'Polisiye benim için araç'

'Polisiye benim için araç'
'Polisiye benim için araç'
'Behzat Ç.' dizisinin 'senaristi Emrah Serbes' diye duyuyoruz üç sezondur. Oysa senaryoyu başından beri başka bir isim; Ercan Mehmet Erdem yazıyor. Sözü artık kendisine bıraktık...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Üçüncü sezona giren ‘Behzat Ç.’ üzerine çok yazıldı, çizildi. RTÜK’e şikayet edildiği de oldu, Meclis’te konuşulduğu da… Politik olayların zekice işlendiği bölümler unutulmazlar arasına girdi. Tüm bunlar olurken ‘Behzat Ç.’nin yanına çoğu kez ‘senaristi Emrah Serbes’ kelimeleri konduruldu. Oysa bilen biliyor, ‘Behzat Ç.’, Serbes’in romanı ‘Her Temas İz Bırakır’dan uyarlanan ve bambaşka bir isim tarafından yazılan bir dizi. 80’inci bölüme gelen dizinin tamamını yazan kişi; Ercan Mehmet Erdem. Evvelki hafta televizyon tarihimizde bir ilke tanıklık edip, tüm bölümün tek mekânda geçtiği 78’inci bölümü de izledikten sonra aradım Ercan Mehmet Erdem’i. Hem dizinin ‘gerçek’ senaristini tanıtmak hem de sıkı bir takipçisi olarak ‘Behzat Ç.’nin yazım sürecini deşmek için. Söz ‘Behzat Ç.’nin senaristi Ercan Mehmet Erdem’de…

Bilen biliyor ama çok fazla seyirci de ‘Behzat Ç.’nin senaristi olarak Emrah Serbes’i anıyor. Emrah Serbes’in eser sahibi, senin de başından beri senaryoyu yazan isim olduğu gerçeğinden başlayıp soralım, kimdir Ercan Mehmet Erdem?

Dil Tarih Coğrafya Fakültüresi, Tiyatro Bölümü, Dramatik Yazarlık mezunuyum. Emrah’la arkadaşlığımız ünversiteden, sonra ev arkadaşı olduk. Okul 2006’da bitti. Emrah’ın romanı ‘Her Temas İz Bırakır’, 2006’da çıktı. O dönem TRT’de bir iş kabul ettim, Emrah’a “Birlikte yazalım” dedim. TRT’ye 175 bölümlük bir dizi yazdık; ‘Yeni Evli’. ‘Behzat Ç.’ 2008-2009’da düşünülüyordu. Emrah, “Beraber yazalım diyordu. Proje olmadı, ben askere gittim. 2010’da dizi projesi çıktı tekrar. Fakat bu sefer Emrah içinde olmak istemedi. Başka bir iş de yapıyordu. “Ercan yazarsa yazar, başkasına vermem” dedi.

O zamana kadar Behzat Ç. romanlarıyla nasıldı aran?

Dosya aşamasında okuyordum. Hikâyenin gelişimiyle, karakterlerle çok öncesinden tanışıklığım vardı. Emrah’la çok benzer bir yerden bakıyoruz dünyaya. Bizi koparmayan şey iş ilişkisi değil; dünyaya aynı yerden bakmamız, dostluğumuz. Proje bana teslim edildi. Türkiye ’de romandan dizi uyarlarken bir romanı iki, üç sezona yayıyorlar. Ama burada romanın içinde yayılabilecek bir hikâye yok. ‘Behzat Ç.’nin birinci bölümünü, ‘Her Temas İz Bırakır’ romanından uyarladım. Ve birinci bölümde roman bitti. İkinci roman ‘Son Hafriyat’a girmedim, çünkü ileride filmi yapılabilir deniyordu. O da zaten film oldu. Romanı birinci bölümde bitirdikten sonra ikinci bölümden itibaren benim hikâyelerim başladı. Devam ettirdiğim, karakterlerdi. İkinci sezonun ortalarında şunu fark ettik. Emrah dönüp romanlarını okuyordu ve şunu fark etti; karakterlerin geldiği noktayla roman çok başkalaşmış. Mesela Hayalet’le Akbaba romanda birlikte takılmıyor, Harun’la Behzat’ın arasında böyle bir ilişki yok. Dizi kendisi ayakta durur hale gelmiş. Emrah’la 10 bölümde bir, birlikte yazmamızın sebebi de biraz birbirimizi özlememiz.

