Paralel bir oyun: Tavşan Deliği

Paralel bir oyun: Tavşan Deliği
Paralel bir oyun: Tavşan Deliği
Koşa koşa gittik ağır adımlarla çıktık... İçimizde kendi tavşan deliğimize uzaklığın hüznü ve iyi bir iş yapmanın saadeti. Kendi tavşan deliğinizi aramaya koyulun en iyisi, ama o zor derseniz Tavşan Deliği'ne gidin ilkin.
Haber: Ümit Buget - umit.buget@radikal.com.tr / Arşivi

Akşam yemeği seremonisini biraz uzatınca ve herkes Asmalı Sahne'yi birbirinin bildiğini zannedince 'Tavşan Deliği'ne neredeyse hiç giremiyorduk.

İlk satırdaki soru oyunun başlamasına birkaç dakika kala yakalan tüm esnafa art arda tekrarlanan replik, sonrasıysa son bir umut tiyatroyla yapılan görüşme:

- Yemenici Abdullatif Sokağı biliyor musunuz?
- Oyun 8 buçukta mı başlıyor hep, biz biraz kaybolduk da.
- Ne kadara burada olabilirsiniz?
- Beş dakika!

Nasıl başardık bilmiyorum, ama hakikaten beş dakika sonra oradaydık...

Tavşan Deliği'ni Tiyatro YanEtki sahneye koyuyor. Başrolünde televizyon ve sinema izleyicisinin de yakından tanığı Halil Sezai'yle beraber 'İncir Reçeli' satışlarını patlatan kız, aynı zamanda Doktorlar'ın Zenan'ı, Melike Güner var. Faruk Barman (Howie), Füsun Erbulak, Öykü Başar (Izzy), Yağız Can Konyalı da diğer başroller. Oyunun yazarı David Lindsay Abaire ve yönetmeni de Serkan Üstüner.

Beyoğlu'nda bir apartmanın birinci katında, bir evin oturma odasında, bir tiyatro sahnesinde, kendimizi yıpranmış bir aile fotoğrafının içinde buluyoruz. Mesele fiziksel olarak o kadar burnumuzun dibinde akıyor ki, sanki toplanmış gizli bir paravanın ardından birinin evini gözetliyoruz.

Bir ailenin küçük, ama bir o kadar da kocaman kaybının açtığı yaraları sarmaya çalışılmasına tanık oluyoruz.

Arada kendi yaralarımıza kayıyor gözümüz, her geçen büyüyen gömleğimizdeki kan lekesine, tüm hayatımızı kaplayan gündelik telaşlarımıza, artık nefesimizi iyiden iyiye kesmeye başlayan bu hayata denk geliyoruz.

'Paralel' bir oyun Tavşan deliği. Bugünkü siyasi tartışmalarla sadece isim benzerliği onun paralelliği.

Bizi yaşadığımız bu zamanda, paralel bir evrende bizim daha mutlu versiyonlarımız olabileceği ihtimaliyle baş başa bırakıyor.

'Her şeyin buradakinden çok daha güzel gittiği bir dünya mümkün mü?' sorusu kulağımızda yankılanıyor.

Becca'nın (Melike Güner) oyun boyunca hiç dinelmeyen yarasını açan kişi, merhemini de sürüyor.

Onun paralel evreninde soluk alıyor: 'Şu an bir yerlerde iyi vakit geçiriyorum' diyor acılı anne.

Sahi, mümkün mü böyle bir şey, evrenin bir yerlerinde bizim yaptığımız hataları yapmayan, daha huzurlu, daha mutlu bizler dolanıyor olabilir mi?

Bizi bilmem ama Becca'nın aklına yatıyor bu paralel evren işi: 'Yani bu yaşadığımız hüzünlü versiyonu, orada her şey istediğimiz gibi...' diyor, oturduğu bankın üzerinden. Gözleri tüm oyun boyunca olduğu gibi gene nemli.

Ne kadar güzel olurdu aslında. Mesela yaşadığımız hayatın Ali İsmail'in hep 19 yaşında olmadığı, 20'sini 21'ini görebildiği versiyonu! Paralel evrenin bir yerlerinde? Ne güzel olurdu... Bizim yaşadığımız hüzünlü versiyonu.

Hepimizin günahlarını temize çektiği, bir nefes aldığı, kendini bulduğu, bir tavşan deliği mümkün mü, ne dersiniz?

Genç oyuncu Yağız Can Konyalı'nın performansını görmek için bile gidilebilir bu oyuna. Melike Güner'in buğusu bir an dinmeyen, hep ağlayacakmış gibi duran gözlerini görmek için bile gidilebilir.

Koşar adım girdiğimiz apartmandan ağır adımlarla çıkıyoruz. İçimizde kendi tavşan deliğimize uzaklığın hüznü, iyi bir yapmanın saadeti. Biraz evvel kaybolduğumuz sokaklarda bilmiş adımlarla ilerliyoruz... Masallardaki kadar sisli bir İstanbul akşamı, ama etrafta hiç tavşan deliği yok, kim bilir belki de biz bakmasını bilmiyoruz!