'Para kazanmak için bu kadar eziyet çekilmez'

'Para kazanmak için bu kadar eziyet çekilmez'
'Para kazanmak için bu kadar eziyet çekilmez'

Fotoğraf: Tolga Aktaş

Dizide, yarışmada, tiyatroda, reklam filminde... İlker Ayrık, şu aralar her yerde. Ağırlıklı olarak komedide izlediğimiz Ayrık, bu kez yeni filmi 'Kedi Özledi'yle karşımızda. "Bence komedi yeterince ciddi bir iş" diyen oyuncuyla sohbetteyiz.
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Bu hafta başrollerini Algı Eke’yle paylaştığı romantik komedi filmi ‘Kedi Özledi’yle beyazperdede olan İlker Ayrık aynı anda beş altı işi birden yürütüyor: Bir yandan ‘Seksenler’ dizisi, bir yandan ‘Ben Bilmem Eşim Bilir’ programı ve Kadıköy Halk Eğitim’de sahnelenen ‘Uçurtmanın Kuyruğu’ oyununa ek olarak Ayrık, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde oyunculuk dersleri veriyor, Kıvanç Tatlıtuğ’la birlikte reklam filmlerinde oynuyor: “Elbette yıpranıyorum ama yaptığım işlerin her birini ayrı ayrı çok doğru bulduğum için içerisindeyim.” Gerisini kendisinden dinleyelim.
Son dönemlerde her yerde sizi görüyoruz. Nasıl girdiniz bu yoğunluğa?Çalışkan bir adam olduğumu söyleyebilirim. Kendimde en sevdiğim özellik budur, çalışmaktan şikâyet etmem. Hayatımın bu döneminde de bütün işler aynı zamana denk geldi, böyle devam ederse elbette yıpratır ama bazen öyle denk gelir... Biri dizi, biri yarışma, biri reklam, biri sinema filmi ve tiyatro; beşi birbirinden farklı alanlar. İlk ‘Seksenler’ dizisi başladı, sonra sunuculuk teklif edildi. “Tamam, yapalım” dedim, ardından reklamlar geldi. Hepsi birbirini doğuruyor aslında. Sinema filmini yazın çektik, tiyatro zaten 12 yıldır asla vazgeçmediğim ve vazgeçmeyeceğim bir şey.
Bir röportajınızda eşiniz hamileyken yeterince vakit geçirememekten bahsediyordunuz. Aileniz bu durumdan şikâyetçi değil mi?
Ayda bir filan bir boş günüm var ama biz eşimle bu bir-iki sene için bir anlaşma yaptık. Bunun dönemsel olduğunu konuştuk ve karşılıklı anlayış ve sabır gösterme konusunda birbirimizi ikna ettik. Şikâyet etmeye başlarsanız mutsuz bir aile hayatınız olur.
‘Ben Bilmem Eşim Bilir’ sizin isminizle anılan bir yarışma oldu. Yavaş yavaş bir şovmene dönüşüyorsunuz…
Hiç öyle bir fikir yoktu aklımda, ben bir oyunculuğu bilirim. İrfan Şahin, “Seni sunucu yapmaya karar verdim” dedi, ben de olur dedim. İki yaz önce, bu yarışma bana teklif edildiğinde üç gün süre istedim düşünmek için çünkü sunuculuk yapıp yapamayacağımı bilmiyordum. Tutup tutmayacağını da bilmiyordum. Yer aldığım projelerde çok iyi iş dediğim ancak hiç tutmayan işler oldu, Müjdat Gezen “Neyin tutacağını bilsem trilyoner olurdum” derdi. Bunu asla bilemeyeceğimiz için biz de bu yola girdik.
Bu dört-beş iş arasında bazılarını eğlence ya da para için bazılarını ise isteyerek yapıyorum diye bir ayrımınız var mı?
Hayır yok, o zaman yaptığım işlere saygısızlık etmiş olurum gibi geliyor. Hepsi birbirinden kıymetli benim için. Birine daha çok zaman ayırdığınız için o en kıymetli olmuyor. Tiyatro zaten yapmaya çalıştığım sanatın özü, benim esas mesleğim… Televizyon deseniz programı deyip geçiyorsunuz ama büyük sorumluluk. Oyuncular “Bizim esas işimiz tiyatrodur, para kazanmak için televizyondayız” der ama ben öyle diyemem çünkü para kazanmak için bu kadar eziyet çekilmez. Zor işler bunlar.
Biraz da yeni filminiz ‘Kedi Özledi’den bahsedelim.
