Oyuncak dükkânında kilitli kalmış gibiyim

Oyuncak dükkânında kilitli kalmış gibiyim
Oyuncak dükkânında kilitli kalmış gibiyim
Demir Demirkan, 'Hatırla' adlı yeni çalışmasına dövüş sahneleriyle dikkat çeken bir de klip hazırladı. "Hep bir aksiyon filminde oynamak istemişimdir" diyen Demirkan vaktiyle uğraştığı Uzakdoğu sporlarından epey faydalanmış.
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

İki şarkılık ‘Hatırla’, bir albüm habercisi mi?
Değil. Bir single daha yapacağım, bu sene sonbahar gibi, sonra albüm.

Epeydir bir albüm haberi gelmiyor sizden.
Albüm süreci hantal bir süreç. Seferber olunuyor onun için. Single’da o süreç çok kısa. Biraz da tezcanlılık var bende; bir şarkı çıkıyor, çok seviyorum, albümü tamamlayacak diğer şarkılar çıkana kadar o şarkının da beklemesini istemiyorum. Sadece şöyle bir durum oluyor; konsere çıkıyorsun, bir yeni şarkı var sadece. O zor bir durum.

Single’daki iki şarkıdan biri ‘Gel Şuraya’, Ersel Serdarlı’ya ait. Siz genelde sözü-müziği kendinize ait parçaları kullanırdınız albümlerde, bu şarkının özelliği ne?
Ersel, dünyayı benim süzgecimden görmeyi becerebildi, sanırım özelliği bu. Ben son bir senedir ‘şarkı yazmayla ilgili ne biliyorum’ üzerine düşündüm biraz. Boston Berkley’in internet sitesinden okulun hocalarının ders kitaplarını buldum. O kitaplardan öğrendiklerimi bir ekiple uygulamaya geçirelim istedim. Birkaç arkadaş toplanıp bir ekip kurduk, şarkı yazmak üzerine çalışmalar yaptık, workshop gibi düşünün. Ersel de bu ekiptendi.

Nasıl bir süreç sizin için şarkı yazma süreci?
Şarkı yazarken insanın dünyayla azıcık ilintisi kalmış gibi oluyor. O hal hoşuma gidiyor ama çok uzadığı zaman da fazla gelmeye başlıyor. Bodrum’da yazıyorum genelde.

Bodrum’a taşındığınızda 2007’ydi sanırım. Sıkılmadınız mı artık orada?
Açıkçası sıkılınıyor. Tamamen orada yaşamak gibi bir karar veremem mesela ben. Biz ilk önce, üç aylığına gittik Sertab’la, birlikte ‘Painted On Water’ albümü için çalışacaktık, interneti olsun ama insanlardan uzak olsun istedik. Üç aylığına bir yer kiraladık orada, sonra baktık oluyor, burası güzelmiş deyip İstanbul ’daki evi bıraktık, oraya yerleştik. Kiraydı, satın aldık. İlk gittiğinde harika oluyor açıkçası, ama sonra o sessizlik seni rahatsız etmeye başlıyor. Birileri arıyor, televizyonda arkadaşlarını görüyorsun, hayat akıyor bir yerlerde, çok uzak kalıyorsun. Oradaysa akşam olmuyor, akşam olsa sabah olmuyor, öyle bir yer. Bu tempo yorduğu zaman kendini oraya atmak çok iyi geliyor ya da bir şey yazarken çok iyi oluyor orası ama o sessizliğin içinde boş kalırsan kâbus gibi.

Son single’da da klasik sound’unuzdan hiç sapmamışsınız. Şu sıralar herkes elektroniğe döndü, sizin aklınızdan da geçti mi böyle bir fikir? Çok düşündüm aslında ama yapmadım. Çünkü ben genelde “Kabiliyet sınırlarım içindeyse neden yapmıyorum” diye düşünürüm ama aslında bu sağlıklı bir düşünce tarzı değil. O zaman bir insan için çok fazla şey yapmaya başlıyorsunuz çünkü. Bazen bu yüzden gece oyuncakçıda kilitli kalmış bir çocuk gibi oluyorum. Sabah olsa da biri beni buradan kurtarsa dediğim çok oluyor.

