Paris'ten 'savaş haline' karşı bir ses

Paris'ten 'savaş haline' karşı bir ses
Paris'ten 'savaş haline' karşı bir ses

Fotoğraflar: Aslı Ulusoy-Pannuti

Paris'in ünlü Stalingrad Meydanı, Dünya Sığınmacılar Günü çerçevesinde, 'Savaşa ve savaş haline hayır' hareketinin eylemine sahne oldu. Paris'teki 13 Kasım saldırılarından sonra ilan edilen 'olağanüstü hal'e de gönderme yaparak 'savaş hali'ne hayır diyen göstericiler arasında oturma izinlerini alamayan kaçak göçmenler de vardı. Tepkili Fransızlar 'Ortadoğu'yu, Afrika'yı kana bulayan savaşlar ve Fransa'daki sosyal-ekonomik huzursuzluk hakkında neler düşünüyor'u merak edenler, buyursun...
Haber: ASLI ULUSOY-PANNUTİ - asli@siradisiparisrehberi.com / Arşivi

RADİKAL - Upuzun, bembeyaz, kıvırcık saçları ve dostça gülümsemesiyle tipik bir ‘68’li abi’ karşımdaki. Ben bu adamları seviyorum; çünkü milliyete, dine, kökene bakmaksızın adalet duyguları gelişkin, yazdıkları elektronik mektupları ‘kardeşlikle’ diye imzalayacak kadar yakın oluyorlar. Elinde mikrofon; Nazım Hikmet’ten, ‘özgürlüğün şairinden’ diyerek bir şiir okuyor. Ardından Jean Baptiste-Clement’ın Paris Komünü için yazdığı şiirden bestelenmiş şarkıyı tek eli yumruk söylüyor. Toplanmış kalabalıktan orta yaş üstü birkaç kişi şarkıya eşlik ediyor. ‘68’li abi’ Jean-Claude Amara daha sonra neşeli ezgileriyle eylemin gitaristine bırakıyor sözü.
Paris’te turistik olmaktan uzak ama Parislilerin iyi bildiği Stalingrad Meydanı’ndayız. Kimi gay-lezbiyen, kimi Fransa’da ‘kâğıtsızlar’ olarak anılan kaçak göçmenler, kimi savaş karşıtlarından oluşan birkaç stand etrafında toplanmış küçük bir kalabalık. Hepsinin amacı aynı: Ne savaş, ne de savaş hali istiyorlar! 'Fransa’da son yıllarda yapılan ilk savaş karşıtı gösteri’ olarak tanımlıyorlar eylemlerini. Çeşitli organizasyon, topluluk, sendika, dernek ve kişilerden oluşan hareket fakültelerde, mahallelerde ve Paris dışı bölgelerde faaliyet gösteren yerel topluluklarla da ilişki halinde. Hedef Fransız Devleti’nin Mali, Orta Afrika, Libya, Irak, Suriye ve Afganistan’da halkın isteği olmadan ama halk adına yaptığı müdahalelere ‘dur’ demek. “Oralarda patlayıp öldüren bombalar saatli bomba şeklinde burada da patlayıp öldürecek” diyorlar.
Jean-Claude Amara

Fransa’nın girdiği savaşların tıpkı diğer emperyalist güçler gibi ‘yağmalama ve kaynakları kontrol için diğer ülkelerin siyasetine karışma savaşı’ndan başka bir şey olmadığının altını çizen hareket bu durumun felaket getirdiğini, sivillerin ölümüne yol açtığını ve on binlerce ölüye, milyonlarca yaralıya ve zorunlu göçe neden olduğunu vurguluyor. Ülke içindeki ayrımcılık, özellikle Müslüman karşıtı ırkçılıkla mücadeleye; sığınmacı, göçmen ve kaçak göçmenlere de destek veren harekete ilgi gösteren kişi sayısı Paris gibi ‘insan haklarına duyarlı’ bir şehirde beklediğimin çok altında. Bu konuda kiminle konuşabilirim diye bakınırken karşımda buluyorum onu...
Republique Meydanı'ndan...

Adı Veronique B. Yönetmen. Bugüne kadar hep siyasi duruşu olan belgesellere imza atmış. Söyleşi talebime sıcak bakmıyor ama ‘kaydetmemek kaydıyla’ çok tatlı bir sohbete giriyor benimle. “Bu tür gösteriler Londra’da binlerce insanı topluyor. Vietnam savaşından beri Anglosakson dünya savaşa karşı tavrını koruyor. Bizde ise bu olamıyor, çünkü kullanılan söylem öyle eskimiş bir söylem ki.. Emperyalizme karşı olduğunu söyleyen komünist arkadaşlar Sovyetler Birliği hakkında ne düşünüyorlar acaba?” Türk olduğumu öğrenince heyecanla soruyor: “Sizde de ciddi hareketler var. Bir arkadaşım Esmeray isimli bir transseksüelin belgeselini yaptı. Hem feminist, hem tiyatrocu, hem transseksüel. Orada insanlar aynı anda birkaç davanın peşinden gidiyorlar, bizde ise ömür boyu aynı nakarat!” Gülüyoruz.


