'Özgürlük adası'ndaki 'festival'

'Özgürlük adası'ndaki 'festival'
'Özgürlük adası'ndaki 'festival'
Dünyanın en önemli müzik etkinliklerinden Sziget festivali 5-12 Ağustos tarihleri arasında yapıldı. Gittik, yerinde gördük. Zamanımız koşturmakla geçti ama buna değdi.
Haber: MURAT MERİÇ / Arşivi

Sziget’teydik. Yıllardır peşinde olduğumuz, görmeyi istediğimiz festivale nihayet gidebildik. Kalabalıktık, kalabalık bir ortama girdik. Yüzlerce konser ve performans derken kaybolduk, sahneler arasında koşturmaktan yorulduk, yeni sesler keşfettik. Bu kadar değil: Sevdiğimiz grupları dinledik, bol bol dans ettik, yorulduk ve geldik. Sziget başka bir âlem, hani o, ‘anlatılmaz yaşanır’ denilen türden. Yediğimiz içtiğimiz bize kalsın, ‘yaşadığımız’ı dilimiz döndüğünce anlatalım.
Onlarca sahne, yüzlerce müzisyen, on binlerce katılımcı ile Sziget, Avrupa ’nın en büyük festivali. İlgimizi çekmesi bundan. Ancak bu yıl bir farklılık var: Yeni Rakı, daha ziyade kıvrak ezgilerin duyulduğu festivalin mühim sahnelerinden Roma Tent’in sponsoru olmuş ve bu sahneye adını vermiş. Hem bunu yerinde tespit etmek hem de festival deneyimini yaşamak üzere kalabalık bir kafileyle yola çıktığımızda Sziget yarılanmış, çok istediğimiz Nick Cave, Skunk Anansie, Bad Religion, Dubioza Kolektiv ve Rachid Taha sahneden inmişti. Kaçırdıklarımıza üzülerek ama dinleyeceklerimizin heyecanıyla Budapeşte’ye festivalin üçüncü gününün sabahında ayak bastık, akşamüstü alanda buluşmak üzere dağıldık ve kendimizi şehrin sokaklarına attık. Küçük, düz ve sevimli bir şehir Budapeşte. Ortasından geçen Tuna, Buda ve Peşte’yi birbirinden ayırıyor, şehir köprülerle birbirine bağlanıyor. Meşhur ‘aslanlı’ köprü ve diğer eskiler bir yana, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün birebir benzeri de var bunlar arasında; bir yabancılaşma efekti gibi duruyor. Sakin, sessiz ve ucuz bir şehir Budapeşte; başta Terör Müzesi ve kale olmak üzere görülecek şey çok, her yer yeşil. Ancak şehir, bu gezimizde ikinci planda. Asıl hedefimiz Tuna ortasında bir ada üzerinde yapılan Sziget.