Ama mükafatını da alıyorsunuz. En son geçen hafta ‘Zenne’nin müzikleriyle SİYAD en iyi müzik ödülü kazandınız. Soundtrack yapmak nasıl bir pratik sizin için?
Görüntüye müzik yapmak çok farklı. O role girmem gerekiyor ki seyirciyle aradaki duygusal köprüyü kurabileyim.

‘Zenne’nin içine girmek nasıldı?
‘Zenne’ hakikaten acayip bir karakterdi. İç dünyası feci renkli, aykırı bir karakterdi. Onun için müzikal aykırılık ve tezatlara da gitmek gerekiyordu. O ikilem müzik yazmak için verimli bir yerdi, oradan çözdüm olayı.

Tekrar ‘Hatırla’ya dönelim. Klipte dövüş sahneleri var. Envai sporla ilgilendiğinizi biliyoruz, dövüş sanatları da onlardan biri mi?
2002-2007 arası Çin dövüş sanatlarıyla epey ilgilendim. Çinli bir hocam vardı. Sonra sakatlanıp bıraktım. Ama unutmadım hiç, bisiklete binmek gibi çünkü. Bu klip fikri çıkınca da bayıldım, zaten hep bir aksiyon filminde oynamak istemişimdir. Gerçi benim çalıştığım dövüş sanatlarıyla klipteki arasında çok fark var ama yine de klipte bir estetik olduğuna inanıyorum. Ekip çok iyiydi çünkü ‘Taken 2’de görev alan stunt ve özel efekt ekibiyle çalıştık.

Bu ara hangi sporla ilgileniyorsunuz?
Bu ara evdeki spor odamızda ciddi spor yapıyorum. Eskiden ev yetmezdi, uzun süre Maçka’da bir salona devam ettim bu yüzden. Ama insan yaptığı şeyde ehilleşmeye başladığı zaman çok fazla teferruata ihtiyaç duymuyor galiba. Hani gitaristler için de öyledir, ilk başta gitarları, aletleri dizerler bir heves, 15-20 sene sonra bir gitar, bir anfiyle takılırlar ya, öyle.

Meditasyon ve veganlık nasıl gidiyor peki?
Veganlık bitti. Bir ara vegan da vejetaryen de oldum; denedim. Çok hayvansal gıda alıyorsanız, o değişimin ilk zamanlarında vücut çok rahatlıyor, ciddi bir detoks oluyor çünkü. Çinliler hayvansal gıdalara yang, bitkisellere de yin diyorlar. Çok fazla hayvansal gıda alınca beden de zihin de yang olmaya başlıyor. Onu bırakıp yin’e doğru kayınca, o aradaki birkaç ay müthiş bir denge buluyor vücut. Ama sonrasında bu sefer de çok fazla yin olmuş oluyorsun. Ben altıncı aylarda filan bıraktım ikisini de çünkü çok sert spor yapıyorum ve enerjimi çok düşürüyor bu tip tek taraflı beslenme. Ha bunu da yapan var, örneğin evde bitkiler filizlendiriyorlar, çünkü bitkilerin o ilk filizinde çok fazla protein varmış, o ihtiyaçlarını oradan karşılıyorlar filan, ama yok, çok fazla teferruat var, bana göre değil.

Bu arada klipte sıcak görüntüler de var. Sanatçılar bir noktadan sonra, mesela evlenince filan genelde o rollere girmezler, klipte başka bir çift oynar, sanatçı da arada kenarda köşede görünür ya hani, siz bundan kaçınmamışsınız…
Bir sette, biriyle öpüşmek filan hakikaten hiç romantik bir ortam değil. (Gülüyor) Bruce Willis’e sormuşlardı bir röportajında, Demi Moore’la evliyken, ‘Ahlaksız Teklif’teki sahnelerde Demi Moore’u kıskandınız mı gibi bir soru, o da “Arkadaşlar, o set ortamını bir görseniz, ‘true love’ olmadığını anlardınız” demişti. Hakikaten öyle. Biz de Sertab’la dalgamızı geçtik, esprisini yaptık, o kadar.