Pavyona düşmemiş tek pavyon şarkıcısı

Pavyona düşmemiş tek pavyon şarkıcısı
Pavyona düşmemiş tek pavyon şarkıcısı

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Bir pavyon şarkıcısı düşünün: Hayatında ağzına içki-sigara koymamış, müşteri masasına oturmamış, sözleşmeyi beğenmeyince Maksim'e sırtını dönmüş... 80'lerde Ankara pavyonlarını yakan Afet, bugüne kadar 'düşülür' bildiğimiz pavyona 'çıkmış' meğer...
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elifturkolmez@gmail.com / Arşivi

Cenk Eren’in Levent’te açtığı ‘pavyonumsu’ mekân MyPavyon by Cenk Eren’in en çok konuşulan yanı, Afet adlı bir şarkıcının sesi, sahnesi, hikâyesi... Sesini, sahnesini belki görmüşsünüzdür, belki göreceksinizdir ama hikâyesi bizden...

Pavyona ilk adım atış ne zaman?
14 yaşımda falan düğün salonlarında şarkı söylemeye başladım. Önce daha ileri gitmeme müsaade etmedi ailem. Pavyona geçiş yavaş yavaş oldu. Şarkı söylemeyi çok seviyorum, gözüm ilerilerde, düğün salonu yetmiyor. Ne yapayım? İntiharlar, mintiharlar, numaradan tabii... Annemin tansiyon ilaçlarını doldurdum cebime, ayıldım bayıldım... Bunlar geldi, aman kızımız intihar etmiş diye, doğru acile... Yolda attım cebimdeki ilaçları ağzıma. Yoksa hastanede foyam meydana çıkacak.  

Bütün bu çaba pavyonda şarkı söylemek için mi?
Ama o zaman pavyon çok önemli bir yerdi. Düğün salonu, çay bahçesi, gazino ya da pavyon... Ben Bülent Ersoy’u dinleyerek büyüdüm, ona çok özenirdim, onun gibi bir assolist olmak istedim. O yüzden çok çabaladım, hiç taviz vermedim.

Nasıldı 80’lerde Ankara’da pavyon ortamı?
Çok kaliteliydi. Bakanlar gelirdi, edeplice içkisini içerdi. Kimsenin bana saygısızlık ettiğini hatırlamam. Ben İstanbul’da çalışmadım, burayı kaldıramazdım. İstanbul’la Ankara’nın hiç alakası yok. Burası daha dejenere, şartlar hiç bana uymadı. İstanbul’da sadece Astoria’da çıktım altı ay, Şişli Emniyet Müdürü’nün bile karı koca geldiği bir yerdi. Altı ay ful çektik. Çok iyi iş yaptık. Onun dışında İstanbul’da çalışmak istemedim.

Fahrettin Aslan size ‘İstanbul’a gel’ diye teklifte bulunmuş...
Arkasından konuşmak istemem ama bana çok çirkin tekliflerle gelmişti. Seni Maksim’e solist yapayım ama şunları şunları yapacaksın dedi. Ona tabisiniz yani, dediklerinin dışına çıkamazsınız. Patronun istediği adamın masasına da oturacaksın, onunla çıkıp gideceksin de... Yok dedim, kalsın. Sibel Can evlendi de kurtardı kendini. Ahu Tuğba da öyle... Çünkü o zaman evlenirseniz direkt fesholuyordu anlaşma.
Siz böyle anlatınca Ankara’daki pavyonlar filmlerde gördüğümüz gibi değilmiş de acayip nezih yerlermiş, kütüphane falanmış gibi geliyor kulağa. 

Siz hiç gitmediniz mi pavyona?
Hayır.

(Fotoğraf muhabiri Muhsin Akgün’e) Siz de mi gitmediniz?
Muhsin Akgün: Hayır. Biz gece çıkınca müzik dinleyebileceğimiz yerlere gidiyoruz.
Afet: E, pavyonda da müzik dinleyebilirsiniz.
Pavyon deyince insanın aklına karanlık, havasız yerler geliyor. Bir de pavyona giden söğüşlenir diye biliyoruz, belki bir korku olmuştur.
Korkmayın siz. Onlar söğüşleyeceği adamı bilir. Gidin rahat rahat, eğlenin.

Ama artık kalmadı da galiba eskisi gibi pavyon. Ya Ankara havası çalıp kaşık oynanan pavyonlar ya da işte böyle ‘pavyonumsu’ yerler var.
Evet, kalmadı. İstanbul’u Ruslar basmış. Ankara da bir tuhaf olmuş. Kızların hepsi kaşık öğreniyormuş. Düşünsenize kız Ankaralı değil, kaşık maşık bilmiyor. Ama artık o olmuş oranın kuralı. Müşteri geliyor, bu gece Alev’le kaşık oynamak istiyorum diye adını yazdırıyor. Komik biraz.

İsimler hep böyle midir? Alev, Okşan, Sumru... Yoksa o da mı bize yanlış öğretildi?
O doğru, takma isim olmalı. Kendi hayatını iş hayatının dışında tutmak için belki de...

Sizin adınız da Ümit değil mi?
Evet. Bu ismi bana Cenk (Eren) verdi. “Sen güçlü bir kadınsın, ismin Afet olsun” dedi.

