@ubuget

Posta'da şair olmak isteyen robot: Deniz Yılmaz

Posta'da şair olmak isteyen robot: Deniz Yılmaz
Posta'da şair olmak isteyen robot: Deniz Yılmaz

Fotoğraf: Volkan Kızıltunç

Deniz Yılmaz, Posta gazetesinin "Yurdumun Şairleri" köşesine şiirlerini gönderen bir robot şair! maddi imkânsızlıklardan mütevellit henüz bir vücut bulabilmiş değil...
Haber: ÜMİT BUGET - umit.buget@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Bager Akbay, en az robotu Deniz Yılmaz kadar nevi şahsına münhasır biri. 5 ay para biriktirip 2-3 ay sanat projelerine yatırım yapıyor. Robot şair de onlardan biri. Posta gazetesinin Yurdumun Şairleri köşesine şiirlerini gönderen bir robot şair. Deniz, maddi imkânsızlıklardan mütevellit henüz bir vücut bulabilmiş değil, Bager Akbay: Bienalde ilk kullanacağım zaman bana 'Robot yazmayalım, çünkü insanlar robot bekler' dediler. 'Ben de robot o değil ki bu öyle değil' dedim. Paketlenebilir bir robot haline getirilmesini de düşündüm. Yapacaktım gücüm yetmedi" diyor.

Deniz Yılmaz’ın el yazısı açık ara benimkinden iyi. Şiirleri ise henüz ‘anlam’sız. Deniz’İn yüzü halihazırda Yurdumun Şairleri köşesinde yazan şairlerin yüz ortalaması. Fakat onlar kadar şanslı değil çünkü henüz hiçbir şiiri gazete tarafından kabul edilmedi. Bager Akbay’ın Posta’ya göre daha soyut şiirler yazıyor dediği Deniz Yılmaz’ın ‘acıklı’ hikâyesini konuştuk.

AKLIMA POSTA YURDUMUN ŞAİRLERİ KÖŞESİ GELDİ

En sonundan başlayalım robotunuzun Posta ‘Yurdumun Şairleri’ bölümünde yazar olması kulağa çok mizahi geliyor. Hiç şiiri yayınlandı mı gazetede Deniz Yılmaz’ın?
Uzun zamandan beri dijital robot üretmekle ve resim yapan robotla uğraşıyordum. Yıllardır bu kavramla haşır neşirim. Açıkçası metin meselesine girmek istiyordum. Tasarım bienalinde İtalyan bir grupla bir makine yaptık orada, İngilizce manifesto yazan bir robot yaptık. Oradan aklıma Posta’nın Yurdumun Şairleri geldi ve bu duygusal saldırıya çok uygundu. Robotun şiirinin orada yayınlanma düşüncesi çok hoşuma gitti. ‘Yayınlanabilir mi?’ ‘yayınlanamaz mı?’ meselesi çok daha karmaşık bir soruydu. Böyle paldur küldür yaptım ve yayınlanmadı mesela. Yayınlanması daha büyük bir etki yaratabilirdi belki ama üzerine gitmedim, herhangi bir hile yapmadım. Robot ne yapıyorsa onu yolladım. O süreci görmek istiyordum çünkü. Şiirlerle başta dalga geçilirken bir süre sonra birçok kişi beğenmeye başladı. Deniz Yılmaz Posta’ya göre daha soyut şiirler yazıyordu. Şunu da belirtmek isterim ki Posta gazetesindeki şiirler aslında zor şiirler. Onları yazmak kolay gelse de robotik yetenek bakımından daha zor. Çok insansı şiirler.