Sadece müzik yok

Büyük bir alanda yapılıyor festival ve çok kalabalık. Buna rağmen alana giriş dahil hiçbir sıkıntıyla karşılaşmıyorsunuz. İçeride kuyruk yok denecek kadar az. Konser dinlerken kimse kimseyi rahatsız etmiyor, herkes kendince eğleniyor. Sahiden bir ‘festival’ ortamı burası: Sadece müzik yok. Bir yanda bir tiyatro kumpanyası, 18. yüzyıldan kalma kostümleriyle gezici arabalarında bir hikâye anlatırken diğer yanda cambazlar iki direk arasına kurdukları ip üzerinde hünerlerini sergiliyor. Atölyeler, ışık oyunları, masaj çadırları, sirk, ‘panayır’ adını taktığımız alışveriş alanı ve hatta kumsal… Her şey var Sziget’te. Dikkati bir noktaya toplamak, sadece tek bir konsere odaklanmak mümkün değil zira her yerden başka bir ses geliyor ve akıl bir anda onlara kayıveriyor.
Bunun içindir ki Sziget’te herkeste bir boşvermişlik var. Gördüğümüz müzik festivalleri içinde müziğin en yoğun olduğu ancak müziğe ilginin en az olduğu festival bu. Bir yandan muazzam grupları ve şarkıcıları izleme, yenilerini keşfetme olanağınız var ancak festival alanı öylesine kalabalık ve sahneler birbirinden öyle uzak ki, bir noktadan sonra koşturmaktan yoruluyor, baştaki heyecanı kaybediyorsunuz ve çok istediğiniz konserleri bile izlemiyorsunuz. Fiziki şartlar değil elbette tek neden: Sziget’te her anlamda müziğe doyuyorsunuz. Nick Cave’den Rachid Taha’ya, Tame Impala’dan Blur’a uzanan line-up’ıyla herkese hitap eden bir festival bu. Ancak dediğimiz gibi, sahneler uzak ve aradaki yol tam bir curcuna! Çok istediğimiz Calexico’yu dinlemeye giderken ana sahneden gelen müziğe kapılıp durmuşluğumuz ve daha önce duymadığımız, hiç aklımızda olmayan Seed’i dinlemişliğimiz var. Calexico kaçmış, sonrasında Peter Bjorn & John varmış, ne gam! “Boşver” diyorsunuz, bitiyor. Ekseriyetle alanda birlikte olduğumuz Bant ve GriZine ekibiyle en çok kurduğumuz cümleydi bu: “Boşver”.
Buna rağmen çok güzel performanslar izledik: Seed, Blur, Emir Kusturica & The No Smoking Orchestra, Peter Bjorn & John, Franz Ferdinand. ZaZ, Tame Impala ve hatta David Guetta, ucundan baktıklarımız. Konserler çakıştığı için performansın bütününü izleme şansı yok belki ama arada zorunlu tercihler devreye giriyor. Kendi adımıza, Leningrad’ı Mika’ya tercih ettik, Mika’nın konserine son dakikada yetiştik ama pişman olmadık. Sziget biraz da bu demek: Tercih ediyorsunuz. Az önceki kilit cümle burada yine devreye giriyor: “Boşver”.

‘Özgür vatandaşlık’

Sziget’e girerken elinize bir pasaport ve bir kart tutuşturuyorlar. Kartın içine yüklediğiniz para her yerde geçiyor. Pasaportta ise ayrıntılı program ve festivalle ilgili bilmek istedikleriniz var. O pasaportu aldığınız anda bir Szitizen yani Sziget vatandaşı oluyorsunuz. Sonrası ortak bir dil ve kültür : Özgürlük! Sziget’te olan bu. Pasaport ve bileğinize takılan bileklikler, şehirde de işe yarıyor: Pek çok müze ve hatta hayvanat bahçesi, festival süresince Szitizen’lere ücretsiz ya da indirimli. Dahasını isterseniz bir ‘citypass’ alıyorsunuz ve ulaşım dahil pek çok şeyi ücretsiz hallediyorsunuz. Sziget, esasen bir çadır festivali. Alanın her yerine çadır kurabiliyorsunuz. Tuvalet, duş ve yeme-içme işini alanda hallediyor, festival boyu oradan çıkmadan şahane bir hafta geçirebiliyorsunuz. Sponsorlar nedeniyle markalar sınırlı ancak rakıdan biraya, Macarların favori içkisi palinkadan viskiye her türlü içkiyi bulabiliyor, dilerseniz vegan yemeği, dilerseniz baharatlı Hint yemeği ve elbette döner, kebap gibi bizden yemekleri yiyebiliyorsunuz. Bu anlamda Sziget’te yok yok.
Özetleyelim: Gittik, gördük, ortamı izlerken rakı içtik ve “şerefe” dedik. Bu yıl bayramı ‘bayram’ eden Sziget oldu.

Her yer Taksim, her yer direniş!


Sziget, bir ‘özgürlük adası’; festival böyle tanıtılıyor. Girer girmez karşılayan ve alanın değişik yerlerinde karşımıza çıkan panolarda dünya dillerinde ‘özgürlük’ kelimesi var. Türkçesinin yanında ise tanıdık bir penguen! Bizimkiler boş durmamış, penguenli çıkartmaları ortalığa yapıştırmış. Sadece çıkartmalar değil, duvar yazıları ve ellerde taşınan bayraklar da Gezi’ye selam çakıyor bu yıl. Kimi çadırların üzerinde, sahne duvarlarında ve hatta Budapeşte’nin göbeğinde, Ronald Reagan heykelinin neden orada olduğunu anlatan ekranda bile rastladık #DirenGezi’ye… Gezi direnişi Budapeşte’de ve Sziget’te de sürüyor, “Her yer Taksim” sloganı, bir kez daha anlam kazanıyor.