Pazar tezgâhından mücevher kutusuna

Pazar tezgâhından mücevher kutusuna
Pazar tezgâhından mücevher kutusuna
Kuşburnu, biber, soğan, portakal kabuğu, bakla, patlıcan... Alışveriş listesi değil, 'yenilebilir boncuklar'... Gönül Paksoy kurutup, pişirip veya kendi haline bırakıp boncuk niyetine ipe dizdiği türlü yemiş, sebze ve meyveden kolyeler yarattı
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Annenizin mutfağında, ipe dizilmiş halde, kuru patlıcan dolması olmak üzere kışı bekleyen patlıcanlara başka bir gözle baktığınız oldu mu? Çocukken, deniz kenarındaki yaz günlerinin dönüşünde midyeden kolye yapan çoktur ama pazar tezgâhındaki yeşil nohutlara ‘yeşim taşı’ muamelesi yaptığınız olmuş mudur? Yemek, takı, tekstil, boncuk başlıklarını parantezleyip ‘tasarım’ eylemiyle birleştirirsek uygun bir titr vermiş olacağımız Gönül Paksoy yapmış: Yeşil nohut, midye, patlıcan, kırmızı erik, yerfıstığı, porçini mantarı, badem, kuşburnu, incir, yabanmersini, kayısı çağlası, portakal kabuğu... Tencerelere dizilecek, fırınlara sürülecek, reçel olup şekere basılacak envaiçeşit sebze, meyve, yemişi ipe geçirip en doğalından mücevherata çevirmiş.
Renklerini topraktan, havadan, sudan alan ‘boncuklardan’ tasarlanan kolyelerin ömrünün uzun olmayacağı aşikâr. Ama işlerine ucundan kıyısından aşinaysanız; resim merakının üstüne dümeni kimya eğitimine kıran, ardından kendini doğal boya, tekstil çalışmalarına veren ve yemekleri, sofra tasarımları pek meşhur olan Gönül Paksoy’un kolyelerinin sırrına vâkıf olmakta zorlanmayacaksınızdır.
Paksoy, ilk olarak 2007’de, Uluslararası Boncuk Konferansı’nda paylaştığı fikri, bir kitap haline de getirdi. ‘Yenilebilir Boncuklar’, bir yemek kitabı değil; küçük mitolojik öyküler ya da Paksoy’un, kullanılan meyve ya da sebzeye dair bir anısı ve fotoğraflar eşliğinde sunduğu bir tasarım kitabı. Ama kızılıyla, yeşiliyle, moruyla okuyucuyu ışıl ışıl karşılayan 80 ‘kolyenin’ ağızları sulandıracağını bildiğinden olsa gerek, 50 minik tarif de eklemiş.
‘Yenilebilir Boncuklar’, Boncuk Konferansı günlerinde son dakika sergisi olarak kurulmuş ilkin. Paksoy, son anda konferansa katılmaktan cayan bir uzmanın yerine sunum yapma teklifi alınca, önceden aklında olan sergiyi devreye sokmuş. “O sergiyi üç günde hazırlamıştım. Malzemeleri uzun bir masaya yerleştirdim, ambalajlar koydum. Boncukları mankenlerin boynuna astık. İnsanlar çok etkilendi. O gün bana en çok söyledikleri ‘You’re a genius’ (Sen bir dâhisin) oldu. Her yaptığım işte bir sürü insan ‘Bu nasıl bir yaratıcılık’ diyor ama bana normal geliyor. Sabah gazetenizi okumak, kahvaltı etmek, yürümek gibi... Hafife almak değil ama hayatınızın içinde hep varsa normal bir şey oluyor. Tasarım, sınır konulacak bir şey değil. Yaratıcılığınız varsa, onu bilgiyle destekleyebiliyorsanız istediğiniz alanda kullanabilirsiniz” diye anlatıyor.
Paksoy, o günkü sunumuna, çocukken kulağa takılan ‘kiraz küpe’leri hatırlatarak başlamış, “Eminim hepiniz kiraz küpe takmışsınızdır” diyerek. Kitabın öyküsünü sorunca da yaratmanın ve paylaşmanın sınırı olmadığına getiriyor sözü: “Düşünün, her şeyi olan birine bir armağan vermek istiyorsunuz. Onu mutlu etmek, maddi bir şeyle olamaz. Ama yaratıcılığınızı kattığınız, kocaman bir meyve kolye çok güzel olmaz mı? Kitapta da yaptıklarıma armağan gibi baktım. Bunlarla sonra bir de yemek yapılabilir diyerek, 50 yemek tarifi verdim. Kalanını okuyucuya bıraktım, onlar denesin, benimle paylaşsın diye.”
Paksoy, hem yabancıların kitaplarına olan ilgisini düşünerek hem de Türkiye’nin zenginliklerine dikkat çekmeyi amaçlayarak, ‘Yenilebilir Boncuklar’ı Türkçe-İngilizce hazırlamış. Kitaptaki sebzeler, yemişler ve meyveler kimi zaman kurutulduktan sonra, kimi zaman olduğu haliyle dizilmiş ipe. Paksoy’un Frankfurt’ta bir pazardan aldığı, her biri heykelimsi biçimlerde olan trüf patatesler (Bu patatesler biraz da yaşlı karı koca satıcının yüzlerini andırıyormuş) filizlenmiş şu aralar mesela... Bu patatesler dışında, kitaptaki tüm ürünler Türkiye’den; Mısır Çarşısı’ndan, manavdan, pazardan...
Paksoy’un yemekle ilişkisinde, çocukluğunun geçtiği Ceyhan’daki anneanne mutfağı başrolde. Sokakta koşturmaktansa o koca mutfakta oyalanmayı seçen kız çocuğunun oyuncaklarının da, ilk takılarının da ceviz, fındık, fıstık olabileceğini hayal etmek zorlama olmaz diye düşünüp soruyoruz, anlatıyor: “Kiraz küpe yapmadan büyümeyen çocuk yoktur bence. Biz de mevsimin ilk kirazını küpe olarak beklerdik. Midye kabukları da benim için çok önemliydi. Her yaz ağaç kabuklarının üzerine mekânlar, köyler, şehirler oluştururdum. Doğal taşlar, deniz kabukları yapıştırır, onları hediye ederdim. Su kabaklarını boyamıştım bir yıl. Çok yıllar önce üniversitede çalışırken de lifleri boyamıştım. Sonradan bir baktım, moda oldu. Her şey benim için bir objeydi.”
Tanıdığınız tanımadığınız 80 ayrı sebze, meyve ve yemiş ummadığınız bir şekilde kurulmuş ‘Yenilebilir Boncuklar’ın sayfalarına. Haziran sonundaysa Bükreş’e gidecekler, bir AB projesi kapsamında sergilenmek üzere...