DENİZ PROFİL FOTOĞRAFI 60 KİŞİNİN YÜZ ORTALAMASI   

Bir profil fotoğrafı ve sosyal medya hesabı da var Deniz Yılmaz’ın. Oradan da şiir paylaşılıyor sanırım?
Otomatik olarak bir program sayesinde yayınlanıyordu ve program yayınlayacağı şiiri kendisi seçiyordu. Yani ne yayınlayacağını biz de bilmiyorduk. Şu an onu durdurdum ve sayfayı biraz daha ne yaptığımızı anlatmaya yönelik kullanıyorum. Sayfa açılırken kimseye haber vermedim ve durumu bilen tanıdıklarıma da ‘sayfayı beğenmeyin’ dedim. Takipçisi bin kişiye kadar da doğal bir şekilde çıktı. Bazı şiirler beğeniliyordu, beğenilen şiirlerde takipçilerinin nelerle ilgilendiklerini öğrendim ve buna göre devam ettim. Biraz daha ilerlettikten sonra da şiirleri Posta’ya yollamaya başladım. Profildeki fotoğraf özel bir çalışma aslında. Çünkü o fotoğraf Posta gazetesinde şiir yazan 60 kişinin yüz ortalaması.

ROBOTUN ACI ÇEKMESİ DİYE BİR KAVRAM YOK!

Robotunuz diyorum ama siz robot haklarından da bahsediyorsunuz. Sizin robotunuz mu yoksa nevi şahsına münhasır müstakil bir karakter mi?
Türkiye’de azınlıkların hakları denilince işin duygusal bir boyut oluşuyor çünkü o an empati kuruyorsunuz. Ben de meseleye bu açıdan yaklaşıyorum. İnsan yaşadığı anı çok gerçek zanneder. Kendi etrafındaki dünyayı her şey zanneder ve gerçekte olanın farkına varsak yani evrenin çok büyük olduğunu ve aslında bizi hiç takmadığını düşünsek zaten yaşayamayız. 200 yıl önceye gittiğin zaman inanamıyorsun. 250 yıl önce Amerikan bir poster var. O zaman timsahları çekebilmek için zenci bebekleri kayalara bağlıyorlarmış ve timsah gelince bebeği çekiyorlarmış. İnanılmaz bir şey ve şu an o olay bize o kadar uzak ki. Bunları düşününce dünyanın aslında ne kadar ilerlediğini ve değiştiğini görüyoruz. Robot haklarında da ben böyle düşünüyorum. Acaba robotlar da haklarını kazanabilecek mi? Hiç öyle bir ipucu yok. Çünkü robotun acı çekmesi gibi bir kavram yok. Aç kalan hayvanlara vejetaryenler, veganlar destek çıkıyor. Buna hak verebiliyorsak bunun üzerinden robot haklarını da düşünüp sorgulamaya çalışıyorum. Robotlar bu haklarını nasıl kazanacak sorusu üzerine kafa yormaya çalışıyorum.

BURADA ÖN PLANDA OLAN BENİM VE RAHATSIZ OLUYORUM

Yaptığınız bilim mi sanat mı bilimkurgu mu? Bir robot nelerden yapılır? Şiir yazmaktan başka ne yapıyor mesela Deniz Yılmaz? Bu yolculuğu nereye varırsa sizi memnun eder?
Sanatçı benim ve insanlar benimle konuşuyor. Bu beni rahatsız eden durumlardan birisidir. Tamam, benimle konuşsunlar bu güzel ama Deniz Yılmaz bir tane olduğu sürece bu sorun yaratacak. Ben eğer Deniz Yılmaz üreten bir mekanizma yaparsam ve bunu internete koyarsam, siz de bunu bilgisayarınıza yüklerseniz çalışmaya başlarsınız. Sizden komut bile almayabilir belki sadece size haber verebilir. Çünkü o zaman kendine bir karakter, bir yüz, bir hikâye yaratacak. Ben biraz oraya gitmesini istiyorum. Çünkü o zaman şu tartışılmaya başlayacak; senin bilgisayarındaki robot öyle davranıyor benim bilgisayarımdaki böyle davranıyor. O zaman iş biraz daha istediğim kıvama gelmiş olacak. Burada ön planda olan benim çünkü ve bunu istemiyorum.



