Popun efendi yüzüne veda...

Popun efendi yüzüne veda...
Popun efendi yüzüne veda...

Ferdi Özbeğen, bugün Levent Camii nde kılınacak öğle namazını müteakip Ulus Mezarlığı nda toprağa verilecek.

Kadife sesli piyanist şantör Ferdi Özbeğen'i bugün toprağa veriyoruz. Yanlış bir biçimde 'taverna müziğinin temsilcisi' olarak anılan Özbeğen'i Murat Meriç'in kalemiyle uğurluyoruz...
Haber: MURAT MERİÇ - muratmeric@gmail.com / Arşivi

2013, sevdiklerimizi almaya devam ediyor. Bunlara Ferdi Özbeğen de eklendi: Popun efendi yüzü, bir dönem kız çocuklarının âşık olduğu, oğlanların kıskandığı kadife sesli piyanist şantör. Yıllarını müziğe vermiş, pek çok şarkıyı bize sevdirmiş, memleketin en beter günlerinde insanları eğlendirmiş bu şahane insanı bugün toprağa veriyoruz.
Ferdi Özbeğen, 1941 doğumlu. İzmir’in hatırı sayılır ailelerinden birine mensup. Özel İzmir Koleji mezunu. Hariciyeci olmak isterken, Ankara ’daki Mülkiye sınavını kaçırdığı için İstanbul’da İktisat Fakültesi’ne giriyor ancak babasının erken ölümü yüzünden eğitimini yarım bırakarak İzmir’e dönüyor. Sonrası, yoklukla geçen yıllar… Bu yıllarda müziğe sığınan Özbeğen, İzmir’de pavyonlarda çalarak hayatını kazanmaya başlıyor. Sonra yeniden İstanbul’a geliyor ve 1965 yılında yapılan ilk Altın Mikrofon’a katılıyor. Bu, adını duyurduğu mecra. Dereceye giremiyor belki ama bu sayede bir plak yapıyor. Hürriyet tarafından basılan bu ilk 45’liğinin kapağında şu bilgiler var: “İzmir’de müzik sahasına atılan Ferdi Özbeğen, kısa zamanda isim yapmış ve İstanbul’a gelmiştir. 1960’ta İzmir’de çeşitli programlara iştirak etmiş ve şovlara çıkmıştır. 23 yaşında ve bekâr olan Ferdi Özbeğen, İstanbul’a gelince çalışmalarını daha da hızlandırmış ve nihayet Hilton’a misafir orkestra olarak kabul edilmiştir.”
Hilton meselesi enteresan. Özbeğen, bunu geçen pazar Kelebek’te İzzet Çapa’ya şöyle anlatmıştı: “Bir gün Hilton’un önünden geçerken nereden aklıma estiyse ‘Gir şuraya’ dedim kendi kendime. Döner kapıdan geçtim ve kendimi cennette hissettim. Bütün cesaretimi toplayıp resepsiyona yanaştım ve müzik işleriyle ilgili kişiyle konuşmak istediğimi söyledim... Poldi isimli bir beyefendi geldi. Ona yalanları sıralamaya başladım; bir orkestram varmış, İzmir’den Hilton’da çalışmak için gelmişiz filan... Adam demez mi ‘Yarın gelin dinleyeyim’ diye... ‘Çocuklar üç gün sonra gelecekler’ dedim ve beklemesi için ikna ettim. Ama bende şafak attı. Üç gün içinde birkaç müzisyen daha buldum, provalar yaptık... Derken mucize gerçekleşti; Bay Poldi bizi beğendi ve Hilton’da çalışmaya başladık.” Bu ilk ‘büyük’ iş, diğer kapıları açmış ve Ferdi Özbeğen, dönemin en ünlü solistlerinden biri olmuş ve 70’lerin ikinci yarısına kadar değişik kulüplerde şarkı söylemiş.
Sonrası, gözümüzün önünde gelişen, bildik hikâye… Başta söyledim, Ferdi Özbeğen’i çocukluğumda yani darbenin hemen sonrasında tanıdım. O yıllarda her yaz gittiğimiz Erdek’teki Akbank kampında onun şarkılarını dinlediğimi hatırlıyorum. İlk vurulduğum şarkısı, ‘Gündüzüm Seninle’. 