Paris'te bulamadıklarım

Türkiye'de yetişip de çeşitli nedenlerle yurtdışına yerleşenler, eskilerin deyimiyle 'iki dinden avare' oluyor galiba. Bir yandan yurt özlemi, diğer yandan ikinci ülkede edinilen yaşam tarzı.
Haber: ALEX AKİMOĞLU / Arşivi

PARİS - Türkiye'de yetişip de çeşitli nedenlerle yurtdışına yerleşenler, eskilerin deyimiyle 'iki dinden avare' oluyor galiba. Bir yandan yurt özlemi, diğer yandan ikinci ülkede edinilen yaşam tarzı.
Kuşadası'ndakiHümeyra Sultan'a ait Kısmet Oteli'nin terasında nefis bir manzarayı karşıma almış düşünüyorum. Güneş battı ve gökyüzü alabileceği en güzel halini aldı. Dağlar güneşten kalan son kırmızılıkta, loş ışıkta daha güvenle kahkaha atan kadınlar gibi. Sahile vuran dalgalar kuvvetlendikçe mum ışığının etkisi daha bir hoş oluyor ve kahkahalar kuvvetleniyor sanki. Ben bu manzarayı Fransa'nın güneyinde, İspanya sahillerinde veya Yunan adalarında da görmüştüm. Ama neden Türkiye'de olduğum zaman bana başka bir haz veriyor?
Babam 'Dön' diyecek gibi
Kendimi her zaman yurtdışına geçici bir süre için gitmiş bir insan olarak hissetmemin nedeni belki bu özleme yakıştırılan bir maske. 80'li yıllarda talebeliğimi bitirip, darbe nedeniyle bir müddet daha Paris'te kalmamın daha uygun olduğuna karar verdiğimiz günün üstünden geçen yıllara rağmen, sanki babam 'Dön artık' diyecekmiş gibi bekliyorum.
Paris'te bulamadığım duyguları yaşıyorum ülkemde. Türkiye'de yaşayanların göremediği bazı değerleri keşfediyorum sanki. Küçük köylü kızının sıcacık bir gülümsemeyle verdiği doğal sevgi, Bodrum Tuzla'da salaş bir balıkçı restoranında kurulan dostluklar, insanlarımızdaki doğal misafirperverlik, saygı. Bir-iki kadehten sonra açılan duygular. Belki de Avrupa'da eksikliğini hissettiğim en önemli nokta.
Şirince'de Nisanyanların otelini ararken sunulan sıcak çay. Dünyanın en şık kafesinde içilen bir çaydan daha değerli.
Avrupa'da medeniyetin, 'büyük ülke' olmanın aldığı değerler, bencillik, egoizm. Monotonlaşan, sürprizsiz ama 'iyi bir yaşam'. İkisini bir arada yürütmenin bir formülü yok belki de. Köylümü, kasabalımı seviyorum. Bu duyguları yitirmeden 'büyük ülke' olmanın formülü belki onlarda saklı. Yerinden etmeden, onlara verilebilecek daha iyi hizmet, eğitim.
Eski Gölküy'ü, Türkbükü'nü özlüyorum. Çeşme'nin 'in', Bodrum'un 'out' olduğu şu günlerde, hangi kriterlerle bu yargıya varıldığını görüp içim rahatladı.
İsmet Berkan'ın bu konudaki yazısını okuduğumda sevinmiştim, belki Bodrum eski günlerine dönüyor diye.
Keşke tamamen 'out' olsa da bizler de özlediğimiz eski Bodrum'a kavuşabilsek.