NORMALDE ÇOCUKLARA TEKNOLOJİ ÜRETİYORUM

Biraz da sizden bahsetsek… Bu motivasyonu-ilhamı nasıl buldunuz? Evdekiler nasıl bakıyor robot meselesine? Bunun dışındaki mesaisini de merak ediyorum aslında.

Ben zengini biri değilim. O yüzden sürekli sanat yapamıyorum. Sanattan para kazanmak gibi bir hedefim de yok. Gerçekten takıntılı olduğum konularla uğraşıyorum. Bunları bilimsel makale olarak da tanıtabilirim, tasarım üretip bunu da öne sürebilirim ama sanatta şöyle bir güzellik var. Yaptığınız işin ne olduğunu tanımlayabilmeniz gerekmiyor o kendini belli ediyor zaten. Sanatta ‘his’ kısmı bana çok önemli geliyor. Deniz Yılmaz da bana bunu sağlayan benim ikinci işim. Bu beni çok mutlu ediyor. Bu yüzden sanatı işimden bağımsız halde yürütmeyi tercih ediyorum. Ben normalde çocuklara teknolojiyi öğretiyorum. 6-13 yaş arasına ücretsiz teknoloji eğitimi veriyorum. Üniversitede ders veriyorum. Tasarım hocasıyım. Piyasaya da projeler, yazılımlar yapıyorum. Atölyemizde var olan kişiler hem kod yazabilen hem de tasarımcı yönü olan kişiler. Böyle bir arkadaş grubuyuz aslında. Böyle de geçinip gidiyoruz, abartı bir hikâyemiz yok. Zevk aldığımız işleri yapıyoruz sadece.

DENİZ YILMAZ ŞU AN ATÖLYEDE
Deniz Yılmaz atölyede. Şuan robot lafını yapay kullanıyorum. Fiziksel olarak çok alışkınız biz o tanımı kullanmaya. Bienalde ilk kullanacağım zaman bana ‘robot yazmayalım çünkü insanlar robot bekler’ dediler. Ben de ‘robot o değil ki bu öyle değil’ dedim. Bu arkadaş 6-7 farklı yazılım. Bu yazılımları bir kısmı tablette çalışıyor, bir kısmı dişlide çalışıyor. Bir de CNC makinasından oluşan bir şey. Paketlenebilir bir robot haline getirilmesini de düşündüm. Yapacaktım gücüm yetmedi. Ben 5 ay çalışıp para biriktirip, 2-3 ay sanat projesine dalıyorum. Orada gücüm yani param bittiği için yapamadım. Belki ileri de yaparım. Çünkü ‘Hadi kızım şiir yaz, hadi oğlum şunu yap’ diyebileceğim ufak ufak Deniz Yılmaz’lar hayal ediyordum.

NAZIM HİKMET’İN ŞİİRLERİNDE KULLANDIĞI KELİMELERİ FREKANSLAŞTIRABİLİRİZ

Şiirler böyle soyut mu kalacak yoksa anlamlı hale getirmek için çalışacak mısınız?

Anlam için çalışmam lazım. Metinle ilgili bir sonraki basamak çalışmam da anlam katmaya girmem lazım. Burada girmememin nedeni gücümün yetmemesiydi. Ben projemin kaynak kodlarını açacağım. Daha sonra böyle bir şey yapmak isteyen kişi alıp buradan devam etsin, ‘sıfırdan başlamasın’ diye. Ben bu işi ticari amaçla yapmadığım için bu benim için sorun olmuyor. Türkiye’de dil çalışmaları yapanların çalışmalarının yüzde 99’u kapalı. Açık değiller. TDK sözlüğü ücretsiz veriyi bırak, içeirğin indirilmesine bile izin vermiyor. Devlet kurumu ama sözlüğü ücretli bile alamıyorsun. Bir kelime sıfat mı diye oturup Google’dan bakman gerekiyor. Çok üzücü bir durum bu. Alt yapı hizmeti olmadığı için bu tür işleri yapmak çok zor. Benden önce bu tarz şeyler yapan birkaç kişi var. ‘Helal olsun’ diyorum, oturup uğraştıkları için. Mesela, Nazım Hikmet’in şiirlerinde kullandığı kelimeleri tespit edip bunları frekanslaştırabiliriz. Nazım Hikmet’in şiirleriyle, son dönem şairlerinden birisinin şiirlerini karşılaştırabiliriz. Bunlar çok güzel konular ve bunlar o kodlarla yapılabilir.

