Özge Ulusoy: Hacı'yı kıskanırım

Özge Ulusoy: Hacı'yı kıskanırım
Özge Ulusoy: Hacı'yı kıskanırım

Fotoğraflar: Mustafa ÖZKÖK

Uzun Zamandır Hacı Sabancı ile birlikte olan ve bu ilişki yüzünden 'modern Külkedisi' gözüyle bakılan Özge Ulusoy, özel hayatıyla ilgili suskunluğunu Hürriyet gazetesinden İzzet Çapa'ya bozdu.

Askeri hakim hukukçu albay babayla, CHP İl Başkanlığı yapmış döneminde aktif siyasetin içinde yer alan bir annenin kızı o.
Askeri hakim hukukçu albay babayla, CHP İl Başkanlığı yapmış döneminde aktif siyasetin içinde yer alan bir annenin kızı o. Hayatındaki olaylar, o daha dünyaya gelmeden şekillenmeye başlamış. Annesi ona 6 aylık hamileyken menenjite yakalanmış. Ama yine de ölümü göze alıp getirmiş kızını dünyaya cesur kadın. Şimdilerde “Bir tahtan eksik oldu Özgeciğim ama iyi ki doğurmuşum seni” diyerek ve gülerek yad ediyor o günleri. Uzun zamandır Türkiye’nin en gözde kadınlarının başında geliyor. Ama güzelliğine güvenmemiş, ailenin okuma geleneğini devam ettirip iki üniversite birden bitirmiş. Oyunculuk, sunuculuk, modellik derken artık birçok tasarımda da imzası var. Kendi elbette çok güzel ama inanın kalbi daha da güzel. Ve işte huzurlarınızda Özge Ulusoy...

 

Hep göz önündesin, gündemdesin. Tüm bunları izliyoruz ama yaşam öykünden bihaberiz. Haydi gel muhabbete çocukluğundan başlayalım... 
- Ankara’da dünyaya geldim. Annem bana hamileyken menenjit geçirdiğinden doğumum çok sıkıntılı geçmiş. 
Desene mucize bebeklerdensin...
- Aynen öyle. Hamileliğinin 6. ayında anneme tüberküloz menenjit teşhisi konmuş. Doktorlar babamı çağırıp “Çocuk mu, eşiniz mi?” diye sormuşlar düşünsene! Benim sakat doğacağım, elimin ayağımın olmayacağı, zekamda bir problem olabileceği riskinden bahsetmişler...
Babanın seçimi ne oluyor peki?
- Babam annemi seçiyor tabii ki, çünkü sonuçta o sırada 8 yaşında olan bir de ablam var. Fakat sonunda annem ölümü bile göze alarak beni doğurmaya karar veriyor. Bu yüzden de anneciğimle aramda çok özel bir bağ vardır. “Bir tahtan eksik oldu ama iyi ki doğurmuşum seni” der hep (gülüyor).
İkinci baharı anne karnında yaşamışsın...
- Sorma... Annemin rahatsızlığı doğumdan sonra da devam etti. Ben ilkokula başlayana kadar bir gözü görmüyor, bir kulağı da duymuyordu. Bugün bile hâlâ beyninde bir siniri kurumuş durumda. Çok zor bir şey atlattık ama Allah’ın gücüyle ikimiz birbirimize hayat verdik.
Senin için ölümü bile göze alan annen neyle iştigal ederdi?
- Üniversitede öğretim görevlisiydi. Aynı zamanda uzun yıllar aktif olarak politikayla haşır neşirdi. 15 sene CHP’den il ve ilçe başkanlığı yaptı. Çok da iyi gidiyordu ama daha sonra işin stresi fazla gelmeye başlayınca siyaseti bıraktı. O gün bugündür sadece benden ve ablamdan sorumlu.
Sizin sorumluluğunuzu üstlenmek siyasetten bile daha stresli olmalı...
- (Gülüyor) Kesinlikle öyle.
Peki ya baban?
- Babam hukukçu albaydı. Bir süre askeri hakimlik de yaptı ama asıl iş müfettişiydi. 