‘Kabuğumu soyan, benim gibi ağlasın’ 
Kitaptan: Binlerce yıl önce Mezopotamya’da tarımı yapılan soğan kendinden sonra gelen sarımsağın daha çok sevilmesine üzülüp “Kabuğumu soyan, başıma vuran, benimle karnını doyuran benim gibi ağlasın” demiş. Yani bizi derinlerdeki acısına ortak etmiş. Benim mutfağımda soğan-sarımsak çatışması yok. Gene de gözüm yaşarıyor soğan soyarken. Neden acaba? Sanırım derinlerdeki acısına hepimizi ortak etmiş.

Arpacık Soğanı Salatası
1/2 kg. arpacık soğanı 
1/2 su bardağı zeytinyağı 
1 çay kaşığı karabiber
1 tatlı kaşığı yeşil rezene tohumu
1 tatlı kaşığı kişniş tohumu 
1 tatlı kaşığı kimyon 
1 tatlı kaşığı şeker
Yeterince tuz
 

Soğanları soyun ve kök kısımlarını kesin. Kaynar suya şekeri ve soğanları ilave edip iki-üç dakika haşlayın. Sıcak sudan çıkarıp soğuk suya alın. Diğer malzemeleri iyice karıştırın. Ilık soğanları bu karışıma ilave edin. En az bir-iki saat dinlendirip servis yapın. Et, balık, tavuk ve içli köfteye eşlik edebilir.


    ETİKETLER:

    Avrupa Birliği