Film çok tatlı bir romantik komedi. Birbirini çok seven ama uzun zamandır birlikte olan bir çiftin şeytana uyamama hikâyesi… Filmdeki kedinin isminin ‘Aşk’ olması gibi metaforlar var, onlar da eğlenceli. Bir öğrencim “Hocam, tam kız kıza izlenecek bir film olmuş” dedi. Algı Eke çok güzel oynamış, Oya Aydoğan zaten süper kahraman. Seyirciler filmden çıkınca kendilerini mutlu hissedecekler.
‘Aslı ile Kerem’ dizisiyle tanıdım ben sizi. Aradan 12 yıl geçmiş. Sizin için bu aradaki dönüm noktalarınız nelerdi?
Benim için dönüm noktası Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ni kazanmamdı. Onun dışında dönemsel işlerde bulunmak görece başarılara imza atmak elbette dönüm noktaları ama hayatımın en büyük dönüm noktası okulu kazanmak oldu.
Çocukluktan beri oyunculuk mu yapmak istiyordunuz?
Yok, ben endüstri mühendisi olacaktım. Lisede oyunculuk yapana kadar aklımda hiç yoktu. Birden oyuncu olmaya karar verdim. Sanatçı bir aileden geldiğim için ailem de tam destek verdi. Hiç para kazanır mıyım, iş bulur muyum diye de düşünmedim. Nasıl bir özgüvendi bilmiyorum ama sadece istediğimi yaptım.
Sürekli komedi işlerinde yer almak bilinçli bir tercih mi peki?
Televizyon koşulları beni komediye yönlendirdi. Ama başka bir iş gelir, elbette onu da oynarım. Komedi oyuncusu olarak kalmaktan da çok memnun olurum tabii. Komedi dünyanın en zor işi ama hafif olarak algılanan bir şey. Bazı komedyenler 50’sinden sonra “Biraz da dram oynayalım” derler ama benim öyle bir derdim yok. Bence komedi yeterince ciddi bir iş.
İnsanların söylediklerine fazla kulak asmayan bir yapınız var gibi…
Bunu söylemek iddialı olur. Öyle bir an gelir, öyle birisi öyle bir şey söyler ki çok kıymetlidir. Başka bir an gelir birisi saçmalar ve çok kıymetsiz olur. Niyetine ve söyleyiş biçimine göre kafama takıp takmayacağıma karar veriyorum doğrusu.
Bu yoğunluk geçici bir dönem dediniz. Bu dönemin sonunda yapmak istediğiniz ya da ulaşmak istediğiniz bir amaç mı var?
Kendi sinema filmimi yazıp, kendi yazdığım tiyatroda da kendim oynamak istiyorum. Ama bunun için zaman lazım, biraz daha pişmem ve kalemimin gelişmesi lazım. Tiyatro ve sinema kendinizi ifade ettiğiniz alan. Buradan baktığınızda en iyi sinema filmi ve en iyi tiyatro eseri de kendi yazdığındır. Çünkü kendi ifadenizi anlamlandıracak tek şey kendi yazdığınız işlerdir. Ayrıca kendi tiyatromu açmayı da çok istiyorum.
Kendi tiyatrosunu kuranların yaşadığı sıkıntılar malum, bu dönemde tiyatro açmak cesaret istiyor…
Şaşılacak bir şey değil, Türkiye ’de tiyatro yaptırmak üzerine bir politika yok, yaptırmamak üzerine bir politika var. Sanat her zaman korkulan bir şey. Etkileme gücü var, bir dili var. O yüzden politikacılara göre ne kadar az yapılırsa o kadar iyi. Engellemek değil ama desteklememek üzerine bir tavır var. Resim ya da heykele bir katkı var mı, hiçbirine yok. Ama kendin bir şeyler yapabilmen için alternatif çözümler üretmelisin. Tiyatro finansal değil, kültürel bir yatırım.

‘100 kişiye anlatırsın 1 kişi anlar’

Altı sene önce falan okulda öğrencilerime çok kızdım. Ezber yapmamışlar, çalışmıyorlar. Müjdat Gezen’e çıktım. Hocam bunlar ezber yapmıyorlar diye sinirimi anlatmaya başladım. Bana “Niye sinirleniyorsun hayatım. Aktör dediğin her sene beş tane, on tane çıkmaz. 100 kişiye anlatırsın bir kişi anlar bir kişi de vardır o hamur ben de burayı o bir kişi için açtım” dedi. Siz de binlerce kişiye oyarsınız ama aslında o oyundan etkilenecek beş kişi için oynarsınız. Çünkü onlar da başka beş kişiyi etkileyecektir. Benim tiyatro ve sanat anlayışım böyle. Tiyatro yapmadaki inadım öğrencilerimi de cesaretlendiriyor. Bu yüzden tiyatrodan asla vazgeçmeyeceğim.