Patlat şişeyi gitsin!

Patlat şişeyi gitsin!
Patlat şişeyi gitsin!
Filmlerde, dizilerde oyuncuların kafasında patlayan ama can yakmayan şişeler nereden çıkıyor biliyor musunuz? Önceleri ithal edilen 'kırılınca can yakmayan şişeler' 2001'den beri yerli üretimle temin ediliyor. Söz ilk üreticisinde...
Haber: ESRA ÜLKAR - esraulkar@gmail.com / Arşivi

“Sen ha! Sen bunu bana nasıl yaparsın! Def ol def ol!...” Filmlerde, dizilerde duyduğumuz bu tür öfkeli repliklerin ardından genelde ya “Def ol!”a maruz kalan kişi çeker gider ya da esaslı bir kavga çıkar ve karakterlerin eline geçirdiği vazo, bardak, şişe vs. bir diğerinin sırtında, kafasında, suratında falan patlar. Peki, oyunculara zarar vermeden çekilen bu ‘kafada şişe patlatma’ sahnelerinin sırrı ne? Yanıt bir dizi ya da filmde muhakkak rastlamış olduğunuz ‘hileli objeler’. En son ‘Güneşi Beklerken’ dizisinde rastladım bu hileli objelerden birine. Hararetli bir tartışmanın ortasında kadın masanın üzerinde duran şarap şişesini tartıştığı adamın kafasında kırdı ve beklendiği üzere adam yere yığıldı. Ardından bu şişelerin peşine düştüm. İşin ucunda cam gibi kırılan ama kişiye zarar vermeyen nesneleri üreten Tamer Kızılağaç’ı buldum.
Asmalımescit’teki atölyesinde hileli şişe üretimine başlayan, Londra’ya yerleştikten sonra çalışmalarını orada sürdüren mimar ve takı tasarımcısı Kızılağaç bu özel şişelerin ilk yerli üreticisi. 2001’de Haluk Bilginer’in Oyun Atölyesi’nde sahneye koyduğu ‘Ermişler ya da Günahkârlar’ adlı oyunda, kırıldığında oyuncuya zarar vermeyecek bir şarap şişesine ihtiyaç duyulmasıyla başlamış her şey: “Kıymetli Gürel Yontan bu üretimi benim yapabileceğimi düşünerek, Haluk Bey ve Kemal Aydoğan ile tanışmamı sağladı. Ardından bir numune yapılması kararlaştırıldı.” Kızılağaç ilk denemeyi kendi üzerinde yaptığını anlatıyor: “İlk numuneyi kalıptan çıkardığımızda Mehmet Hocamın oğlu rahmetli Yunus’un ısrarıyla benim sırtımda kırdık. Ancak biraz kalın bir cam yapmışız. Biraz canım acımıştı. İkinci, üçüncü deneme sonrasında mükemmel sonuca ulaştık. Bir isim ve etiket tasarımı yaptım ve ilk numuneyi Haluk ve Kemal Beylerin beğenisine sundum. Sonuç onlar açısından da tatmin edici oldu” diyor ve böylelikle 250 adetlik ilk siparişi aldıklarını söylüyor. Kızılağaç’a ürettiği objelerden bir filmde ya da dizide kullanıldığı ve unutamadığı bir sahneyi sorduğumuzda “Üretilen ilk şişenin sahneye çıkışı ve oyuncunun kafasında kırıldıktan sonra salondaki endişe içeren uğultunun gerçekçiliğini unutmuyorum” diyor ve ekliyor: “Bir an için gerçek ile oyun birbirinin içine girmişti ve seyircilerin çoğu devam eden oyundan çok yerde yatan oyuncuya dikkat kesilmişti.”

Parti için isteyen de var

Kızılağaç objelerin yapım aşamasını şöyle anlatıyor: “İmalat sürecinin en önemli kısmı üretimi yapılacak gerçek obje üzerinden alınan kalıp aşaması. Hata yapmaksızın kalıp almanın yanı sıra ürünün kalıptan doğru şekilde çıkması için de gerekli hazırlıkları kalıp alma aşamasında düşünmek gerekiyor. Dikkatlice alınmış ürün kalıbının içine eriyik halde bulunan özel karışımı, istenen kalınlığı sağlayacak yeterlilikte döküp iyice katılaşmasını bekliyoruz. Ardından kalıbı dikkatlice açıp ürünü çıkarıyoruz.”
Kızılağaç üretim maddesiyle ilgili sırrını açıklamıyor. Ağırlıklı olarak sinema , tiyatro, dizi ve reklam sektöründen talep alan Kızılağaç, zaman zaman özel eğlenceler ve partiler için de sipariş verenler olduğunu anlatıyor. Fiyatlar, sipariş miktarına, ürün özelliğine, yeni bir ürün talebine ve kalıp maliyetine göre, 100-250 sterlin aralığında değişiyor.