Senaryo ekibinde iki kişi daha var değil mi?

Birol Tezcan, yine okuldan, bölümden arkadaşım. 10 küsuruncu bölümde çok yorulmaya başlamıştım, Birol’a “Gel yardım et” dedim. O günden beri birlikte çalışıyoruz. Bu sene de Selcan Özgür katıldı. DTCF mezunu genç bir arkadaşımız. Okul bittiğinde sektöre çok yabancıydık. İş yaparsam her sene, biri stajyer niyetine gelsin, senaryoları okusun, üzerine çalışsın istiyorum…

En çok konuşulan bölümler, direkt politik öyküler anlattıkların oluyor. Hrant Dink cinayeti, Cumartesi Anneleri, trans cinayetleri gibi göndermeleri yazarken nasıl bir yol izliyorsun?

Her bölüm bu tarz mevzulara girilebilir, maalesef bu ülkede bu tarz malzemeler bitmiyor. Ama tercihim dört, beş bölümde bir girmek. Bu daha etkili kılıyor. Cumartesi Anneleri’ni yazdığımda şunu düşündüm: Kitlelerin Cumartesi Anneleri’nin neler yaşadığından, taleplerinden çok fazla haberi yok bence. Tabii ki bilen biliyor. Ama yakın çevremden, akrabalarımdan biliyorum. Mevzu kafalarında belirsizdi, neler yaşandığını tam bilmiyorlardı. İzledikten sonra “Bilmiyorduk, utandık” diye arayanlar oldu. O insanların travmalarını anlatabilmek önemliydi. Çok fazla polisiye kısmında değilim. Polisiye benim için bir araç. Hikâyenin karmaşık olması umurumda değil. İnsanların bu coğrafyada neler yaşadığına dair bir şeylerin altını çizmek üzerine yazıyorum.

Politik konuları neye göre seçiyorsun?

Girmek istediğim şeyleri yazdığım bir defterim var. Cumartesi Anneleri’ni önceden yazmıştım. Benim de pişmem gerekiyor bazı şeylere. Araştırayım istiyorum. O bölümü yazmadan Bandista’dan Seçkin’e (Erdi) demiştim, “Parçanız, ‘Benim Annem Cumartesi’yi çalmamız lazım, vereceksiniz” dedim. Çünkü onlar televizyona iş yapmıyor. Ve pişman olmadılar. Trans mevzusu da öyle. Ben Eryaman’da yaşadım, Eryaman’da çok şiddet uygulandı bu insanlara. Geceleri satırlarla, bıçaklarla bu insanları kestiler biçtiler. Ve çok gündeme gelmedi. Bu durumlara da işaret etmek istedim. O bölümde Harun dernekte trans kadını görünce şaşırıyordu, kadın grafik tasarımcısı… “Transtan normal iş yapan insan mı olur” diye şaşırıyordu Harun. Ulan bilmiyorsun işte!

Emrah Serbes konuk olduğu programda “KCK tutuklamalarını yazdık, bakalım yayımlanacak mı” gibi bir cümle kurdu. Politik göndermeleri yapım şirketine, kanala kabul ettirmek sancılı bir süreç mi?

Bir defa oldu sadece, o da başörtü mevzusunda. O zaman Doğan grubundaydı dizi. Başörtüsü istemedi kanal, “Taraf olmak istemiyoruz” dediler. Ben de “Bu, başlı başına bir taraf olmak. Anlatılan, bir siyasal kimlik yaratma ya da o insanlara tepeden bakma ya da o insanların birilerine tepeden bakması değil” demiştim. Çok basit; bir tane kız var, başı kapalı ve üniversiteye girecek ama başı kapalı olduğu için okula sokmuyorlar ve her girişte başına peruk takıyor. O sahneleri gösteriyor. Bu Dil Tarih’te çok gördüğümüz bir manzaraydı. O insanların orada gizlenip peruk takmaya çalışması vicdanen çok yaralayıcıydı. Kanal istemedi, Serdar Hoca tavrını koydu, “Bu şekilde yayınlarsanız yayınlayın. Kesmek istiyorsanız da biz kesmiyoruz, siz kesin” dedi ve kanal yayımladı. Şimdi başrollerinde başörtülü kızların olduğu diziler var ve epey reyting alıyor.

