Paskalya: Bizim tutunma halimiz

Paskalya: Bizim tutunma halimiz
Paskalya: Bizim tutunma halimiz
Katolikler dün Paskalya Yortusu'nu kutladı. İstanbullu Ermeni gazeteci Janet Barış da ailesiyle Bakırköy'deki Surp Ast-vazazin Kilisesi'ndeydi. Barış, Türkiyeli bir Ermeni için Paskalya'nın anlamını kaleme aldı...
Haber: JANET BARIŞ - janetiko@gmail.com / Arşivi

On bir yaşındayım, o Paskalya günü hasta gibiyim, kiliseye de gidesim yok. Koltukta uzandığım o pazar sabahı “Biraz üşütmüşüm ben, gitmesem mi” diye hayıflanıyorum. Genelde kiliseye toplu halde gidildiğinden evde önce bir sessizlik oluyor, sonra Agop Dedem, “Gitmesin, hasta çocuk” diye kestirip attıktan sonra üzerimi sıkı sıkı örtüyor. Evde yalnız kalacağım için uyuyakalıp düşmeyeyim diye koltuğun yanına sandalyeler iliştiriliyor ve o sabah ilk kez yalnız başıma uzanarak bir Paskalya geçiriyorum. Çok da hasta değilim aslında, sadece gitmek istemiyorum. Sonradan sıklıkla irdelediğim tanrı meselesinin benim için sorgulama kaynağı olmasını o sabah hissetmediğim suçluluk duygusuna borçluyum.
Zaman geçip sorgulamalarım kendimce oturduğunda inançlı bir insan olmadım ama Paskalya sabahı olduğunda kiliseye gidip mum yakmak, kalabalığa karışmak, her şeye rağmen dinsel olarak ait hissettiğin bir yerin çatısı altında olmak iyi geldi hep. Sonrasında ailece toplanıp çörek yemek, çoğu zaman herkesin birbirini görüp hal hatır sorduğu, birbirinin çöreklerinin tadına bakıp yumurta tokuşturduğu aile sohbetlerine dönüştüğünde ise daha tatlı bir hal aldı. 
Çocuklukta bayramların tadı başka olur diye bir klişe vardır. Benim için de öyleydi ama büyüyüp, sorguladıkça ya da tanrının varlığına dair soru işaretleri arttıkça ters bir orantıyla daha önemli hale geldi benim için. Paskalya bir çeşit ‘ayin’ alanı oldu. Aile ile Agop Dede’nin evinde toplaşma, kuzenlerle kenara çekilip eğlenme ve dahası. Sonrasında anladım ki Paskalya’yı yaşamak için bir şeye inanmaya ihtiyacınız yok o pazar sabahları insanın kendi ‘ayin’ine dönüşüyor sonuçta, kiliseden girip bir mum yakarken ya da uzaktan seslenen papazı dinlemeye çalışırken kendi ‘ben’iyle baş başa kalıyor insan.
Çok dindar bir aile değiliz ama mesele Paskalya olunca, o gün yılın neredeyse dinle yakından ilişki kurulan tek günü olduğundan daha bir önemli olur. Bir nevi tutunma, birlikte olma, azlığın verdiği çokluk ile dolma hali. Çoğu Ermeni için de durum böyle, Paskalya’nın özel bir anlamı var. Bereketli olsun diye tepsilere sığmayan Paskalya çörekleri evdeki fırınlar yetmeyince mahalle fırınlarına teslim edilir oldu. Yeşilköy, Bakırköy, Samatya ve Kurtuluş’ta kadınlar toplu halde kendi Paskalya çöreklerini fırınlarda pişirmeye başladı. Bu koşuşturmanın en önemli nedeni gelenekleri sürdürmek. Bir şeye körü körüne inanmaktansa ritüeline sahip çıkmak daha anlamlı. Bu yüzden masalar da kalabalık ve bereketli.
Türkiye ’de yaşayan Ermeniler için çoğu zaman Paskalya’nın birleştirici bir etkisi var. Kiliseler çok kalabalıktır, çoğu zaman içeriye girmek zor olur, kapıdan yavaş yavaş hareket ederek birilerinin çıkmasını bekleyerek ilerlersiniz. Kendini saklayan, saklamayan herkes ortalığa dökülmüştür. Mumlar yakılır, dualar edilir, papaz yufka ekmeğini şaraba batırıp ikram eder, herkes o ‘okunmuş ekmek’ten bir parça alarak İsa’nın son yemeğini, son şarabını hatırlar.