Cenk Eren’i çok koruyup kollamışsınız Ankara’da sahne alırken. Onun farkı neydi?
Cenk çok dürüst bir çocuktu, çok saygılıydı. Ben normalde kimseyi evime almam, kimseye telefonumu vermem. Pavyonda tanıştığım insan pavyonda kalır. Özel hayatım çok önemlidir, evim önemlidir. Ama Cenk’e güvendim, sevdim. O zamanlar, hâlâ da öyle sanırım, pavyonda erkek sanatçı pek makbul değildi. Ya iyi mevkilerde ahbabın olacak, ya zengin olacaksın, yoksa zor. Mesela hiç unutmam, zavallı bir çocuk, babası başkomiser mi emniyet müdürü mü bir şey. Geldi, babasının isteğiyle başladı. Ama ses yok çocukta, sahne yok. Olmuyor. O da sıkılıyor aslında, biliyor babası sayesinde o sahneye çıktığını. Cenk hiç öyle değildi, torpili yoktu. O yüzden hep önerdim onu patronlara, iş yapmasına yardımcı oldum. 

Sonra evlenip bıraktınız...
Evet. Eşim hiç o çevreden değil. Ticaretle uğraşıyordu. Pavyon ortamında da tanışmadık zaten. Benim sanatçı olduğumu da bilmezdi.

Nasıl yani? Söylemediniz mi?
Hayır. Evlendiğimde 32 yaşınaydım. Zaten artık yapmak istemiyordum bu işi. İki çocuğum oldu, kızım ortaokulda, oğlum da sekiz yaşında. Eşim birkaç sene önce rahmetli olana kadar da evde, onlarla uğraşarak geçirdim zamanımı.

Hiç dönmek istemediniz mi sahnelere? Şarkıcı olmak için intihar eden kadın...
İstemedim, çok yorulmuştum o ortamdan. Düşünsenize, ben hayatımda ağzıma bir yudum içki koymadım, tadı nasıl bilmem. Bazen sahneye şampanya yollarlar. Alırım kadehi, öperim, garsona veririm geri, içemem, bünyem kaldırmaz. Sigara... Ömrümde içmedim. Kötü alışkanlığım hiç olmadı. Kimsenin masasına oturmadım. E böyle biri olunca pavyonda çalışmak daha da zor.

Cenk Eren bu proje için aradığında...
Cenk sağolsun, “Sen olmazsan olmaz” dedi. Çok ısrar etti. Ben eşim ölünce annemin yanına, Gölcük’e taşınmıştım. Gelinlikçi açtım. Çok iyi dikiş dikerim, anne mesleği. Sahne kostümlerimi hep kendim diktim. İşte orada gelinlik, tuvalet falan dikiyorum. Bir gün telefonum çaldı. Bak sormadım da nasıl bulduğunu Cenk’e. Numaram değişmiş çünkü. Neyse, bulmuş bir şekilde. “Afet ben pavyon açıyorum, sen de geliyorsun” dedi. Hiç düşünmeden, “Ben bıraktım o işleri” dedim. “Olmaz, yardımına ihtiyacım var” dedi. Aynaya baktım, “Ama ben kilo aldım” dedim. 

Bir yandan da istiyorsunuz aslında...
İstemez miyim? Şarkı söylemeyi çok seviyorum. Tamam dedim, ne olacaksa olsun.

Burası eskiden çalıştığınız yerlere benzemiyor sanırım. Daha çok ünlülerin geldiği bir yer.
Eğlenmeyi seven herkes geliyor buraya aslında ama ünlü konuklarımız dediğin gibi, çok oluyor. Ben hiçbirini tanımıyorum tabii. (Gülüyor)

Ünlü konuklara sahneden bir bakış olsun, mimik olsun var mıdır böyle özel selam jestleri?
Valla varsa da bende yoktur. Benim için herkes eşittir. Buraya Ajda Pekkan da geliyor, sıradan biri de. Bana göre aynı. Fakat bu arada, o Ajda Hanım ne kadar farklı biriymiş göründüğünden. Kaprissiz, nasıl içten... Çok sevdim. Çıktı göbek attı sahnede. Sonra geçen akşam kim o Beşiktaş’ın şeyi... Demirören (Yıldırım Demirören), o gelmiş mesela. Ben tanımam ki. Cenk söylüyor bazen bana, o var, bu var diye.


Pavyon masalı
* Masaya oturanları kınar gibi bir haliniz var. Siz korumuşsunuz kendinizi ama mecburen yapan olamaz mı?
Yok anam. Onlar seviyor pavyon hayatını. Gelir sana ağlar, acırsın, evine alırsın ama durmaz. Gene o hayata kaçar, alışmış. Bir de yalan söylerler. Hikâyesini sana başka, ona başka anlatır. Bu meslek insanı yalancı yapıyor tabii. Her gece, masasına oturduğu adamı sarhoş edene kadar içirmek zorunda, saatlerce bir şeyler anlatmak zorunda. E her gece bir hikâye uyduruyor, onu mu tutacak aklında?

* Aynı müşteriye farklı hayat hikâyesi anlatan oluyor muydu?
(Kahkaha atıyor) Oluyorsa da adam onu mu anlayacak? Zil zurna sarhoş zaten, ne anlattığını mı dinliyor?

* Siz hiç, bir kere bile oturmadınız mı masaya?
Hayır, bir kere bile oturmadım. Bana ‘Pavyonda çalışıyor’ diye dudak büken oluyordur belki ama kimseye borcum yok. Programımı yaparım, çeker giderim. Yıllarca pavyonda çalıştım ama kimse diyemez ki Afet Hanım şu şerefsizliği yaptı. Asla! Haa, bak bu gece oturacağım ömrümde ilk kez. Çünkü kardeşimle kocası gelecek beni izlemeye. Onların masasına oturacağım ömrümde ilk defa. (Kahkaha atıyor)