Özür dilememiz gereken 'kötü çocuk'lar var

Özür dilememiz gereken 'kötü çocuk'lar var
Özür dilememiz gereken 'kötü çocuk'lar var
'İyi Çocuk Ol, Acınla Büyü' başlıklı yeni sergisini Sanatorium'da açan genç ressam Kemal Özen'e göre, bazı galeriler genç sanatçıları satışa yönelik resim yapmaya zorluyor.
Haber: MEHMET YÜKSEL / Arşivi

Kemal Özen’in adıyla ilk kez, üç sene önce Galerist’te açtığı kişisel sergi sayesinde tanışmıştık. Samsun’da yaşayan sanatçının yaptığı karakalem işler İstanbul ’daki sanat ortamının ne zamandır görmediği bir doğallık ve enerji taşıyordu. O zamandan beri sesi soluğu çıkmayan Özen’le ilgili merakımız Sanatorium’da açılan yeni sergisiyle son buluyor. Özen’in ‘İyi Çocuk Ol, Acınla Büyü’ başlıklı sergisi bizi ‘kötü çocuk’lar olmaya çağırıyor.
Samsun’da başlayan sanat serüvenin İstanbul’da üç sene önce açtığın ilk kişisel sergiyle başka bir boyuta taşındı. Bu süreci anlatır mısın?
2007’de kamu yönetimini bırakıp resim bölümüne girmeye karar verdikten sonra tüm motivasyonumu bu yönde kullanmaya başladım. Girdikten sonra istediğim heyecanı bulamadım; eğitim fakültesinde okuyordum çünkü. Samsun’da o zamanlar güzel sanatlar fakültesi yoktu ve ben de çareyi kendi kendime geliştirmekte buldum. Kütüphaneden, dergilerden, kitaplardan, internetten sürekli sanat tarihiyle ya da güncesiyle ilgili araştırmalar yaptım, okudum.
Bu süreçte, kendi yaptığım çalışmaları kendi Facebook hesabımdan yayımlıyordum. Bu vesileyle Erinç Seymen’le tanıştım, sonra Leyla Gediz’le... Leyla’nın XOXO’da yayımlanan, her ay kendi seçtiği bir sanatçıyı tanıttığı sayfaları vardı. Bir sayısında da beni tanıtma teklifinde bulundu, ben de seve seve kabul ettim tabii. Beni tanıttığı sayıdaki işler Murat Pilevneli’nin ilgisini çekmiş ve daha sonra bana sergi yapma teklifinde bulundu, bu sayede ilk sergimi Galerist’te açmış oldum.
Şu ana kadar çok iyi galerilerle çalıştın. Sen de biliyorsun ki Türkiye ’deki sanat ortamında genç bir sanatçının bu kadar hızlı ilerlemesi kolay değil. Bunu nasıl değerlendiriyorsun?
Az önce de söylediğim gibi, ben sadece yapabildiğimin en iyisini yapmaya çalışıyorum ve şansıma yolum iyi isimlerle kesişiyor her zaman . Belki benim İstanbul’da yaşamıyor olmam, İstanbul’daki sanat çevresinde olanlara ya da sergilere birebir değil de uzaktan bakıyor olmam, bana kendimi daha özgün bir biçimde anlatma olanağı sağlamış olabilir. Çünkü özellikle akademiden mezun olan genç arkadaşların çoğunun yaptığı resimlerden hangi hocadan ders aldığını anlayabiliyorsun.
Bu genç arkadaşlar atölye hocalarının yaptıklarını ve öğrettiklerini birebir uygulamanın dışına çıkamadıkları için birbirlerine çok yakın işler türüyor. Burada yanlış tabii ki bu arkadaşlarda değil, ısrarla kendi tekniğini öğrencisine benimsetmeye çalışan, aksi takdirde öğrencisine takan öğretim görevlilerinde. Bir de çoğu genç sanatçı arkadaştan ya da haberlerden duyduğuma göre genç sanatçılarla çalışan bazı galeriler onları nasıl satabileceklerinin formüllerini geliştirerek bu gençleri bu yöne doğru gitmeye zorluyorlar. Özgün olmalarını değil de piyasada satılabilecek işler üretmelerini bekliyorlar. Ben Samsun’da tüm bu piyasa hırsı kaosunun dışında kaldığım için daha erken fark edilmiş olduğumu söyleyebilirim sanırım.
Yeni serginin adı neden ‘İyi Çocuk Ol, Acınla Büyü’?
Sergide kurgulamaya çalıştığım hikâye, çocukluğundan beri kendini farklı hisseden, ancak her zaman ona normal olması yönünde dikte edilen, ‘iyi’ çocuk olması konusunda öğütlenen, aksi halde başına kötü şeyler geleceği konusunda uyarılan, toplum baskısının sonunda bu normalliği kabul etmeye çalışan, kendisini, düşüncelerini, fikrini, öz benliğini bastıran ama bazen de bastıramayan bireyin haletiruhiyesi. Zaten sergi başlığını Ahmet Erhan’ın ‘Zamanı Oy, Sesisini Sakla’ adlı şiirinden alıntıladım. Şiir çok güçlü bir içeriğe sahip ve benim anlatmak istediklerimle kesişen çokça yeri var. “İyi Çocuk Ol, Acınla Büyü” kelime olarak da kendi başına bende tarifi anlamsız bir his barındırıyor.
Kelimenin güzel bir öğütmüş gibi başlayıp daha sonra insanı derin uçurumlara iten bir sözle bitmesi, sanki güzel bir çocuklukla dünyada yaşamaya başlayıp çevresindeki olayları ve yaşam normlarını sorgulamaya başladıktan sonra ümitsizliğe, karamsarlığa giden mutsuz bir ömrü anlatıyor ve serginin ana temasını doğuruyor.
Kötü çocuk olmayı seçmek de başka acılar getirmiyor mu sence?
Bu sergide yer alan işlerin negatifi de bu zaten. Acı çekmemek için sinenlerin portreleri var bu sergide, kötü çocuk olanların aile yapısına bakışı... ‘Kötü çocuk’ olduğu için hayatlarına kastedilen ve özür dilememiz gereken o kadar çok kişi var ki bu ülkede. Ahmet Yıldız, Turan Dursun, Sevag Şahin, Aykut Alıcı… Bu isimler hafızamda derin izler bırakan isimlerden sadece birkaçı ve hiçbir bellek bu acılarla yaşayamaz.
Sergi 24 Kasım’a dek Sanatorium’da görülebilir.