Paris bir şenlik midir?

Paris bir şenlik midir?
Paris bir şenlik midir?
13 ve 14'üncü yüzyılda sanatı zanaattan çıkartan Giotto'dan Çağdaş Sanat Müzesi'ndeki Keith Haring sergisine, Paris şu ara ziyaretçilerine geniş bir yelpazeden sanat turu imkânı sunuyor.
Haber: OĞUZ ERTEN / Arşivi

Amerikalı yazar Ernest Hemingway 1920’li yıllarda bir süre yaşadığı Paris için yazdığı ünlü kitabına isim olarak “Paris Bir Şenliktir” adını uygun görür. Gittiği kafeler, tanıştığı sanatçılar, konuştuğu yazarlar ve daha fazlasıyla bu kitap neredeyse tüm kültür sanat dünyasının zamanla Paris için oluşturduğu algıda bir klişeye dönüşmüştür. Peki, Hemingway’e bu kitabın isim ilhamını veren Hotchner’nin söylediği gibi Paris bugün de gerçekten “Genç bir insan olarak Paris’te yaşayacak kadar şansın varsa geri kalan hayatında nereye gidersen git Paris senin içinde bir şenlik olarak kalacaktır” sözlerinde anlatıldığı gibi midir? Sorunun yanıtı, yaptığımız kısa Paris sanat turu ile bir kez daha gündeme geldi. Hiç şüphesiz Paris hâlâ bir şenlik ve o şenlik içinde herkese göre bir hayat var.

Louvre’da üç önemli sergi

Louvre Müzesi, dünya sanatının babası olarak tanımlanabilecek, sanatı zanaattan çıkarıp oluşturduğu yapıta imzasını atma başarısı gösteren ilk sanatçılardan biri olan, 13 ve 14. yüzyılda yaşamış Giotto di Bondone’ye odaklanan otuz yapıtlık ‘Giotto ve Arkadaşları’ isimli sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, Giotto ile aynı dönemde yaşamış ünlü İtalyan yazarlar Dante, Petrarch ve Boccaccio gibi isimlerin yapıtlarına da yer veriyor. Rönesans’ın doğuşuna öncülük eden bu isimleri yakından inceleyebilmek için sergi bulunmaz bir fırsat oluşturuyor. 15 Temmuz’a kadar görülebilir.
Louvre’da yer alan bir diğer önemli sergi ise Alman sanatına odaklanan ‘Friedrich’ten Beckmann’a Alman Resmi ve Düşüncesi 1800-1939’ ismini taşıyor. 200’ün üzerine yapıta yer verilmiş olan bu sergi, sadece resimlerle yetinmiyor, Alman sanatını etkileyen büyük entelektüellerin yazılarına ve film endüstrisinin önemli yapımlarına da ev sahipliği yapıyor. 1939 sonrasında başlayacak olan II. Dünya Savaşı’nda Alman işgaline uğramış bir ülkede Almanya’nın bu gelişiminin sanatsal ve entelektüel dünyada ne gibi yansımaları olduğunu keşfetmek Fransızları etkilemiş gibi görünüyor. Zira sergiye yoğun bir ilgi vardı. Sergi 24 Haziran’a kadar açık.
Louvre Müzesi’ndeki her iki sergi de çok etkileyici olsa da Louvre’un asıl büyük sergisi İtalyan sanatçı Michelangelo Pistoletto’nun ‘Yıl 1: Erken Cennet’ isimli sergisiydi. Sergi dediysek bildiğimiz anlamda bir sergi değildi. Yani Pistoletto’nun yapıtları için seçilmiş, gösterilmiş bir yer yoktu. Sanat tarihinin neredeyse tüm dönemlerini bünyesinde barındıran Louvre’un dört bir köşesinde bu günlerde hiç beklemediğiniz bir anda Pistoletto’nun yapıtları ile karşılaşabilirsiniz. Da Vinci’nin yapıtlarının tam zevkine varıyorken birden karşınıza Pistoletto’nun kafa karıştırıcı, zekâ kokan yerleştirmelerine rastlayabiliyorsunuz. İstanbul Bienallerinden Türk sanatseverinin tanıdığı ‘Paçavraların Venüsü’ isimli işi de Louvre’un koridorlarında karşınıza çıkan Pistoletto eserlerinden. Sergi, 2 Eylül’e kadar Louvre’u gezecekler için ilginç sürprizler sunuyor.