KCK tutuklamalarını konu eden bölümü yolladın mı?

Tabii. KCK tutuklamaları öyle bir hale geldi ki Kürt sorununa dair fikir üretmeye çalışan muhalif insanlar KCK üyesi diye tutuklanıyor. Bir dava süreci var, bir yerden sonra bu kara deliğe dönüşüyor. O mevzuya dair fikir üreten bütün muhalifler onun içine girmeye başlıyor. Bu insanları sekiz, dokuz ay içeride tutuyorsun, sonra da “Suçun yokmuş” deyip bırakıyorsun. Bir baskı politikasına dönüşüyor. Anlatmaya çalıştığımız şey biraz bu.

Hikâyenin eskisi gibi çarpıcı olmadığı eleştirilerinin de yoğunlaştığı bir sezon geçiriyor dizi. Behzat’ın psikolojisine derinlemesine girme yolunu neden seçtiğini de merak ediyorum…

Ercüment Çözer vs hikâyelerine girince bir kitle diyor ki “İyice Kurtlar Vadisi’ne döndü, biz basit hikâyeler istiyoruz.” Basit hikâyeler anlatıyorsun, “Aksiyon istiyoruz” diyorlar. Aksiyon giriyor, politik şeyler istiyoruz… Politik konular giriyor, “Bu ne kardeşim siz her şeyi anlatmak zorunda mısınız?” Hikâyenin dört damarı var. Biri derin devlet, büyük hikâye. İkincisi üçüncü sayfa cinayetleri, basit hikâyeler. Üçüncüsü seri katil hikâyesi, oradan bir şeyler anlatmak... Dördüncüsü de politik hikâyeler. Birine girdiğiniz zaman farklı damarı seven, öbürünü özlüyor… Ama totalinde ‘Behzat Ç.’nin sevilmesinin sebebinin bu farklı damarları olduğunu düşünüyorum. 81’inci bölümün en iddialı bölümlerden biri olacağını duydum. Tüyo verecek misin? Şu ana kadar yazdığım 81 bölüm içinde en enteresan bölüm. Biraz sinema kafasıyla yazdığım bir şey. Öyle de çekiliyor. İncelikli bir bölüm. 81’de Behzat’ın psikolojik travmalarını kapatmaya çalışıyorum ki Behzat üzerinden daha rahat anlatmaya başlayabileyim.

Evvelki cuma izlediğimiz 78’inci bölüm de ‘efsane Behzat Ç. bölümlerinden biri’ olarak kayıtlara geçti. Tüm bölümün tek mekânda geçmesi fikri nasıl çıktı?

Bir öncekinin finali şöyle bitiyordu: Behzat Akbaba’nın evine geliyordu, diyordu ki “Rakı getir, gece uzun, mevzu derin, konuşacağız.” Burada bitirdim. Sonraki bölüme dair de bu tarz bir kurgu yoktu kafamda. Gece 1’de Serdar Hoca’ya (Akar) mesaj attım: “78’inci bölüm sadece Akbaba’nın evinde, o odada geçsin. Flashback olmayacak, hiçbir şey olmayacak, sadece muhabbet edecekler bir bölüm boyunca. Ne dersin?” Bir saat geçti, yanıt gelmedi. Tekrar mesaj attım: “Tamam tamam vazgeçtim.” Uyudum, uyandım baktım Serdar Hoca’dan mesaj; “Çok iyi fikirmiş, keşke vazgeçmeseydin.” “Tamam, yazacağım” dedim. Aslında bu yazarlığımla ilgili bir sınavdı. Şunu dedim; oturacağım, kurgu falan yok, beş tane adam muhabbet edecek. 72 dakika boyunca... İzlediğimde o sınavı verdiğimi hissettim. Ve müthiş oynadılar. Reji çok iyiydi. Tek mekânda yapabildik bu işi.

