Picasso ile yaşamak

Picasso ile yaşamak
Picasso ile yaşamak
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi 20 Nisan'a kadar James Ivory'nin 'Picasso ile Yaşamak' filminin eşlik edeceği bir sergiye ev sahipliği yapıyor: 'Picasso: Doğduğu evden gravürler ve seramikler'...
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Dönem filmlerinin merhum ustası James Ivory’nin yüklü külliyatına şöyle bir bakılınca en öne çıkan yapımlardan biri 1996 tarihli ‘Surviving Picasso/Picasso ile Yaşamak’tır, kuşkusuz. Ivory’yi alışık olduğu Britanya soğuğundan 1920’ler İspanya ve Fransası’nın güneşli kıyılarına götüren hikâye, Picasso’nun hayatına giren kadınların en bağımsızlarından, kendi de ressam olan François Gilot’nun tanıklığına başvurur, modernizmin bu sarsılmaz figürüyle yaşamanın nasıl bir şey olduğu sorusunu konu alır. Çizgili tişörtleri ve espadrillerinden ayrı düşünülemeyecek bu ‘Akdenizli’ usta stereotipini alır ve onu deşer. 

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi de 20 Nisan’a kadar tam bu filmin eşlik edeceği bir sergiye ev sahipliği yapıyor: ‘Picasso: Doğduğu Evden Gravürler ve Seramikler’… Sanatçının doğduğu Malaga’dan ilk kez dışarı çıkan patiklerinin yanı sıra bebeklik gömleği ve kurşun askerlerinin de sergilenmesinden anlaşılacağı üzere Picasso’ya bir insan olarak nüfuz etmeyi mümkün kılan bir sergi bu.
64 eser yer alıyor Picasso Vakfı ve Picasso Evi Müzesi koleksiyonundan derlenen 56’sı gravür, 8’i seramik 64 eserin yer aldığı seçkide François Gilot’yu ve Picasso’nun iki çocuğunu tasvir eden gravürleri de var, 1920’ler Rivierası’nda Fitzgerald’la, Picasso’yla beraber modern yaz tatilini keşfeden ABD’li sanat hamisi Sara Murphy’e göndermeler de var.

Ancak Picasso söz konusu olduğunda bu tür özel hayat detayları magazin iştahını doyurmanın ötesinde anlamlar taşıyor. Serginin küratörü Mario Virgilio Montanez Arroyo’ya başvuralım: “Picasso’nun en çok atıfta bulunulan sözü şudur: ‘Ben aramıyorum, rastlıyorum’” Bu arayış kendini yüzlerce yıllık bir geleneğin içine yerleştiren sanatçının, sanat tarihinde çıktığı üslupsal yolculuğa denk geliyor. Picasso, ismi dünyanın dört bir yanında duyulmuşken Delacroix’yı, Alman rönesansının ustalarından Yaşlı Lucas Cranach’ı tekrar ziyaret edebiliyor. Güzel Sanatlar Fakültesi’nden edindiği ‘ustaları’ tekrar tekrar yorumlama pratiğini hiçbir zaman bırakmıyor. Sonuç; üslup ve içerik arasındaki gerilimden beslenen heyecanlı bir yolculuk… 

17’nci yüzyıl Hollanda resminin eviçi manzaralarından feyz alan taş baskılarda uzanarak kitap okuyan François Gilot, 17’nci yüzyıldakinden çok daha farklı bir model–ressam ilişkisi ortaya koyuyor. Antik çağdan gözde bir temanın devamı niteliğindeki ‘Üç Yıkananlar’ serisinde Arroyo’ya göre Picasso’nun arzuladığı kadınlardan Sara Murphy’e açık gönderme de onun sanat tarihindeki arayışını nasıl içgüdüsel bir şekilde sürdürdüğünün kanıtı. Picasso, modernizmin ilerlemeci çizgisinde yürüyerek görme biçimlerini sonsuza kadar değiştiriyor, Pera Müzesi de bu sürecin en ‘kişiye özel’ anlarının takip edilebileceği bir sergi düzeni sunuyor.

Seramikler öne çıkıyor

‘Picasso: Doğduğu Evden Gravürler ve Seramikler’de altı bölüm var: ‘İki Yorum : Cranach ve Delacroix’, ‘Sarsıcı Güzellik’, ‘Aile Meseleleri’, ‘Antikçağ Merakı’, ‘Şövalyenin Yola Çıkışı’ ve ‘Kadınlar’. Haliyle gravürler ağırlıkta ama Picasso seramikleri de serginin en öne çıkan unsurlarından. Açılış öncesi basın toplantısında konuşan Arroyo, sanatçının hayatı boyunca 900 civarı seramik ürettiğini, bunlardan 32’sinin de Picasso Evi Müzesi koleksiyonunda olduğunu söyledi. Tıpkı resim gibi seramikte de Picasso’nun görme biçimlerini tamamen değiştirdiği Arroyo’nun üstünde durduğu bir başka unsurdu.

KUZEY'DEN CAM SANATI

Bu da tipik bir Akdenizli olarak tanımlanan Picasso sergisine evsahipliği yapan Pera Müzesi’nin bir diğer sergisine, Avrupa’nın bir diğer ucundan gelen ‘Aurora: Kuzey Ülkelerinden Çağdaş Cam Sanatı’na götürüyor bizi. Yine 20 Nisan’a kadar sürecek sergi İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka ve İzlanda’dan 25 sanatçının işlerine yer veriyor. Tıpkı Picasso’nun seramikte yaptığı devrim gibi, Mats Jansson’un küratörü olduğu bu sergi de camda devrimi gözler önüne sürüyor. Dekoratif özellikleri sürekli ön planda olan cam malzemesi, bu sergideki halleriyle toplumsal cinsiyet kimliklerinden teknolojiye türlü meselenin yorumlanması için aracı oluyor. Minimalizm ve işlevsellikle anılan İskandinav tasarımına karşı başlattıkları devrim de cabası.