BİZİM AİLENİN ORTAK HOBİSİ OKUMAKTIR

Ablan da doçent yanılmıyorsam...
- Evet, bizim ailenin ortak hobisi okumaktır, bu yüzden de hepimizin gözleri bozuk zaten. Ben hâlâ master yapmak için zaman kolluyorum. 
Politikacı anne, hukukçu baba ve doçent abla... Sen de ailenin ayrık otusun... 
- Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı Klasik Bale Bölümü ve Yeditepe Üniversitesi Sanat Yönetimi olmak üzere iki üniversite bitirdim. Not ortalamam çok yüksek olduğu için bir sene erken mezun oldum ve solist olarak dans etmeye başladım. Fakat sonra aynı sene sakatlandığım için bir türlü dansa geri dönemedim. 
Sen krizi fırsata çevirenlerdensin...
- Evet, modelliğe başladım. Fakat babam “Madem baleyi bırakıp modellik yapacaksın, yanında bir üniversite daha okuman gerekiyor” deyince ben de öyle yaptım. 
Valide hanım ne diyordu bu duruma?
- Annem zaten en başından baleye de karşıydı. Fakat babam konservatuvara gitmem konusunda bana çok destek veriyordu. 
Ailenin dominant karakteri kim?
- Annem baskın olmasına rağmen babam “Ailede mimar, mühendis, hukukçu hepsi var, bir tane de sanatçı olsun” deyince konservatuvar serüvenim başladı. 
Nasıl geçti habersiz o öğrencilik yılların?
- (Gülüyor) Vallahi çok güzel geçti. Konservatuvarda olduğum için ortaokulda, lisede forma zorunluluğu falan yoktu. Resmen “Fame” dizisindeki o hayatı yaşıyorduk.

 

O KADAR ÇİRKİNDİM Kİ  17 YAŞINA KADAR KİMSE ÇIKMA TEKLİF ETMEDİ

Güzelliğin dillere destandı herhalde...
- Genç kızlık dönemimde hiç de öyle güzel falan değildim...
Güzel değildim derken...
- Bildiğin çirkindim İzzet (kahkahalar). Kendime bakmaya daha ileriki yaşlarda başladım. Hiç unutmuyorum, orta 2’de falandık, çok yakın bir kız arkadaşımın flörtüyle üçümüz hafta sonu pizza yemeye gittik. Çocuk bana dönüp “Allah kimisine boy veriyor, başka da bir şey vermiyor” dedi. O laf hiç aklımdan çıkmaz. Düşünsene 17 yaşıma kadar kimse bana çıkma bile teklif etmedi. O gün nasıl şaşırmıştım anlatamam.
Niye o kadar şaşırdın ki?
- Ne bileyim, böyle şeylerin hiç farkında değildim galiba. Kaşlarımı bir görsen, ikisi birleşmiş tek hat halindelerdi. Üstelik çok da sıskaydım, bacaklarım kalın gözüksün diye pantolonun içine pijama giyerdim.
Benim gibiler için hâlâ sinir bozucu derecede zayıfsın... Doğru söyle bulimik falan mısın?
- Bu durum tamamen düzenli spor yapmamla alakalı. Zayıflığımla ilgili yok anoreksikmişim şuymuşum buymuşum gibi dedikodu yapanlar var. Halbuki gayet iyi besleniyorum ve dediğim gibi sporu hiç aksatmıyorum. Zamanında çok kilo alıp verdim. Hatta bir keresinde kıyafetlere sığmıyorum diye üzülmemem için Hakan Yıldırım bana özel şile bezinden bir elbise dikti de öyle podyuma çıkabildim. Uzun lafın kısası zayıf olmayı seviyorum, böyle mutluyum.
Canan Karatay’a bağlamayı bırak da şöhret basamaklarını nasıl tırmanmaya başladın onu anlat...
- 2001’de ablamın ısrarlarına dayanamayıp Elite Model Look yarışmasına katıldım ve üçüncü oldum.
Ablan niye bu kadar ısrar etti yarışmaya katılman için?
- Sadece ablam değil, konservatuvardaki arkadaşlarım da sürekli “Niye manken olmuyorsun? Bir güzellik yarışmasına katılsana” diye baskı yapıyorlardı. Ben de gaza gelip kendimi kampta buldum. Fakat orada döktüğüm gözyaşını hiçbir yerde dökmemişimdir herhalde. 
Niye?
- Çünkü tıpkı Türk filmlerindeki gibi elime bavulumu alıp Ankara’dan yola çıktım ve İstanbul’daki elemelere girdim. Diğer kızlara bakıyorum, hepsi bir ajansa bağlı, biri orada çalıştım, öbürü şununla çalıştım diye hava atıp duruyor. 
Sen ne yapıyorsun o sırada?
- Ne yapacağım? Öyle duruyorum yanlarında. Ne kimseyi tanıyorum ne de bildiğim bir ajans var. Rezil oldum diye ağlayıp durdum. Yarışmadan çıkmak istedim ama sözleşmeden dolayı bu mümkün değildi. Sonra Allah yardım etti de üçüncü olup yoluma Miss Turkey’le devam ettim. 
Bak sen ailenin çirkin ördek yavrusundaki şansa...
- (Gülüyor) Yaşadıklarım aynen dizilerdeki klişe senaryolara benziyor. Çirkin kız bir bakmışsın güzelleşmiş! Hakikaten hiç beklemiyordum böyle güzellikle ilgili bir iş yapmayı. Aslında çok küçükken garip şekilde bir gün kırmızı halıda yürüyeceğim, fotoğraflarım çekilecek diye hayallerim vardı. Fakat o günlerde neye güvenerek bu hayallere dalmışım bilmiyorum. Hissettim herhalde (gülüyor).