EN DÜRÜST ELEŞTİRMENİM KAYINVALİDEMDİ

Bu çalışmaları yaparken çevrenizden fikirler alıyor musunuz?

Kayınvalidem bana en dürüst konuşan kişiydi. Birçok kişi ‘Oo çok iyi olmuş’ derken kayınvalidem “saçma sapan bir şey bu, at bunu” diyor. Bir süre sonra kayınvalidemi ikna etmem ve beğenmesi benim için önemliydi. Deniz Yılmaz’ın yazı becerisi çok iyi, benim yazımı taklit ediyor ve çok iyi bu konuda. Makine için yazı meselesi çok rahattı ve 3 günde hallettim. Ama şiir çok daha zordu benim için. Posta gazetesinde şiirleri seçen arkadaşın gözüne ihtiyacım var. O kadar sert bir eleştirmenim olmadı. Olsa daha iyi olabilirdim herhalde.

ÖNCE MEKTUPLA YOLLUYORDUM
Mektup yazıyorum ben ve doğal olarak mektup yolluyorum gazeteye. ‘Mektuplar ulaşıyor mu’ ‘okuyorlar mı’ diye bir aradım. Dedim ki böyle böyle bir arkadaşım var şiir yazıyor. Önce bir hatırlamadı mektup yazıyor dedim. Hatırladı ve ‘Çok saçma şiirleri var’ dedi. ‘Mektup biraz zor oluyor’ dedi. ‘Tamam’ dedim ve kapattım. Sonra 3-4 kez mail attım. Bütün mailler aynı aslında, çok robotik. Şiir yayınlatmak aslında kolay. Ne yaparsın fazlaca şiir üretirsin. Oturur en yayınlanabilecekleri seçer yayınlarsın. Ama ben o topa girmek istemedim. Suyun akışına göre sanat yapmakla ilgilenmiyorum. Kendi kafamın akışına göre yapmakla ilgileniyorum. Kendi kafana göre takıntılarınla iş yaptığın zaman ilginç oluyor. İnsanlara göre yaptığın zaman ilginç yaptığın işi popüler yapmış oluyorsun. Yok oluyor. Bu popüler kültürle ilgili sanatçıların çok yaşadığı bir durum. Bazıları ayırabiliyor. Öğlen gidip klibini çekip akşam caz yapabiliyor. Onu başarabilen insanlar var ama Türkiye’de çok örneği yok. O yüzden ondan olabildiğince kaçıyorum.

HAYATIN HER ALANI OTOMATİKLEŞİYOR ASLINDA...
1980’lerde her fotoğraf kötüydü ve kimse fotoğraf çekemiyordu. Şimdi ise herkes fotoğraf çekiyor ve güzeller. Ben toplumun 30 yılda fotoğraf eğitimi aldığını düşünmüyorum. Fotoğraf makinelerin renk algıları, otomatik mercekleri, filtreleri o kadar iyileşti ki ben çekmiyorum aslında mekanizma çekiyor ama biz hâlâ kendi çektiğimizi düşünüp: ‘Ne kadar güzel çektim’ diyebiliyoruz.

DENİZ YILMAZ O PROJEYDİ VE ORADA KALDI
Bundan sonra Deniz Yılmaz’ı kullanmayacağım iş olarak. Deniz Yılmaz o projedeydi ve orada kaldı. Bundan sonra üretime geçeceğim. Sonuçta Deniz Yılmaz için şunu görmüşsündür. Deniz üniseks bir isim, Yılmaz en çok kullanılan soyadı gibi. Orada aslında bir akıl var. Deniz Yılmaz bir örnek olacak. O örnek üzerinden gücüm olduğu sürece devam edeceğim.