Pop kraliçeleri ve sinema

Hollywood'un, filmlerin zarar etmemesini sağlama konusunda ustalığını hangi boyuta taşıdığı malum.

Hollywood'un, filmlerin zarar etmemesini sağlama konusunda ustalığını hangi boyuta taşıdığı malum. En azından maliyeti çıkaracak
unsurların filmde mutlaka yer alması, ne yapıp edip garanti altına alınıyor. Bu yüzden
film hakkındaki eleştiriler 'kırıcı' bir dille yazılmış olsa da, pek tınmıyorlar. Yine de, evdeki her hesabın çarşıya uymadığı açık. Bakkal hesabı kadar pratik gözükenlerin
bile tutmadığı oluyor. En yaygın olanlarından
biri, pop kraliçelerini 'film artisti' yapmak. Bu yeni bir fikir değil tabii. Müzik yıldızlarına çekilen hususi filmlerin, Yeşilçam dahil her ülke sinemasında belli dönemlerde furyaya dönüşmüşlüğü var. Biraz eski moda denebilecek
bu çabanın, son bir iki yıl içinde Hollywood'da ufaktan hortlamaya çalıştığı seziliyor. Şükürler olsun, henüz bir furyaya dönüşmedi. Çünkü yapımcıların aldığı çok acı dersler var. Mesela albümleri milyonlar satan Mariah Carey'nin Glitter faciası... Carey'nin ünlü olmaya çalışan şarkıcı adayını oynadığı biyografik çağrışımlı film, gişede ciddi bir zarara uğradı. Oysa yapımcılar kimbilir ne hayaller kurmuştu? Carey'nin albümlerini satın alan güruhun topu birden, ayrıca popüler birinin filmini meraktan görmek isteyecek herkes bir bilet alacaktı. Doğru düzgün bir senaryoya, usta bir yönetmene falan da gerek yoktu. Mariah Carey'nin şöhreti yeterdi. Neticede öyle olmadı. Britney Spears'in bu hafta bizde de gösterime giren filmi Crossroads / Dönüm Noktası, Glitter'dan biraz fazlasını başardı. En azından zarar etmedi. Ancak müzik piyasasında bunca ticari başarısı olan birinin, zorla kâr eden bir film yanına kâr kalır mı, orası tartışılır. İşin bir de prestij yönü var ki, Glitter ve Crossroads, prestij kaybından başka bir işe yaramamış gibi gözüküyor. Üstelik durduk yere, oyunculukta nasıl da başarısız olduklarına dair yazılarla karşılaştılar. Spears'den de çıtır şarkıcı Mandy Moore'un ilk sinema denemesi A Walk to Remember'ı da, bu örneklerin yanına ekleyebiliriz.
Madonna bile...
'Her hayran bir bilet alsa' temennisinin kolay kolay tutmadığının en büyük kanıtlarından biri, 2000 yapımı Next Best Thing / Tatlı Sürpriz. Madonna'nın hayran kitlesi, diğerleri gibi sadece yeniyetmeler ağırlıklı olmasa da, hatta rol arkadaşı Ruppert Everett'la ayrıca popüler bir ikili oluştursalar da, film kötü bir gişe sürpriziyle karşılaştı. Aldığı kötü eleştiriler de cabası.
Son yıllardaki şarkıcıdan film yıldızı yapma girişimleri içinde, ticari anlamda en başarılı olan, pop fenomeni Spice Girls'ün Spice World'üydü. Spice Girls'e, ilk ve son sinema filmlerinde kendi konumlarını tiye alma fırsatı verilmişti. Biraz da efsane Beatles filmi A Hard Day's Night'tan feyz alınarak, tamamen kurguya dayalı bir öykü yerine, 'baharatlar' gerçek kişiliklerinde, Austin Powers'tan esintiler taşıyan renkli bir dünyanın içine atılmıştı. Pop müzik yıldızlarını, zaten halihazırda iyi tutmuş olan imajlarıyla pazarlamak, en garantili formül gibi gözüküyor. Zira artık iyice anlaşılmış olduğunu umduğumuzdan gerçek şöyle demekte: 'Mariah Carey (veya diğerleri) olsun, çamurdan olsun' diyen yok. Yahut diyenler de, gişeyi beklendiği gibi taşıyamayacak kadar küçük bir azınlıktan ibaret. Peki o halde, yerden yere, oradan alınıp duvara vurulan Bodyguard'ın dev hasılatını nasıl açıklayacağız? Açıklamakta ilkin zorlanabiliriz ama daha sakin düşününce, Whitney Houston'lı Bodyguard, yukarıdaki diğer örnekler gibi sadece başroldeki divasından kazanmaya çalışmıyordu.
O dönemde kariyerinin doruğunda gezinen Kevin Costner'ın da desteğiyle, film bir şekilde popüler sinemanın dinamiklerini yakalamıştı (ya da öyle olmuş olsa gerek). Mesele, şarkıcıdan oyuncu olup olmayacağı değil. Sinemaya müzikten sonra atılmasına rağmen oyuncu olarak epey işi işler çıkaran Cher ya da safi kendi egosu üzerine kurulmamış film projelerinde yer alarak ciddi ciddi oyuncu olmaya çalışan, geçen yaz ölen genç yıldız Aaliyah (Romeo Ölmeli, Queen of the Damned) gibi örnekler ayrı bir kategori oluşturuyor.