RTÜK meselesini de sorayım. Yukarıdan müdahale girişimleri, seni yazarken, kişisel olarak nasıl etkiliyor?

Beni hiç etkilemiyor.

Behzat ve Savcı Esra’nın evlendirilmesi RTÜK’ün müdahalesine yoruldu…

Alakası yok. Behzat’la Savcı Esra’nın evlenmesi vardı kafamda. Behzat’a evlenme teklif ettirdiğim bölümü gönderdim. Birkaç gün sonra bu mevzu koptu; “Bunlar nikahsız yaşıyorlar…” Meclise soru önergesi, MHP ’li milletvekili konuştu, Bülent Arınç bir şeyler söyledi. O anda şunu anladım: Baskı yüzünden evlendiriyormuşuz hikâyesi çıkacak! Yapımcımız Tarkan Karlıdağ’ı aradım. Dedim ki “Hocam, senaryoyu gönderdim. Behzat evlenme teklif edecek. Ve şu anda kıyamet koptu, Behzat’la Savcı nasıl birlikte yaşar diye. Şimdi baskı yüzünden yapılıyormuş gibi algılanacak. Ne yapayım?” O da “Ercan insanları dinlersen hikâyeni anlatamazsın. Hikâyen belli, kimseyi dinleme” dedi. “Tamam” dedim, evlendiler. Kafamda şu vardı; bu işin üçüncü sezonu varsa, Savcı ölecek. Evlendirmemin bir sebebi de buydu. Üçüncü sezonu adalet hikâyesi üzerinden kurmak istiyordum. Bir savcının öldürülmesinin yargılanma sürecini anlatmak istiyordum. O sürece girecek dizi, mahkeme sahneleri izleyeceğiz. İkincisi de şu; Behzat karakter olarak zaten o tarz bir evde evlilik hayatı sürdürebilecek biri değil. Behzat bir artı bir evinde yaşar, pavyonu vardır, daha sokaktadır yani. Steril bir apartmanda canım cicimli bir evlilik hayatı yaşayabilecek biri değil. Matematiğim çok belliydi. Ama bu RTÜK hikâyesi bir koptu. Kanala ceza kestiler. Ama bugüne kadar bir tane telefon almadım. ‘Behzat Ç.’ zaten var olursa böyle var olacak. Budanırsa ‘Behzat Ç.’ biter. Seyircinin gözünde biter, benim için de biter, Emrah için de biter. Serdar Akar için de biter.

Bu sezon bitiyor mu peki dizi?

Belli değil. Her zaman hikâyemi bu sezon sonmuş gibi kuruyorum. Ama bu bir sonraki sezon olmaz demek değil. Birincide de bitebilirdi, ikinci sezon da bitebilirdi. Üçüncü sezon da bitebilir.

‘Sonraki işim Emrah’sız olacak’

Emrah Serbes bölümleri okuyor mu?

Okuyamıyor, çok da vakti yok zaten. Kitabıyla ilgileniyor, roman yazıyor, söyleşisi oluyor… Zaten diziyle uğraşmasına gerek yok.

Canını sıkıyor mu senarist olarak Emrah Serbes’in adının geçmesi sürekli?

Emrah televizyonda falan, çıktığı yerlerde söylemeye çalışıyor ama… Bazen canım sıkılıyor. Bir yazı çıkıyor yazdığım bir bölümle ilgili. “Emrah Serbes o muhteşem zekasıyla falan” diye… Ya kardeşim Emrah’ın haberi yok ne yazdığımdan. Övgüyü üzerime alınıyorum ama başarı varsa yok sayılmam biraz canımı sıkıyor. İnsanız sonuçta… Emrah da üzülüyor ama yapabileceği bir şey yok. ‘Behzat Ç.’ bittikten sonra başka bir iş yaparak fark ettireceğim, gibime geliyor. Ve Emrah’sız… Sonraki işim Emrah’sız yani (gülüyor).