mesajını veriyor.
l Demir bu işaretleri kara ilkokul önlüklerinin eteklerinde de kullanmış. Esnek düğmeli önlüklerle amacının,
güncel ve hayatın içinden bir malzeme kullanarak, ürünü üniformadan mültiformaya taşımak olduğunu belirtiyor.
l Sergideki en eğlenceli ürünlerden
biri Ulaş Eryavuz'un tasarımı olan, baloncuklu paket torbasından yapılmış yağmurluk. 'İster giy, ister patlat, ister sarıl, ister sıkıştır, ister katla, ister
yuvarla, ister parçala, ister parala' sloganlarıyla desteklenmiş. O baloncukları patlatmayı sevenlerin eline geçti mi yağmurluktan eser kalmayabilir ama ne
de olsa bu bir oyun değil mi?
l Peki oyun oynarken, kendinizi başka bir oyunun içinde bulmaya ne dersiniz? İşte Sony'nin savaşsız, eğlenceli,
interaktif oyununda ikisi bir arada. Oyun ekrandaki oku vurmaya yönelik. Oku vurabilmek için de ayağınızın altındaki platformda sağa sola, öne arkaya hareket etmeniz gerekiyor. Ok hızlandıkça ister istemez kendinizi dans ederken buluyorsunuz. Ne yazık ki gerçekten eğlenmek isteyenler bundan mahrum kalıyor çünkü Sony bu oyunu üretmiyor.
l En çok satan ise Teri Roditi ve Yael Roditi Alalu ikilisinin hazırladıkları erotik oyun. Seksin her zaman çok sattığı bir gerçek, bu oyun bile olsa. Bu iki kişilik bir oyun. Büyük, siyah bir kutunun içinde masaj yağları, mumlar ve iki adet göz bantı var. Nasıl oynayacağınız size kalmış.

  • Oyuncak deyip de Barbie'yi atlamak olmaz. Oyuncak tarihinin en çok konuşulup tartışılmış, karalanıp yargılanmış, buna rağmen hâlâ dimdik ayakta olan Barbie'si, Yasemin İris Yağlıyan'ın ürününe esin kaynağı olmuş. Küçüklüğünde sahip olduğu Barbie bebeklerinin elbiselerini, annesi ve annesinin arkadaşları dikerlermiş. Yağlıyan da bu kıyafetleri Yasemin Baydar Demir'in de yardımıyla, onların üzerinden alıp insanların giyebileceği boyutlarda ürettiği kendi oyununu kurgulamış.
  • Evinize sıradışı tasarımı olan bir lamba arıyor fakat çok pahalı olduğu için beğendiklerinizin yanına yaklaşamıyorsanız, Aykut Erdoğan'ın renk ayrımı film kutularının dönüşümü ile yapmış olduğu lambalara bir göz atın.
  • Alışmış olduğumuz 'önce ürün, sonra prodüksiyon' tezini Melis Ağazat, 'önce prodüksiyon, sonra ürün' antiteziyle yıkıyor. Asuman Krause, Göksun Çam ve Demet Yoruç'u top oynarken görüntüleyen Serkan Şedele'nin fotoğrafları, hologram yöntemiyle basılarak Ağazat'ın çantalarının dış cephesini oluşturuyor. Bu ürün ile yaşanan süreç ve kişiler ön plana çıkarılmaya çalışılıyor.
  • Tavandan aşağı sarkan 'Ce-e!' maskeleri, Ela Cindoruk'un tasarımı. Farklı şekillerde eller görünümündeki maskeler, bizi bebeklik aylarımıza geri götürebilir. A/P/O/G/S adındaki dört kişiden oluşan grup, grafik ağırlıklı bir oyun hazırlamışlar. Hazırladıkları posterleri/afişleri katlayarak şekiller oluşturduğunuz bir oyun bu. Giderek zorlaşan posterlerin/afişlerin en sonuncusu üzerinde kendi manifestoları yazıyor. Bu grafik oyunları, aynı zamanda tişörtler üzerine basılmış.
  • 'Tak-bas-çık' adını taşıyan takunyalar, Zehra Tümertekin'in tasarımı. Bu takunyaları kendiniz yapıyorsunuz. İki, üç ya da dört kata kadar çıkabiliyor. Amacı giyip yürüdüğünüzde, sizi her zaman görüyor olduğunuz boyuttan bir başka boyuta geçirmek.
  • Dara Kılıçoğlu'nun ürünü olan 'Robotiks' adındaki böcekler, gerek sesleri gerek boyutlarıyla çocukluğumuzun ufak oyuncak arabalarını andırıyor aslında. Tek farkları hareket etmek için elimize gereksinim duymuyorlar. Işık onları zaten yerlerinden kıpırdatıyor. Hele bu güneş ışığı olursa, daha bir şevkle hızlanıyorlar.
  • Tükürüklerinizi yarıştırmak için, Titanik'in güvertesinde olmanıza gerek yok. Londra'dan konuk katılımcı olarak yer alan Dilek Winchester, 'temizlenebilir hedef lastiği' ile 'tükür ve kazan' adlı bir oyun hazırlamış. Farklı renkteki daireler size kimin daha iyi bir tükürükçü olduğunu kanıtlayabilir.
  • Yemek masasında sıkılanlardan mısınız? O zaman Birol Demir'in tasarlamış olduğu 'game-able' (oynanabilir) adlı masa örtüsü tam size göre. İki kişi karşılıklı masaya oturduğunuzda Sydney, İstanbul, Viyana veya Düsseldorf şehirlerinden birinin haritası masanın üzerini kaplıyor. Kendi tarafınıza denk gelen sorulardan hareketle de oyunu oynuyorsunuz. Bu oyunun hiçbir kuralı yok. Adı üzerinde, 'oynanabilir'.
  • Bir hırsız-polis oyununa ne dersiniz? Ayşin Aşkar tasarladığı polis ceketi, pantolonu ve elbisesi ile sizi 'Dedektif Mick' olmaya çağırıyor.
  • Pelin Turgut ve Aysim Türkmen, insanlara oyunla ilgili birkaç cümle söyletip bunu kaydetmişler.
  • Serginin belki de en can alıcı bölümü ise Yugoslavya'dan konuk katılımcı olan Aleksandra Sekulic'in, illüstrasyon ve animasyonlar eşliğinde okunan, üç çocuk şiirinin yer aldığı bantı. İlk başta çizgi filmi andıran görüntüler ve replikler gitgide sertleşip asap bozucu hale geliyor ve 'Oyun bunun neresinde?' diye sormanıza sebep oluyor.
    Sergi 17 Şubat tarihine kadar devam ediyor. Oyun deyip de geçmeyin. Bu kadar yetişkin bir araya gelip aylarca süren bir çalışmanın sonucu olarak, ondan yeni bir dil yaratabiliyorsa, elbette oyun da ciddi bir iştir.