Para asla uyutmaz!

Para asla uyutmaz!
Para asla uyutmaz!
Sinemanın yaşayan en büyük ustalarından Martin Scorsese, beş dalda Oscar'a aday olan son filmi 'Para Avcısı'nda, büyük bir borsa dolandırıcılığının izini sürüyor.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Kimilerine göre Martin Scorsese yaşayan en büyük yönetmen. Haksız sayılmazlar sonuçta, ‘Taxi Driver’, ‘Kızgın Boğa’, ‘Sıkı Dostlar’, ‘Masumiyet Yaşı’, ‘New York Çeteleri’, ‘Casino’, ‘Köstebek’, ‘The Aviator’ gibi sinema tarihinin unutulmaz filmlerine imza atmış bir sinema efsanesinden bahsediyoruz. 

Birçok kez Oscar’da aday olup hep kapısından dönen, ancak 2007 yılında -aslında sinematografisinde üst sıralarda yer almayan- ‘Köstebek’ ile bu ödülü müzesine götürebilen Scorsese bir kez daha heykele uzanabilecek mi, bunu 2 Mart’taki ödül töreninde göreceğiz. Ama bugün sinemalarımızda gösterilmeye başlanan ‘The Wolf of Wall Street/ Para Avcısı’ beş dalda aday olduğu Oscar heykelciklerinden birkaçı için oldukça iddialı bir film. 



90’lı yıllarda Wall Street’i kasıp kavuran Jordan Belfort’un kaleme aldığı biyografiden Terence Winter’in senaryolaştırdığı hikâye, ‘Amerikan rüyası’na etkili bir bakış. 

Belfort’un 24 yaşında genç ve hırslı bir adam olarak adımını attığı Wall Street’te önce komisyoncu ardından da şirket sahibi olarak yükselişini; milyonlarca dolarlık dolandırıcılık hikâyesini ve tabii alkol, uyuşturucu, seks ve şatafata bulanmış hayatını Scorsese’vari görkemli sahnelerle izliyoruz. 

İki dakikadan 20 milyon

Belfort’un ekonomiden anlamayan ama satıştan çok iyi anlayan ‘acemi’ bir ekiple yola çıkıp, iki dakika içinde 20 milyon dolar kazanan bir borsa oyuncusuna dönüş öyküsü aynı zamanda ‘Amerikan rüyası’nın üzerinde yükseldiği değerleri de gösteriyor bizlere. Scorsese, para kazanmak dışında bir hedefi olmayan, bu uğurda herhangi bir etik, ahlak ve hukuk kuralını takmayan; kandırabildiği herkesin parasını almakta beis görmeyen bir Belfort tablosu koyuyor önümüze. Böylece, borsa dediğimiz olgunun aslında hiçbir şey üretmeyen ama üretilen artı değerin başkaları tarafından gasp edildiği bir sistem olduğunu da öğreniyoruz bir kez daha. 

Ama Scorsese’nin bütün bunları gösterirken yaptığı kimi tercihlerden Belfort’a biraz sempatik baktığı sonucunu da çıkartabiliriz pekâlâ. Belfort’un az parası olan çoğunluğu değil de çok parası olan azınlığı çarpma iştahını; ekibiyle birlikte yaşadığı görkemli hayatı, hadi özendirici demeyelim de biraz ‘sempatik’ gösteriyor gibi. Belfort ve ekibinin açgözlülüğünü, zaten paralarını aldıkları insanların da açgözlü olmasıyla ‘makul’ görebiliriz belki ama Scorsese’nin sistemin kendisiyle fazla problemi yokmuş gibi görünüyor. 

Belfort’un ‘para’yı kendi başına bir krallık gibi görmesi; tıpkı uyuşturucuya, alkole ve sekse bağımlılığı gibi daha çok paraya da bağımlı olması hep borsa oyununun bir parçasıymış gibi geliyor nedense. Tam da bu yüzden Belfort’un büyük operasyonlar öncesinde çalışanlarına yaptığı konuşmanın, komutanların askerlere savaş öncesindeki nutukları gibi kurgunladığı sahneler muhteşem görünürken; filmin toplamından kalan tat her şeyin bir oyundan ibaret olduğu şeklinde. 

Scorsese, işini doğru dürüst yapan ama son tahlilde ‘Amerikan Rüyası’nın içinden çıkıp gelmiş birisi olarak Belfort’un hayatını bu rüyanın küçük bir sapması, suiistimal edilmesi, kötüye kullanılması, ‘çoluk çocuğun elinde oyuncak olması’ gibi görüyor belli ki. Bu yüzden Oliver Stone’un 1987 tarihli ‘Wall Street’in de olduğu gibi sorunun tam da kapitalizme özgü olduğunu, borsanın karakteri gereği durmadan Belfort gibilerini üreteceğini göstermek yerine; meselenin çözümünü büyük rüşvetleri elinin tersiyle itip evine metro ile dönen namuslu FBI ajanlarına havale ediyor. 

Ama Belfort bu oyunu ne kadar iyi oynuyorsa, Scorsese de işinin hakkını o kadar iyi veriyor. Üç saatlik süresine rağmen hiç düşmeyen temposuyla, borsanın inceliklerinden İsviçre’deki bankaların kasalarına, küçük garaj köşelerinden Wall Street gökdelenlerine, apartman dairelerinden malikânelere, tek kişilik bunalımlardan uyuşturucu ve seksin su gibi aktığı dev partilere uzanan görkemli bir film var karşımızda. 

Scorsese’nin son dönem gözde oyuncusu (New York Çeteleri, The Avitor, Köstebek) Leonardo DiCaprio daha önce üç kez aday olduğu Oscar heykeline bu kez çok yakın görünüyor. Kendi adıma oyuncunun en iyi performansı olduğunu söyleyebilirim. Aynı şeyi, giderek mükemmel bir oyuncuya dönüşen Jonah Hill için de söylemek gerek. Ama filmin açık ara en büyük keşfi ‘Neighbours’ ve ‘Pan Am’ dizilerinin ardından ilk büyük rolüyle karşımıza çıkan Margot Robbie. Uzun süredir gözümüzü ayırmadan seyrettiğimiz böylesine güçlü bir ‘seksi kadın’ performansı görmemiştik!

PARA AVCISI

Orijinal Adı: The Wolf of Wall Street
Yönetmen: Martin Scorsese
Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Jonah Hill, Margot Robbie, Matthew McConaughey, Kyle Chandler.
Yapım: 2013 ABD
Süre: 180 dk.