Elinde gösteriye ilişkin fotokopiler, orta yaş üstü biri dikkatimi çekiyor. Adı Marc Ollaf. (Üstteki kare) Söyleşi teklifime sıcak bakıyor. “Bugün neden buradasınız?” soruma yanıtı net: “Öncelikle Fransa’nın Afrika’da, Ortadoğu’da hatta Afganistan’ın kuzeyinde yapmış olduğu askeri müdahalelere karşıyım. Ayrıca Fransa’da bazı sınıflar tartışmasız bir şekilde Arap ülkelerine karşı harekete geçmiş durumdalar, haydi biz teröristlere karşı diyelim. Nüfusun büyük bölümü ise pasif bir şekilde izliyor hükümetin savaşçı söylemini. Hükümet ayrıca güven kaybetmiş durumda. Bir çelişki var ortada: Burada giderek kötüye giden durumla oradaki savaş arasında hâlâ direkt bağlantı yapılmış değil. Halbuki savaş pahalı bir şey, uçaklar, bombardımanlar... İşte ben antiemperyalist duruşumdan ötürü buradayım bugün.”

BELİRSİZ DÜŞMANA KARŞI İÇE KAPANDIK
Ollaf’a göre dünyada ekonomik rekabet oldukça işleri savaşla çözmek mümkün olmayacak. Çünkü ekonomik rekabet, hammaddeyi, bir toprağı kontrol arzusunu da getiriyor beraberinde. “Bugün Ortadoğu’da buna tanık oluyoruz” diyor. “Tüm büyük güçlerin çıkarı var o topraklarda... Petrole hâkim olmak için mücadele veriyorlar. Afrika’da, Mali’de durum aynı. Mali’de dengeleri bozmak Fransız sömürgeciliğinin ana özelliğiydi muhakkak. Tıpkı petrol için Fildişi Sahili’ne müdahale etmek gibi...”

Peki ortalama Fransız nasıl tepki veriyor bu olan bitene? “Bir taraftan terörist saldırılar bir kısım Fransız’ın kendini güvensiz bir ortamda hissetmesine neden oluyor. Diger taraftansa sosyal ve ekonomik güvensizlik var. Terör korkusu Fransız devletinin ya da Fransız hükümetinin kendi ülkesinde askeri ve polis gücüne başvurmasına destek buluyor ama bu hükümet-devlet ekonomik sosyal politikaları nedeniyle güven kaybetmiş durumda; giderek büyük Avrupa ekonomik grupları yararına çalışıyor. Dolayısıyla bu iki görüş arasında gidip geliyor halk. Ama kabaca söylersek küçük burjuvazide belirsiz bir düşmana karşı içe kapanma hali mevcut. Sıradan halkın ise politikadan ve politikacılardan midesi bulanmış durumda.” Ollaf yine de umutlu: “Tarihte işbirliği hep rekabetin üstesinden geldi. Ta ilkel çağlardan beri insanlar savaşlara rağmen sonunda uygarlıklar için işbirliği yaptılar. Bir nükleer savaş olmadıkça, hayli iyimserim.”

 
O sırada Arap kökenli Miriam O. geliyor yanımıza. ‘Savaşa karşı topluluk’tan olduğunu belirtiyor. “Gerek iç gerekse dış savaş nedeniyle buradayım” diyor. İç savaştan kastı ekonomik kriz! Bugünlerde çok konuşulan ve işçi ücretlerini düşüreceğinden endişe duyulan, yakınlarda oylanacak iş yasası nedeniyle önümüzdeki haftalarda Fransa’da büyük bir hareketin ortaya çıkacağını düşünüyor. “Fransa 30 yıldır bir küçülme, gerileme yaşıyor. İnsanlar daha uzun çalışıp daha az kazanıyorlar artık. Bugüne kadar birtakım küçük tamirlerlerle halk sustu ama bu yasa geçerse susmayacak.”

Aslı Ulusoy-Pannuti, eylem alanından... 

Yarı Cezayirli Miriam’a günlük yaşantısında Müslüman karşıtı bir hava hissedip hissetmediğini soruyorum. “Aslında sadece müslümanlara karşı değil aynı zamanda Musevi karşıtı, antisemit hava da tekrar canlanmış durumda. Tabii ki bazı ırkçı tepkiler görüyorum. Her şey 11 Eylül’le başladı. Son yaşananlarsa üzerine tuz biber oldu.” Ona göre Fransa’da 90’lardaki ‘savaş karşıtı’ havanın bugün olmayışının ana nedeni ekonomik kriz. Ama yine de umutlu. “Bundan bir iki aya kadar yeni çıkacak iş yasasına karşı büyük hareket başladığında bir şeyler değişecek muhakkak!”
Göreceğiz...