YAŞADIKLARIM DİZİ SENARYOLARINA BENZİYOR

Sakatlandıktan sonra bale, içinde bir ukde olarak kaldı mı peki?
- Kalmaz olur mu? Bazen bir çekim veya program için point shoes getiriyorlar. Onları ayağıma geçirdiğim an inanılmaz duygulanıyorum. Çok uzun süre “Kuğu Gölü”nde oynadım. O müziği ne zaman duysam geçmişe gidiyorum, gerçekten güzel günlerdi benim için, iyi ki yapmışım. 
Ekranla ilk tanışman nasıl oldu?
- Rafet El Roman’ın başrolde olduğu “Senin Uğruna” ilk dizi deneyimimdi. Maalesef beş bölümden sonra yayından kaldırıldı.
Ayağın bayağı uğurluymuş...
- (Gülüyor) Beş bölümlük mini diziydi diyorum, çaktırma.
Seslendirmeni kendin mi yapmıştın?
- Haydi çıkar ağzındaki baklayı, “Sesini sevmiyorlar” de (gülüyor). 

DANS YARIŞMASI SANDIM KENDİMİ “SURVIVOR”DA BULDUM

O Ses’e katıldığında Ekşi Sözlük’te senin için “Kendi kendine bile şarkı söylemesi vacip değildir” diye yazmışlar.
- Acun zaten bugüne kadar beni hep enteresan işler için aradı. İlk konuştuğumuzda “Dans yarışmasına sokacak herhade” diye düşünürken kendimi pat diye “Survivor”da buldum. Tekrar aradığında “Sen şarkı söylüyor musun?” diye sordu. “Vallahi duşta bile söylemiyorum, ben bile kendi sesimden korkuyorum” dediysem de dinletemedim. “Yok yok söylersin” diye ısrar etti.
Acun kendi kaşındı yani?
- Aynen ama sesimi duyan üç jüri üyesi de dönmüştü, dikkatini çekerim.
Bu bet ses kimden çıkıyor diye dönmüş olmasınlar...
- (Gülüyor) Ki ben üç sene piyano, üç sene solfej ve müzik teorisi dersleri aldım konservatuvarda. 
Buna rağmen olmayınca olmuyor.
- Olmuyor işte, zaten nodül var bende. Fakat konuşma sesimi seviyorum. Herkesinki gibi olsaydı mutlu olamazdım.
Seninki “Bu Ses Türkiye”...
- Zaten o programı yapıp kendim katılacağım (kahkahalar).

