Polis Yeşilçam Sokağını sinemacılardan korudu

Polis Yeşilçam Sokağını sinemacılardan korudu
Polis Yeşilçam Sokağını sinemacılardan korudu

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Aralarında sinema dünyasının önemli isimlerinin de bulunduğu Emek Sineması eylemine polis tazyikli su ve biber gazıyla müdahale etti.
Haber: Uğur VARDAN / Arşivi

Bu da oldu. Emek yürüyüşüne polis müdahale etti, tazyikli su ve biber gazı sıkıldı. Hoş eylemciler bunları göze almıştı ama olan İstiklal’den geçen halka oldu. Aslında her şey gayet makul başlamıştı, Taksim’deki tramvay durağında toplanan ve sayıları giderek artan (2 bin kişi civarındaydık) topluluk ellerinde pankartlar, dillerinde sloganlar ‘Emek bizim, İstanbul bizim’ diyerek sinemanın bulunduğu sokağa doğru yürüyüşe geçti.

Sağ olsun, dün Radikal’den yaptığımız çağrı yerini bulmuştu, sinemaseverler, vicdanlı vatandaşlar kadar sinemanın neredeyse tüm emekçileri oradaydı. Neyse, saat 16.00’da başlayan eylemin kalbi saat 17.30’da atmaya başladı. Topluluk, sokağın başını tutan emniyet güçlerine “Aç aç polis, barikatı aç”, “Polis sermayeyi koruma” şeklinde seslenirken ‘Polis kanadı’ da bu sloganlara klasik seslenişiyle cevap verdi: “Dağılın…” Manzara bir tuhaftı, Yeşilçam Sokağı’nı polis sinemacılardan koruyordu.

Yaklaşık 20 dakika sonra ikinci ‘ihtarın’ sonrasında da eylemin başından beri Demirören AVM’nin başında bekleyen panzer, topluluğun üzerine su sıkmaya başladı. Topluluk dağılmamaya çabalasa da sonuçta etten kemikten olmanın ‘dezavantajıyla’ safları sıklaştıramadık. Bu sırada yanımdaki yönetmen Onur Ünlü’yle suyu yedik.

Akşam Radikal ailesinin düğünü vardı, onun için ceket giymiştim, üstüm başım sırılsıklam oldu. O sırada etrafı kolaçan ederken sinema yazarı arkadaşım Nil’in (Kural) suyun etkisiyle darbe aldığını gördük. Yanımızdaki Cengiz Bozkurt (nam-ı diğer ‘Erdal Bakkal)’ Londra’dan bu tür eylemlere hazırlıklıydı, ama sudan o da nasibini almıştı. Devin Özgür Çınar’ı, Ceylan Özçelik’i (ıslanmıştı ve slogan atmayı sürdürüyordu) gördüm, bizim Şenay’a (Aydemir) doğru yürüdüm, bir yandan etrafı kolaçan ediyor, bir yandan da kız arkadaşını arıyordu.
Onur (Ünlü), “Oğlum bunları da yaz, ne güzel ıslandık!” derken Murat’ı (Özer) gördüm. Kalabalığın içinde Onur’u kaybettim, çünkü panzer yönünü geriye çevirmiş, etrafı ıslatmaya devam ediyordu. Murat’la ara sokaklara daldık, üstten dolaşarak festivalin ‘ resmi ’ merkezi Akbank Sanat’a çıktık. Peşi sıra bilgisayara çökerek bu yazıyı yazmaya koyulduk. O sırada sinema yazarı Elif (Tunca) aradı, Atlas Sineması’na sığındıklarını söyledi ve ekledi: “Etraf biber gazından geçilmiyor.”

Yürüyüş boyunca yanımızda duran genç kuşak yönetmenlerinden Murat Şeker’le muhabbet ederken, hasta bir Fenerbahçeli olmanın kendilerini ‘Polis konusu’nda ne kadar deneyimli hale getirdiğini söylüyordu. Hengâme sırasında onu göremedim, sonra telefonla aradım, suyu yemişti, kurulanma aşamasındaydı.

Akbank Sanat’tayken Erden Kıral’ın gaz yediğini öğrendik. Olayın tanığı Zümrüt (Burul), polisin önlerde duran Kıral’ın direkt yüzüne sıktığını söyledi. 71 yaşında bu durumla muhatap olmak, fazlasıyla düşündürücü. Zümrüt, Fırat’la (Yücel) birlikte fenalaşan Kıral’ı Mado’ya soktuklarını ve yardımcı olduklarını söyledi. İşe bakın ki o Kıral, Köşk’e çıkıp Abdullah Gül’le buluşan sinemacılar arasındaydı. O sırada sinema yazarı Berke Göl’ün de gözaltına alındığını öğrendik. Yürüyüşün başında kendisiyle “Yarın akşam halı saha maçı var, geliyorsun değil mi?” diye konuşurken Berke “Abi, malum FIPRESCI jürisindeyim, yarın toplantı var” dedi. Berke salınmansa bu toplantıya da katılamayacak.

Neyse, 1 Mayıs’ları ‘özgürce’ kutlayan bu ülkenin polisi artık gazı ve suyu sinemacılar üzerinde ‘heba’ ediyor. Öte yandan ‘Barış süreci’ halledilmiş olabilir ama sırada ‘Başkanlık meselesi’ kadar ‘Emek süreci’ de var…