Musee d’Orsay’da ‘Karanlık Romantizm’

Dünya sanatının 19. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar gelen periyodunun en önemli yapıtlarını barındıran Musee d’Orsay, 23 Haziran’a kadar ‘Gariplikler Meleği: Goya’dan Max Ernst’e Karanlık Romantizm’ isimli sergiye ev sahipliği yapıyor. 18’inci yüzyılda İngiliz Gotik romanları ile kurulan bu dünya, 19’uncu yüzyılla birlikte resim sanatında yansımasını bularak ve dünya sanatında birçok sanatçıyı etkileyerek 20’nci yüzyıla kadar yoğun bir şekilde varlığını sürdürür. Bu dönem içinde yer etmiş önemli adımları bir araya getiren bu sergi, 200 yapıt, film ve grafik işinden oluşuyor. Serginin baş eseri ise daha serginin girişinde ziyaretçileri karşılayan Henry Füseli’nin ‘Kâbus’ isimli çalışması oluyor. ‘Karanlık Romantizm’, günümüzün fantastik roman ve sinemasını derinden etkileyen yapıtları bir arada görmek isteyenler için kaçırılmaz bir sergi. 

Keith Haring coşkusu Musee d’Art Moderne’de 

Çağdaş sanatın en iyi bilinen imajlarından birinin yaratıcısı Amerikalı sanatçı Keith Haring, ‘Siyasi Çizgi’ isimli sergisiyle Musee d’Art Moderne’de. 1980’li yılların sanat dünyasına kazandırdığı Keith Haring, ilk önce metro istasyonları ve otobüs duraklarına çizdiği grafik şekillerle tanınır, ardından ünlü galerici Tony Shafrazi ile açtığı sergiler onu dünya sanat ortamının merkezine çeker. Fakat sanat dünyasındaki bu hızlı çıkışı 1990 yılında yakalandığı AIDS hastalığı dolayısıyla kısa sürer ve hayata veda eder. Bugün yapıtları dünyanın en önemli müzelerinde yer almakla birlikte Musee d’Art Moderne’deki gibi dünyayı dolaşan sergileri de yapılmakta. Sokak sanatından gelen Haring aynı zamanda önemli bir aktivist. 18 Ağustos’a kadar devam edecek sergi Haring’in bu alandaki üretiminden örneklere yer veriyor.

‘Mahler’in Üçüncü Senfonisi’

Fransız Devrimi’nin başladığı Bastille Hapisanesi’nin bulunduğu bölgede bugün Paris’in en büyük opera binalarından biri bulunuyor. Yoğun sergi trafiğine Mehmet Güleryüz’ün önerisi ve birlikteliğiyle Bastille’deki Opera National de Paris’deki ‘Mahler’in Üçüncü Senfonisi’ni izleyerek ara veriyoruz. Yakın zamanda Paris’e gidecekler için yorgunluk atmada bu gösteri şiddetle önerilir.
Biraz daha tarih ve sanat tarihi sevenler için Sen Nehri kıyısında bir sabah yürüyüşü sonrasında Sainte-Chapelle’in muhteşem vitrayları izlenebilir ve Fransa tarihi içinde bir yolculuğa çıkılabilir. Ayrıca önünde hiçbir zaman kuyruğun eksik olmadığı Notre Dame kilisesi, Victor Hugo’nun “Notre Dame’ın Kamburu”nu okuyanlarca daha da cazip bir hale gelebilir. Tabii bir de Paris’in vazgeçilmezlerinden Eiffel Kulesi’nde mayıs rüzgârının esintisini içinize çekebilirsiniz. Yalnız bu esintiyi hissetmek için kilometreleri bulan kuyruğu çekmek, saatler süren bekleyişten sonra heves kıran Eiffel kalabalığına da katlanmanız gerekir.