EKSTRA SALAK OLDUĞUM SÖYLENEBİLİR

Sende “kötü kadın sesi” olduğunu da söylüyorlar...
- Aslında doğru ama beni bir türlü kötü kadın rolüne layık görmüyorlar. Önüme hep zengin kız senaryoları geliyor nedense. Halbuki karakterli bir kötü kadını canlandırmayı çok isterim. Hani şöyle sırf yılanlık olsun diye yılanlık yapmayan, kötülük yapmak için sebebi olan bir kadın...
Özel hayatında yılan mısın peki?
- Hiç değilim. Hatta açık ve net bir şekilde ekstra salak olduğum söylenebilir. Hani çok klişe bir laf var ya “herkesi kendim gibi bildim” diye, işte benimki de o hesap, insanlara çok çabuk güvenen salaklardanım...
Ne burcusun sen?
- Akrep ama artık su akrebi midir, muhallebi akrebi midir anlamadım gitti. Hiç burcumla alakam yok anlayacağın. Olsa olsa benden iyi balık olur...
Hadi Özge abartma, hem bu kadar ünlü hem de bu alemde olacaksın, “intikam ve kıskançlık duygum yok” dersen inandırıcı olmaz...
- İntikam duygum hiç yok ama sevdiğim insanı kıskanırım veya iyi bir iş yapılmışsa “niye ben düşünemedim” diye içimden geçiririm. Ama öyle kötülüğüm falan olmaz. Bugüne kadar tek zararım kendime olmuştur. Beni sevmeyenler bile arkamdan “Ay Özge ne yılandır” diyemez. 
Yılan mısın akrep misin bilmem ama kesinlikle iyi bir işkadınısın. Modelliğin yanında tasarıma da el attın...
- Tasarım yapmayı çok istiyordum çünkü dünyada ünlüler ya da top modellerin markalarla kurdukları işbirlikleri hep başarılı oluyor.
Kendini gerçekten top model olarak görüyor musun?
- Bu konuda mütevazı olamayacağım, evet görüyorum! 
Tek misin peki?
- Olur mu canım? Çağla var, podyuma çıktığı zamanlarda Deniz vardı.

EN BÜYÜK İDEALİM BİR ÇOCUK KİTABI YAZMAK

Tüm bu tempoya bir de kitap sığdırdın...
- Bana röportajlarda sorulan sorular ve cevapları topladığım bir kitap çıkardım. Gelirini de yardıma muhtaç çocuklar için Koruncuk Vakfı’na bağışladım. Şimdi en büyük idealim bir çocuk kitabı yazmak.
Kitabı yazmadan önce anne olmayı planlıyorsundur herhalde...
- Öyle yapmam gerekiyor sanırım, o yüzden birkaç sene daha rötarı var çocuk kitabının. Madonna gibi önce bir yavrulayayım sonra yazarım.
Yakın gelecekte çocuk istiyor musun?
- Daha bende öyle bir his ve arzu yok. Sonuçta bu hormonal bir durum, eminim ki zamanı gelince ben de isteyeceğim. Önümüzdeki bir iki sene evlilik ya da çocuk programımda yok.
Kız arkadaşlarının ayrıldığı erkeklerle konuşmadığın doğru mu?
- Değil konuşmak selam dahi vermem. Acayip sinir oluyorum onlara. Benim kız arkadaşıma gıcıklık yapanın suratına bile bakmam. Dostuma yapılan haksızlığı kendime yapılmış gibi hissediyorum. Ayrıca bu sırf erkekler için de geçerli değil. Haksızlığı yapan kadınsa onunla da konuşmam. 
Nereden biliyorsun kimin haklı olduğunu?
- O kadar küçük bir çemberin içinde yaşıyoruz ki kim kimin ne olduğunu biliniyor. Benim çok iyi kadın dostlarım var ta Ankara’dan beri süregelen. Yine de hiçbir erkek arkadaşım, bana kadınların yaptığı kötülüğü yapmamıştır. 
Kadınların en büyük düşmanı kadınlardır klişesi...
- Eh bir sebebi var bu klişenin. Kadınlar daha çetrefilli düşünüyor. Çünkü erkeğe bir şey sordun mu ya evet ya hayır; ya siyah ya beyaz. Ama kadında turuncular, pembeler, morlar... Ne ararsan var yani.


