Pele'lerin o güzelim futbolu

2002 Dünya Kupası bitti bitiyor. Çeyrek finalistler belli oldu, geriye topu topu yedi maç kaldı.
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

2002 Dünya Kupası bitti bitiyor. Çeyrek finalistler belli oldu, geriye topu topu yedi maç kaldı. Çeyrek finaller, yarı finaller ve final. Kupanın en büyük sürprizi ise Türkiye'nin çeyrek finalistlerden biri olması elbette.
Ama doğrusu 2002 Dünya Kupası, sürpriz sıkıntısı çekilen bir kupa değildi. Daha ilk turda, bir önceki Dünya Kupası'nın sahibi (ve Avrupa Şampiyonu) Fransa gümledi gitti. Eski kupa sahiplerinden Arjantin ve Uruguay da çok geçmeden onu izledi. Buna karşılık Türkiye, ABD, Senegal ile Güney Kore ve Japonya gibi sürpriz ekipler, 16 takım arasına katılmayı başardı.
Arjantin herkesi üzdü
İnsan yıllardır maçlarını izlediği, hayranı olduğu oyuncuları bünyesinde barındıran takımların çeyrek finale bile kalamadan meydandan çekilmesini üzüntüyle karşılıyor. Gerçi Afrika kıtası karmasından farksız Fransa milli takımından yoksun kalmanın hüznünü benimle pek az kişinin paylaşacağını
sanıyorum ama Arjantin'in gidişi herkesi üzmüştür herhalde. Hani, maç sonunda sahayı ağlayarak terk eden futbolcuların gözyaşlarına eşlik etmeme ramak kaldı.
Portekiz ve İtalya da göçen devler kervanına katıldı ama ülkesindeki maçlarda faşist sloganlı formalarla sahaya çıkan kalecileri Buffon'a gıcık olduğum için, İtalya'ya o kadar da üzülmedim. Öte yandan, Buffon bir yana, Portekiz'le İtalya'nın usta futbolcularını iyi bir günlerinde izlemek isterdim tabii. Allah'tan umut kesilmiyor. Sonuçta Türkiye de, izleyenleri ruh hastası yapan üç maçın ardından kritik Japonya maçında (hoş, hepsi kritikti ya) makul bir futbol sergilemeyi başardı.
Aslında sürpriz yapan takımları izlemek daha zevkliydi. Gidenlerin içinde, terbiyesiz kaptanı Roy Keane menajerleri McCarthy tarafından geri gönderildiği için kupa maçlarına endişeli başlayan İrlanda da var. Özellikleri elendikleri İspanya maçında gerçekten iyiydiler ama bundan sonra daha fazla penaltı çalışsalar iyi olacak. Aşina futbolcuların (çoğu burada oynadı) yer aldığı Nijerya ile kendinden emin Kamerun'un geri dönmesinden sonra Afrika'nın tek temsilcisi olarak kalan Senegal'i de çok beğeniyorum. Yetişme ve hazırlanma biçimleri nedeniyle, diğer takımlarda görülenden çok daha sıkı kardeşlik bağlarıyla birbirlerine bağlılar. Hele gol attıktan ya da maç kazandıktan sonraki sevinçleri, dansları, kutlamaları bir âlem. Gene de Senegal övgüsünü burada kesmekte fayda var. Malum, rakibimiz. Durduk yerde vatan hainliğiyle suçlanmak istemem. 'Türkleri seven ulus' olmak gibi az rastlanır bir özelliğe sahip olan Güney Kore'nin temsilcisi de, daha fazla izlemek istediğim, bunun için de çeyrek finale kalmasına sevindiğim takımlardan.
2002 Dünya Kupası'nın en hoş taraflarından biri de seyircileriydi. Avrupa futbol federasyonları sicilli ırkçı, şiddet yanlısı,
biracı holiganlarını bu yıl kupadan uzak tutmak için gereken tedbirleri almış anlaşılan. İngilizlerin bu konuda ciddi çalışmalar yaptığını biliyorum. Bu çabanın meyvelerini de derdiler.
Bu kupada (hayret, bizimkiler de dahil) genellikle efendi seyirciler vardı. Can Bartu geçen akşam NTV'deki kupa değerlendirme
programında, meslek hayatı boyunca gördüğü en iyi iki seyirci grubundan birinin, bu kupadaki İrlandalı taraftarlar olduğunu söyledi. Diğeri de SSCB dönemindeki Kiev takımıymış. Bartu ertesi günkü Japon ve Güney Koreli seyircileri de çok beğenmiştir muhakkak.
İnsan mahut örnekleri göre göre seyircinin, taraftarın gerçek tanımlarını unutuyor ve ağzından köpükler saçarak ana avrat küfreden yaratıkların, sevabıyla günahıyla bu tanıma uyduğunu düşünür hale geliyor, ne yazık. Rakip takımlarla hiç uğraşmayan, kendi takımını yendikleri zaman bile, gözyaşları arasında onları alkışlayan seyirciler gerçekten kaldı mı, yoksa biz bir Uzakroğu rüyası mı görüyoruz?
Yeni ve farklı bir futbol
Geçenlerde adı açıklanmayan biri, 'Büyük' Pele'nin formasına 220 bin 850 dolar ödeyerek, bir dünya rekoru kırmıştı. Dünya Kupası'nı yıllardır dört gözle bekleyen futbolcularla gerçek futbolseverlerin hasretini çektiği de buydu aslında: Pele'nin dönemindeki futbolun, renk ve milliyet karışmamış güzelliği... Seyirci açısından aradıklarını buldular. Eh, 'sürprizler' de belki onlara yeni ve farklı bir futbolun tadını verebilmiştir. Sonuç olarak, Brezilya'nın bile neredeyse tesadüfün bir lütfu olarak katıldığı, İngiltere'nin dönüş biletini az daha gelirken alacağı, Hollanda'nın ortalarda olmadığı bir Dünya Kupası bu.
Gene de, olur a, iyisi kötüsüne denk gelmiştir belki.