Oyunculuk da yönetmenliğe giden yolda bir durak

Oyunculuk da yönetmenliğe giden yolda bir durak
Oyunculuk da yönetmenliğe giden yolda bir durak

Fotoğraf: Muhsin Akgün

Ercan Kesal, 'Yozgat Blues'daki performansıyla İstanbul'un ardından Altın Koza'da da 'En İyi Erkek Oyuncu' ödülünü aldı. Törenin üstüne sohbetteydik.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Ercan Kesal son yılların en üretken isimlerinden birisi. Öyküler, senaryolar yazıyor, oyunculuk yapıyor. Hatta doktorluğa devam ediyor… Ve hepsini de çok iyi yapıyor. Önce Nuri Bilge Ceylan için yazdığı senaryolarla (‘Üç Maymun’ ve ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’) ve filmlerde aldığı ‘küçük’ rollerle dikkat çekti. Sonra Ali Aydın’ın ‘Küf’ filminde başrole terfi etti ve uluslararası bir festivalde ilk ‘erkek oyuncu’ ödülünü aldı. Ama asıl dikkat çektiği film Mahmut Fazıl Coşkun’un ‘Yozgat Blues’u oldu. İstanbul Film Festivali’nde aldığı erkek oyuncu ödüllerine önceki akşam Adana Altın Koza’da bir yenisini daha ekledi. Kesal, oyunculuğu kendi filmini çekmek için giden yolda bir basamak olarak gördüğünü söylüyor. 

Sinemada kendinizi tam olarak nerede görüyorsunuz?

Kendimi aslında ‘Üç Maymun’dan bu yana senarist olarak görüyorum. ‘Üç Maymun’da aslında filme yardımcı olmak için küçük bir roldeydim. ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ da da öyleydi. Sonra Ali Aydın ‘Küf’ için teklif getirdi. O da küçük bir roldü ama zamanla ana role dönüştü. O zaman biraz korkuya kapıldım. “Üstesinden gelebilir miyim” diye.
‘Yozgat Blues’a dâhil olmak nasıl oldu?Mahmut, ‘Yozgat Blues’da bana gazino patronu rolünü teklif etmişti önce. Onu kısa konuştuk. Ofise bir sonraki gidişimde Mahmut ve ekibi “Başrolü oynar mısın?” diye sordular. Ama başrol karakteri kel değildi. Saçlıydı. “Benim saçım yok” dedim. Peruk konunca işler değişti. Adamın zırhına dönüştü, bir çeşit oyuncu haline geldi o peruk.
Senaryo ve oyunculukta rüştünüzü ispatladınız, yönetmenlik ne zaman?
Yönetmenlik arzum var, evet. Ama ben senaryo ve oyunculuğun da kamera arkası ve önünde yönetmenliği besleyen bir şey olduğunu fark ettim. Yönetmenin yanından ayrılmıyorum setlerde. Bu bende olası bir durumda bir oyuncuyu nasıl yöneteceğime dair birikim de oluşturdu. Yani bu el yordamıyla edindiğim tecrübelerin çok faydası olduğunu görüyorum.
Kendinizi hangi noktada görüyorsunuz şu an?Ben birazcık Yılmaz Güney’in sürecini hatırlıyorum. O da önce senaryolar yazarak başladı, sonra oyuncu oldu ve en sonunda yönetmen koltuğuna oturdu. Yazarlık kısmını da unutmamak gerekiyor. En ünlü olduğu zamanda bile usta öyküler yazıyor ve ödüller kazanıyordu.
Eşiniz Nazan Kesal da usta bir oyuncu, üstelik mektepli. Size katkısı oluyor mu?
Nazan önemli benim için. Senaryoları birlikte okuyoruz. Karakteri uzun uzun konuşuyoruz. Karakterin ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. O da tiyatroda öğrendiğini kamera önünde unutuyor. Minimal oynamak zorundasın, karakteri senaryonun tamamına yayarak, o hale getirmek gerekiyor. Tiyatroda bir manifesto var, kendi kendini yönetiyorsun, her gece o performansı birbirine benzeyen biçimde gösteriyorsun. Ama sinemada kes yapıştır durumu yönetmeni öne çıkartıyor. Kendi kendini çıkarmaya fırsat vermiyor..
Peki, ödül kazanınca “Bu iş oluyor galiba” duygusu oluşuyor mu?
Takdir edilmek güzel bir duygu. Sadece orada yarışan filmlerin, oraya özgü bir jüri tarafından değerlendirilmesi, oraya ait bir şey. ‘Üç Maymun’, ‘Küf’ yurtdışında ödüller aldı ama Türkiye ’de alamadı. Bu seçimler öznel. Bir süre sonra insan kendini terbiye ediyor. Adana’ya seçilmek güzel. Adana kendisini ispatlayan bir festival oldu.
En son Tayfun Pirselimoğlu’nun son filminde başroldeydiniz…
‘Ben O Değilim’ adı. Görüntü yönetmenimiz, Angelopoulos’un görüntü yönetmeni Andreas Sinanos’tu. İnanılmaz bir adam. Bu süreç de beni çok mutlu etti. Müthiş bir deneyim oldu benim için. Senaryo konusunda Tayfun çok önemli bir isim. Metne çok hâkim. Bu da ilginç bir deneyimdi benim için.
Bundan sonra sırada ne var?
Mahmut Fazıl Coşkun’un sonraki filmi için senaryo çalışıyoruz. Önemli olan öykü çünkü. İyi bir öykünüz varsa para bulunuyor, oyuncu da bulunuyor. Sete de çıkılıyor. Ama hikâye çok önemli. Biz Mahmut’la uzun süredir konuşuyoruz. Şimdi bir hikâyeye çalışıyoruz. Haftalarca moderniteyi, melankoliyi, postmodernizmi konuştuk. Bu arada senaryo da ilerliyor tabii. ‘Yozgat Blues’da yaptığımızın üzerine ne koyabiliriz diye düşünüyoruz. Verimli gidiyor.
Siz ne zaman yönetmen koltuğuna oturacaksınız?
Şu anda üç projem masanın üzerinde duruyor. Birini Mahmut’la çekeceğiz, kalanların içinden birisini de ben çekeceğim gibi görünüyor. Birbirimize destek oluyoruz. Belki daha sonra o bana destek olacak. Belki de başka türlü gelişir. Ben kendi işime dönerim. Sorun, para ve oyuncudan çok sinema dili olarak yaptığım işten tatmin olacağım, değecek bir süreçle başlamak istiyorum.