20 LİRA KAZANIYORSAM 3’ÜNÜ KENARA KOYUP SONRA EMLAK ALIYORUM

Sıkıldım podyumlardan, haydi gel tasarıma geri dönelim... 
- Kendime göre jean pantolon bulmakta zorlanıyordum, bulduğumda da çok para vermek zorunda kalıyordum. En iyisi istediğim gibi ürünleri kendim tasarlayayım dedim ve bu işe girdim.
Pintiliğin yüzünden tasarımcı oldun yani...
- (Gülüyor) Pintilik falan değil ya, kıyafete çok para harcamayı sevmiyorum o kadar.
Ne yapıyorsun kazandığın paralarla?
- Emlak alıyorum.
Aaa doğru senin için emlak zengini diyenler var...
- Yok canım, daha o kadar olmadım. Bu hareketli zamanın ne kadar süreceğini bilmediğim için 10 lira kazanıyorsam 3 lirasını harcayıp kalanını köşeye atıyorum. Kendi ayakları üzerinde durmak isteyen bir kadınım. Annem bizi böyle yetiştirdi. Bazen kızıyorum ona bu konuda...
Yahu ne iyi yapmış kadın, niye kızıyorsun?
- “Aman kendi ayaklarınızın üzerinde durun, aman kimseye muhtaç olmayın” diye diye bizi fazla güçlü yaptı. Haliyle insanlar hiçbir şeye ihtiyacım yok sanıyorlar.
Yoruyor mu bu durum seni?
- Yok alıştım artık, güçlü olmaktan da görünmekten de yorulmuyorum.


AYAK PARMAKLARIMDAN BİR TANESİ UZAYLI

Daldan dala atlayayım mı?
- (Gülüyor) Atla gel İzzet.
Güzelliğiyle bu kadar ön planda olan Özge’nin vücudunda en beğenmediği yer neresi?
- Yıllarca balede point shoes giymekten ayak parmaklarım çok “tatlış” hale geldiler. Bir tanesi uzaylı zaten, E.T. kafası gibi başka tarafa bakıyor. Ama inan ben onları bile seviyorum, iddialı bir şekilde açık ayakkabılar giyiyorum. Beğenmeyen bakmasın, ben beğeniyorum.
Yanındaki kadının sadece güzel ama akılsız olduğunu bilen; fakat kadını kolunda göstermek için taşıyan erkeklerin güvensiz olduğunu söylemişsin.
- Kesinlikle. Çünkü kendine güvenen bir erkeğin yanındaki kadının başarısından gurur duyması lazım. Ben başarılı olduğum zaman beni üzmeye, moralimi bozmaya çalışan, bir restorana girdiğimizde “Hoş geldiniz Özge Hanım” dediklerinde suratı düşen erkek arkadaşlarım oldu daha önce.
“Daha önce” dediğine göre artık böyle bir derdin yok...
- Hacı (Sabancı) yaptığım her işte, verdiğim her kararda zaten hep yanımda. Bir şey başardığımda mutlu oluyor, beni alkışlıyor ve destekliyor. İlişkimizin huzuru için de bu çok önemli. 
Huzuru buldun mu sonunda?
- Evet buldum. Belki sana sağlıksız gelecek ama o kadar sakin ve huzurlu bir ilişkimiz var ki asla birbirimize kızmıyoruz.