1982 tarihli ‘Bir Sır Gibi’ albümünün açılışında yer aldığına göre, ortaokula henüz başlamış olmalıyım. Çocukluğunu ve ilkgençliğini 80’li yıllarda geçirenler için Ferdi Özbeğen özel bir yere sahip: Coğrafya fark etmiyor, Gaziantep’ten İzmit’e, o dönem liselerde yapılan çaylarda limonataya eşlik eden, hep o. İlk danslar ‘Büklüm Büklüm’den ‘Yok Yok Yalan Deme’ye, ‘Kandil’den ‘Eskimeyen Dost’a dönem şarkılarıyla yapılmıştır ve pikaptan yükselen hep Ferdi Özbeğen’in yumuşak sesidir. Bu noktada, 25 civarında albüm yaptığını söyleyelim. Bir besteci değil, memleketin en iyi (ve gösterişsiz) yorumcularındandı Ferdi Özbeğen. 80’ler boyu yaptığı albümlere baktığımızda –ki kimi yıllarda iki albüm birden yapmıştır– dönemin yerli/yabancı müzik haritasını çıkarmamız mümkün oluyor. ‘Hello’dan ‘I Know What it is to be Young’a yabancı şarkılara yaptığı ‘aranjman’lar ve alaturkadan popa, arabeskten türkülere uzanan repertuvar, o dönem neleri dinlediğimiz hakkında bize bilgi veriyor. Bu anlamda, hem de bir tarih saptayıcı, Özbeğen.
Onunla alakalı en büyük yanlış, onu ‘taverna müziğinin temsilcisi’ hatta ‘yaratıcısı’ olarak görmek. Temsilcisi olmadığı gibi, yanına bile yaklaşmadığı bir tür ‘taverna’: 12 Eylül sonrasında çıkan, org başında insanları eğlendirmeyi amaçlayan tek kişilik bir durum bu. Oysa Ferdi Özbeğen ne orgun başına oturdu ne de (son yıllarını saymazsak) tek başına çıktı sahneye. Gençliğinden bu yana bir orkestra insanıydı, müziğini hep ‘arkadaşlarıyla’ icra etti. Kadrolar değişti, Okay Temiz’den Esin Engin’e pek çok insan onun orkestrasında çaldı ama Özbeğen’in bu tavrı hiç değişmedi. 1983 yılında, Şan Tiyatrosu’nda verdiği ‘20. Sanat Yılı’ konserlerinde bu tavrı bir adım ileri götürdü ve Osman İşmen yönetiminde 30 kişilik bir orkestra eşliğinde seslendirdi şarkılarını. İki buçuk saat süren bu konserler, dönemin koşulları zorlanarak canlı kaydedildi ve iki plak halinde yayımlandı. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, Ferdi Özbeğen’i, çokların yaptığı gibi bir ‘taverna şarkıcısı’ değil, memleket pop müziğinin özel bir ismi olarak değerlendirmek gerek. Yanına belki Rıza Silahlıpoda’yı, Ercan Turgut’u, muhakkak Ümit Besen’i koyabiliriz ama Arif Susam’ı, Nejat Alp’i, Zihni Cinan’ı ve temsil ettikleri ekolü Özbeğen’den farklı düşünmek gerek.
Ferdi Özbeğen, son döneme kadar sahne programlarını sürdürdü, şarkılarını durmaksızın söyledi, albümler yaptı. Eski albümlerinin çoğu (üstelik kimileri plak olarak) yeniden basıldı, şu anda piyasada bulunabiliyor. Ali Rıza Türker, onun hayatını ‘Şöhret Dediğin’ adıyla kitaplaştırdı ve bu kitap yakın zamanda (hem de ‘best of’u ‘Can Suyum’ eşliğinde) Alfa Yayınları tarafından piyasaya verildi. Son sözümüz net: O hâlâ aramızda, çok uzağımızda değil.

‘Dans müziği kültürünü taşıyanlardandı’


Müzisyen Okay Temiz: “Ferdi’yi 1965’ten beri tanırım. Bir seneden fazla beraber çalıştık Çınar Oteli’nde. Çok güzel günlerimiz oldu, haftanın altı günü beraberdik. Grubumuz, Türkiye ’de dans müziği yapan grupların en iyilerindendi. Fransızca ve İngilizce söylerdi. O zamanlar Türkiye’de üç dört orkestra vardı, biri de Ferdi’nin çalışmasıydı. Dans müziği kültürünü Türkiye’ye taşıyanlardandı. Ferdi’nin repertuvarı çok değişikti, caz da çalardı. Sonra arabeske döndü. Tabii Türkiye çalkalandı o değişimle... O müzik aldı götürdü onu. Beş sene önce Bodrum’da görüşmüş, bir de telefonlaşmıştık. Hayat doluydu, çok kültürlüydü. Bazı insanlar yalnız müzik bilir. Ferdi tüm dünyayı bilirdi, her konudan haberdardı.