Cemaat bu sabah daha umutlu...
Bu yıl da Bakırköy Surp Astvazazin Kilisesi kalabalıktı, her şeye rağmen cemaatin büyük bölümü Paskalya zamanı daha mutlu, daha umutlu görünüyor. Kilise bahçesindeki kalabalık bayramlaşırken bunu hissetmek mümkün. Bırakıp gidenler, göç edenler olsa da bitmeyen, kendine özgü bir kalabalığı var Paskalya’nın. Politik mevzuların çok konuşulmadığı, insanın bildiği ama üzerini örttüğünde daha rahat hissettiği türden bir uzaklaşma hali. Duanın ardından kalabalık yavaş yavaş dağıldı, herkes evine, kendi Paskalya’sına koyuldu.
Benim içinse son iki yıldır Paskalya eksik. Agop Dede bu dünyadan gittiğinden beri Paskalya bir ‘toplanma’ hali değil, zihnimde üretilmiş Paskalya kodları da kilise görüntüleriyle sınırlı. Yavaş yavaş eksilmiştik aslında, kuzenler yurtdışına gitmişti, aileleri de peşinden. Agop Dede’den sonra ise herkesin içinden birkaç renkli yumurta biraz da taze çörek eksilmiş gibi... Biraz daha donuk bakıyor kilisede rastlaşan akrabalar birbirlerine; “Şimdi ne yapacağız?” bakışı. Meğer yıllar önce üzerimi sıkı sıkı örten Agop Dedem ortalama cüssesi ve birkaç kez neşter görmüş kalbiyle hepimizin ‘Paskalya’sıymış.

Sevag’ın yiyemediği çörek
Aklıma Sevag Balıkçı ve ailesi geliyor ister istemez. İnsanın oğlu bir Paskalya günü askerde ‘kazayla’ öldürülmüşse bir daha hiçbir Paskalya diğerine benzemeyecektir artık. Sevag’a “Bu yediğin son Paskalya çöreği olacak” demişler, kanıtlanamamış. Sevag’ın yiyemediği çörek her seferinde boğazına düğümlenecek Balıkçı ailesinin ve her Paskalya bayramını sırtlarında bir yük gibi taşıyacaklar. Bazen insanın düşmemek için tutunması gerekir, her şeye rağmen Paskalya, Türkiye’deki Ermeniler için bir kucaklaşma, bir de tutunma halini yansıtıyor.

98 yıl aradan sonra İlk çan çaldı

 
Diyarbakır Surp Grogos Ermeni Kilisesi’nde 98 yıl aradan sonra ilk kez Paskalya Bayramı için çan çalınırken, bu kez papaz bulunmaması nedeniyle ayin yapılamadı, sadece dua okundu, yumurta ve çörek dağıtıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Paskalya Bayramı sebebiyle bir açıklama yayımladı: “Dini inançlara ve farklılıklara saygıyı esas alan köklü bir geleneğin mensubu olan bizler; emniyet, huzur ve barış içerisinde bir arada yaşama kültürümüzün, geçmişte olduğu gibi gelecekte de daim olacağına inanıyoruz. Paskalya yortularını kutlamakta olan tüm Hıristiyanlara en iyi dileklerimi sunuyor, esenlik ve huzur dolu günler diliyorum.” TBMM Başkanı Cemil Çiçek de Paskalya bayramını kutlayarak, bütün toplumların barış, sevgi ve saygı odağında buluşmanın önemini anlamasının en büyük dileği olduğunu söyledi.

ÇÖREK, YUMURTA, MERCİMEK...

Paskalya, İsa’nın yeniden doğuşunun, dirilişinin kutsandığı gün. 40 gün öncesinde başlayan oruç ve 40 günün sonunda gelen Paskalya, çörek pişirilerek ve yumurta boyanarak kutlanır. Pazardan önceki perşembe gecesi ise kiliselerde başka bir ayin olur. ‘Ağlama gecesi’ denilen bu gecenin anlamı İsa’nın çarmıha gerilişidir. Aynı gece İsa’nın gözyaşlarını temsilen evlerde mercimek pişirilir.