EVET, HACI’YI KISKANIYORUM

Hacı’yı kıskanıyor musun?
- Eh ne yalan söyleyeyim zaman zaman kıskanıyorum tabii. Biz çok sosyalleşmeyi seven bir çift değiliz, genelde kendi içimizde yaşıyoruz ama sosyal medyada fotoğraflarımızın altına “Ay ne tatlı sevgilin var” diye yazdıklarında hafiften nevrim dönmüyor değil (gülüyor).
O seni kıskanmıyor mu peki?
- Kıskanıyor. Yeri gelince belli de ediyor zaten.
Kavgasız gürültüsüz ilişki sıkıcı olmuyor mu?
- Hayır çok da güzel oluyor. İlişkimizde tartışma ve kavga diye bir şey yok. Son zamanlarda sosyal medya aracılığıyla insanlar bizle birebir iletişime geçme imkanı buldular. Bu bir taraftan güzel, bir taraftan da çok zor bir durum. Bakalım şu meşhur varlıklı adam ve modellik yapan kız temalı Külkedisi hikayesini tamamen kırabilecek miyiz? Ama en azından insanlar benim çalıştığımı, ürettiğimi görüyordur diye umuyorum.
İnsanlar bunu görmek mi istemiyorlar yoksa gerçekten görmüyorlar mı?
- Görmek istemiyorlar. Bu kadar iş yaparken görmemeleri mümkün değil. Sanıldığı gibi bir klişenin içinde olmadığımız bilinsin istiyorum.
“Elalem ne der” o kadar önemli mi senin için?
- Evet ya... Türkiye’de ister istemez “elalem ne der”le yaşıyoruz biz. Ben kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi parasını kazanan bir kadınım. Ne ihtiyacım var, ne de kimseye muhtacım. Zaten biliyorlar artık. İlk başta çok yükleniyorlardı. İdrak ettiler sonunda. İkinci sezonumuzda daha iyiyiz. Seyirci bizi kabul etti (gülüyor).
Çok konuşulduğu için soruyorum, Sabancı ailesiyle aran nasıl?
- Dediğin gibi çok konuşuluyor ama o konuşulan şeylerin hiçbirini duymadım ben. Anlayacağın “istenmeyen gelin” diye bir durum yok yani. Zaten daha gelin damat durumu da yok ki bizim aramızda. Böyle bir şeyi ne düşünüyoruz, ne de konuşuyoruz henüz. Bence bu tamamen o klişe fikirle alakalı. O aile bunu istemez diye düşünüyor olabilirler. Ama ben öyle bir şey hiç duymadım ve hissetmedim. İşin garibi herkes benden çok düşünüyor bu konuyu. Geçenlerde bir hanımefendiye rastladım havaalanında, “Seni alacaklar mı?” diye sordu bana. “Bilmiyorum, siz daha çok merak ediyorsunuz herhalde” diye cevap verdim ben de. Alma verme meselesi de ayıp bir şey artık. Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz. Biz sadece mutlu ve huzurluyuz, hepsi bu. 
Hiç evlilik konusu geçmedi mi Hacı’yla aranızda?
- Hayır hiç geçmedi. Bu konuşulacak bir şey değil çünkü. Ne ben oturup da “Biz evleniyor muyuz, evlenmiyor muyuz?” diyecek bir kadınım, ne de o buna maruz kalması gereken bir adam.

