'Propaganda görsem bu işe girmezdim'

'Propaganda görsem bu işe girmezdim'
'Propaganda görsem bu işe girmezdim'
Yönetmen Levent Demirkale, uzun metraja, yurtdışındaki Türk hocalarla "Selam" dedi. İçi rahat; propaganda değil hikâye peşinde olduğunu söylüyor.
Haber: ELİF TUNCA / Arşivi

Türkiye ’den dünyaya yayılan eğitim faaliyetleri zaman içinde kendi hikâyelerini kurdu, kendi kahramanlarını üretti. Bunların bir kısmı daha önceden kitaplaştırıldı da. Şimdiyse beyazperdede başrol zamanı. Afganistan, Bosna- Hersek ve Senegal’de görev yapan Zehra, Adem ve Harun hocanın hikâyesi ‘Selam’ vizyonda. Yönetmen ise ‘Gazi’, ‘Altın Kızlar’, ‘Kız Babası’ gibi dizilerden tanıdık Levent Demirkale. Gala sonrası ilk defa filmi izleyen biriyle konuşmanın heyecanını yaşayan Demirkale, ‘Selam’ı anlattı.


Projeye hangi aşamada dahil oldunuz?

Bana geldiğinde senaryo bitmiş haldeydi ama üzerinde biraz çalışıp müdahil oldum. Senaryoda Necati (Şahin) 10 dakikada bir yükselen duygusal durumlar koymuş. Onlara özen gösterdim.

Olay örgüsü tam da dediğiniz gibi ilerliyor fakat bu durumda filmin ana çatışma unsuru olarak neyi görebiliriz? Size göre nedir?

Bu durumlar mesela şu; beyazları hep düşman olarak görmüş ve onların da hep önyargıyla yaklaştığı Senegalli ailedeki kadın ; evine beyaz adamlar misafirliğe geliyor. Karşı karşıya geliyorlar, bir kalınıyor, adamlar da “Yanlış bir şey mi yaptık?” diyor. Orada Harun “Selamünaleyküm” deyince o durum, çözülüyor, kadın da ağlamaya başlıyor. Çatışma unsuru, bana göre, Harun’un babasının gelip de bu işe karşı çıktığını anlattığı yer. Diyor ya Adem hoca için “Çocuk için o kadar beklediler, tam baba olacakken gitti, bizimkinin zaten evleneceği yok, ne işleri var dünyanın öbür ucunda!” diye. Buna karşın Fatma Karanfil’in oynadığı karakter de bambaşka; ben o anne karakterinin çok sevileceğini düşünüyorum. Her anne, evladının mutluluğunu ister ama Harun’un annesi, oğlunun kendini adadığı yola o da kendini adamış biri. Para topluyor, evinde masrafından kısıyor...

Çok büyük bir prodüksiyon; farklı ülkelerdeki çalışma koşulları ve farklı dillerdeki/ kültürlerdeki oyuncularla çalışmak nasıl bir tecrübeydi?

30 yaşındayken yapsam çok zorlanırdım ama 49 yaşındayım, TRT’de başladım mesleğe. Diziler, canlı yayınlar, yarışma programları yaptım. Özel kanallar ilk kurulduğunda çalıştım. Televizyon tarihinin önemli noktalarında, kritik yerlerde bulundum. Böyle bir prodüksiyon aslında benim tam en iyi zamanıma denk geldi.

Hikâyeye ne kadar aşinaydınız peki?

Hocaları tanıyan insanlarla saatlerce konuştum. Ama tabii on binlerce hikâye çıkıyor oralardan da hepsini koyamayız. Ki şu halinde bile çok hikâye var hatta ben isterdim ki mesela Khadim’in, Harun hocayı ne ara sevdiğini görmüyoruz aslında ya da Salim’in Zehra hocayı; oraları biraz daha işlemek isterdim. Ama şu hali iyi.

Oyuncularda niçin tanınmamış isimleri tercih ettiniz?

Birincisi öyle bir durumda her üç ismin de ‘ünlü’ olma halinin aynı düzeyde olması lazım ki hikâye anlamında birbirini bastırmasın. Ve tam da bu sebepten hikâyenin önüne şöhretli bir ismin geçmesini istemedik. Bir de hani “Beni bu filmde görmesinler, böyle anılmayayım” gibi sıkıntılarla uğraşmak istemedik.

Bunları çoktan aşmadık mı; Berhan Şimşek, 1989’da oynamıştı ‘Minyeli Abdullah’ta?

Şimdi ideolojiden çok ticari endişe olabilir. “Burada oynarsam sonrasında bana iş gelmez” gibi düşünülmüş olabilir.


Sizin böyle bir endişeniz olmadı mı peki; etiketlenme ya da ticari geri dönüş açısından?

Ben senaryoyu aldım, okudum; propaganda noktasında birazcık bile bir şey olsaydı bu işe girmezdim. Ekibimle de konuştuk; sinemasal olarak altına imza atmayacağımız bir işi asla yapmayacağımızı. Ben sevmediğim işi hiç yapmam, canlı yayınları bırakıp gitmiş adamım.