Perili Köşk'ü mekanik yaratıklar bastı

Perili Köşk'ü mekanik yaratıklar bastı
Perili Köşk'ü mekanik yaratıklar bastı
Güney Koreli sanatçı Choe U-Ram'ın sanat, mühendislik ve felsefeyi harmanladığı hareketli heykelleri Perili Köşk'teki Borusan Contemporary'de sergileniyor.
Haber: MÜGE AKGÜN / Arşivi

Eylül 2011’de Türkiye ’nin ilk ofis güncel sanat müzesi olarak kapılarını Perili Köşk’te açan Borusan Contemporary’de düzenlenen sergilerde çoğunlukla disiplinlerarası çalışmalar ağırlıklı oluyor. Daniel Canoger’in ‘Tarih Nehri’ başlıklı video, projeksiyon ve heykelin bir arada olduğu çok boyutlu yerleştirmesi ve Brigitte Kowanz’ın estetik ve felsefi yolculuğu diyebileceğim ‘Sözün Kısası’ ilk aklıma gelenler. Zaten koleksiyondan seçmelerin sunulduğu ‘Segment’ sergilerinde ve Perili Köşk’ün ofislerindeki mekâna özel yerleştirmelerde de aynı duyguları yakalamak mümkün.
2 Şubat’ta da Güney Koreli sanatçı Choe U-Ram’ın kinetik (hareketli) heykellerinden oluşan ‘Anima’ adlı yeni bir sergi başladı. Bu kez ofis müzenin konuğu mekanik canlılar.
Sergiyi açılış öncesi mimar-heykeltıraş Choe U-Ram ile birlikte dolaştık. Dedesi araba tasarımcısı, anne babası sanatçı olan U-Ram yapıtlarında insanla makineler arasındaki diyaloğu araştırıyor. Makinelerin insanlar üzerindeki kontrolünü, makine insan arasındaki ilişkiyi çözmeye çalışıyor. Ona göre insana ait tutkular makineleri canlı kılıyor.
Metal, reçine, ahşap, kristal, altın, pervane, motor gibi malzemeler kullanarak mekanik canlılar (yaratıklar da diyebiliriz) oluşturan sanatçı, 1998- 2011 yılları arasında daha çok doğaya dönük doğa-makine ilişkisini sorgulayan yapıtlar üretmiş. Kinetik enerjiyle çalışan tüm heykellerin ayrı bir hikâyesi var. Ve hepsi de insanı şaşırtacak ölçüde büyük bir emek ürünü. Her yapıtının önünde “bu adam bir dahi” diyerek duruyorsunuz.
U-Ram 2012 yılından itibaren de insan-toplum ve sosyal ilişkilere yönelmiş. Bu yüzden de sergisine makineden insana geçişi simgeleyen ‘Anima’ adını vermiş.
Sanatçı, hemen hemen tüm yapıtlarında sosyal, psikolojik ve fiziksel birbirinden kopuk dünyaları bir araya getirmeye çalışıyor. ‘Anima’ sergisinin hazırlıkları sırasında Temmuz ayında ilk kez İstanbul ’a gelmiş. Ve Seul ile İstanbul arasında birçok benzerlikler keşfetmiş. İkisi de hem eskiye hem de teknolojiye dayanan şehirler. Ve ikisi de zıtlıklardan besleniyor. O da bu zıtlıklardan beslenen enerjiyi yansıtmaya çalışıyor, doğayı ve makineleri yeniden yorumlarken.
Enerji alıp sonra kendini korumak için kapanan deniz kabukları, sokak lambasının altında uçan plastik poşet, uzaktan huzur veren, içine girince korkutucu bir tempoda dönen atlıkarınca, kendini yiyen yılan ve diğerleri... Hepsi bize bir paradoksu anlatıyor. Yaşanan ve hayal edilen, dışarıdan ve içerden hayatların farklılığı, kılıfın her zaman değerli şeyleri saklamadığı gibi farklı bakış açıları ve değer yargılarını sorguluyor.
Kendini yiyen yılan gibi kimi eserlerinde mitolojiden yararlanarak insanlık tarihine gönderme de yapıyor. Çok içip sarhoş olduğu bir gece sokakta yürürken bir lambanın altında uçuşan nesneyi çok değerli bir şeye benzetmiş yanına gittiğinde onun sadece boş bir torba olduğunu görmüş. Bu olaydan yola çıkarak yaptığı sokak lambası adlı eserinde olduğu gibi kimi zaman da insan mantığının nasıl çalıştığını göstermek istiyor. Sergiden çıkınca “Var olan bir dünyaya paralel bir dünya varsa orada böyle yaratıklar olabilir ya da geleceğin dünyası bu mu olacak” diye düşünmemek elde değil.
Borusan koleksiyonunda da yapıtları bulunan Choe U-Ram’ın sanat serüvenini sanatseverlere daha yakından tanıma olanağı verdiği kadar bizi kısa süreliğine de olsa bambaşka dünyalara götüren –biraz da çocukluk günlerimizin masalsı dünyasına- götüren bu sergiye bir hafta sonu bir gününüzü ayırın derim. Daha önce gitmediyseniz müzeyi de dolaşın, çünkü çok etkileyici. Ayrıca bilet ücretiyle genç Türk sanatçıları destekleyen ‘Art Center’a ve müzik eğitimi alan öğrencilere burs olarak kullanılmasına da dolaylı destek vermiş oluyorsunuz.