İNATLA SİLİKON DİYORLAR AMA BEN DAHA FITIK AMELİYATI BİLE OLMADIM

Madem bu kadar güzellik konuşuyoruz sormadan edemeyeceğim, sende estetik var mı?
- Yok ama karşı da değilim. Zamanı gelince de yaptıracağım. Geçenlerde biri “şakağına estetik yaptırmışsın” yazmış Instagram’a. Şakak estetiğini ilk kez duydum o abla sayesinde. “Çeneni yaptırdın” diyorlar, “burnunu yaptırdın” diyorlar. Anneme baksınlar, aynı burun. Sevmeseydim burnumu yaptırırdım zaten. Zamanı gelince botoks da dolgu da hepsini yaptıracağım. 
Tamam da göğüslerinin silikon olduğu konusunda iddialar çok fazla...
- İnatla silikon diyorlar. Ama ben fıtık ameliyatı bile olmadım, bademciğim hâlâ duruyor. İnanmayanlar annemle ablama bakabilir. Biz bayağı memeli bir aileyiz.
Erkek arkadaşın şurana burana estetik yap dese ne yaparsın?
- Böyle beğendin o zaman beğenmeseydin derim. 
Güzel yemek yapıyor musun?
- Yaparım ama o da zorda kalınca. Hiç keyif almıyorum mutfağa girmekten.
Evlenip çocuk olunca da mı mutfağı teğet geçeceksin?
- Yapacağız illa ki. Çocuk olunca kariyerime de bir süre ara vermeyi düşünüyorum ki ilk başta onunla birebir ilgilenebileyim. Kariyerini, özel hayatını, evliliğini ve çocuklarını beraber yürütebilen kadınlara acayip saygı duyuyorum.
O kadar çok televizyona çıkıyorsun ki hiç yüzüm eskir diye korkun yok mu?
- Doğru yerlerde gözüktüğümü düşünüyorum. Evet magazinin içindeyim fakat bundan şikayetçi de değilim. Magazinci arkadaşlarla aslında ortak bir iş yapıyoruz. Onlar olmazsa ben, biz olmazsak onlar olmaz. 
Magazin demişken, kısa bir süre önce H&M’in davetinde yaşanan o meşhur izdihamda sen de vardın... 
- Evet sorma, oradaydım. Marka bizi davet ederken orada giymemiz için elbise göndermişti, onları giyip gittik. Organizasyonu yapanlar yakın arkadaşlarım, nasıl olduysa bir talihsizlik oldu. İçeri doğru sürüklenip bir köşede kaldım. Ufak tefek, 70’lerinde bir kadıncağız yanıma gelip üstümdeki elbiseyi satın almak istedi inanabiliyor musun?
Sen ne dedin peki?
- “İç çamaşırımla mı dolanayım” dedim ne diyeceğim! Üstümden elbiseyi çıkarıp alacak düşünsene (gülüyor).

EN BEĞENDİĞİM KADIN SEREN’Dİ

Ne olacak senin bu süse, püse merakın?
- Ortaokuldayken en beğendiğim kadın Seren Serengil’di. Çok hoşuma gidiyordu onun röfleleri, makyajı, tarzı. Takı takmayı, makyaj yapmayı çok severim. Sonunda da bir makyaj markasının yüzü oldum zaten.
Muradına erdin yani...
- Bir modelin kariyerinde gelebileceği en zirve nokta, bir makyaj markasının yüzü olmaktır. Bu demek oluyor ki hem kendin bir markasın, hem de bir markanın yüzü oluyorsun. Teklif bana Note Cosmetic Pazarlama Direktörü Arzu Kartal’dan gelince açıkçası çok heyecanlandım. 
O markayı gerçekten kullanıyor musun?
- Arkasında duramayacağım hiçbir şeyi tavsiye edemem ama kalitesinden o kadar emindim ki bu yüzden bir araya gelmeyi kabul ettim. Note gerçekten çok kaliteli bir marka. Benim için hayvanlar üzerinde test edilmemesi, uygun fiyatı ve cilde zarar vermemesi önemli faktörler. Note Cosmetic ile işbirliğimiz devam edecek.

Hacı Sabancı'dan Özge Ulusoy'a ilginç yorum

Özge Ulusoy: İstenmeyen gelin değilim

Özge Ulusoy'dan Hacı Sabancı'ya romantik mesaj

Özge Ulusoy: 'Öpüşmemi Hacı engelliyor olabilir'

Özge Ulusoy: Allah'tan korkun terbiyesizler

Hacı Sabancı ve Özge Ulusoy tatilde