Protest bir şey çizmişsem yaşadığımı hissediyorum

Protest bir şey çizmişsem yaşadığımı hissediyorum
Protest bir şey çizmişsem yaşadığımı hissediyorum
Le Monde, New York Times gibi dünyanın önemli gazete ve dergilerinde çizimlerine sıkça rastladığımız Selçuk Demirel Galeri Nev ve Fransız Kültür Merkezi'nin ev sahipliği yaptığı iki ayrı sergiyle İstanbul'da.
Haber: SİBEL ORAL / Arşivi

Birkaç yıl önce Selçuk Demirel’in küçük bir kalemin mücadele hikâyesini anlattığı ‘Kalemiti’ adlı çizgi kitabı ile ilgili yazdığım yazıda kahramanımız Kalemiti için ‘küçük direnişçi’ demiştim. O zaman direniş kelimesini bu kadar sık kullanmıyorduk ve belki bu kadar da çok direnmiyorduk. Bu günlerde Fransız Kültür Merkezi ve Galeri Nev’in ev sahipliği yaptığı iki ayrı Selçuk Demirel sergisinin toplamına baktığımızda aslında yıllardır Demirel’in çizgileriyle bize gösterdiği dünyada ve insanlarda direndiğimiz apaçık ortada. Kapitalizmin çirkin savaşlarına, insan hakları ihlallerine, düşünce ve ifade özgürlüğüne yapılan baskılara, dinin istismar edilmesine, aklımızın kaçmamasına, yükselen teknolojinin ve yerin dibine sokmaya hazır olduğumuz ekolojik dengeye...
1974-2014 arası ‘bağzı şeyler’
Selçuk Demirel 1974’ten bu yana sürdürdüğü çizgilerinde her şeyin farkındaymış. Ve hatta direnmeyi yeni yeni öğrenen bizlere aklın, vicdanın ve düşüncenin yollarını açıyormuş. Hem de aslında 80’li yıllarda yarattığı ve bizim birkaç yıl önce tanıştığımız ‘kalemiti’ ile… Aslında ‘Kalemiti’ kitabının hem konumuzla ilgisi yok hem de Demirel’in sanatını düşündüğümüzde çok var. O kitap aklınızda olsun, biz gelelim bu iki güncel sergiden alacaklarımıza…
İlk durağımız Fransız Kültür Merkezi. Selçuk Demirel’le buluşuyoruz. Amacımız sergiler hakkında konuşup soru cevaptan oluşan bir metin oluşturmak. Olmuyor. Memleket meseleleri yapışmış yakamıza, hangi çizgiden, hangi resimden bahsetsek yine oraya varıyoruz. Biraz da serginin etkisi var aslında. Çünkü 1974–2014 yılları arasında Demirel’in basında yer alan çizimlerinden oluşan bir seçki bu. ‘İnsanoğlu Kuş Misali’ başlığını taşıyan sergi tüm dünyayı ele geçiren ‘şeyler’den bahsediyor. Sergideki işlerden en çok ‘kafaya’ yani aslında ‘akıl’a odaklanmış çizimler dikkat çekiyor, belki de aklımızı kaçırmak istemediğimiz bu günlere işaret ediyor çizgiler. İşte o kahrolası ‘bağzı şeyler’e baktığınızda dünyada ama özellikle de Türkiye ’de değişen bir şey olmadığını görüyorsunuz.
“Peki ya Şimdi” diye soruyorum. “Şimdi” dediğim Galeri Nev’deki serginin adı. Demirel sergi için çalıştığı sürede ‘şimdi’yi düşünmüş. ‘Şimdi’nin bir kelebek ömrü kadar ‘uzun’ olduğunu... O sergideki işlere sonra yeniden değineceğiz. 1978 yılından beri Paris’te yaşayan Selçuk Demirel’i hazır iki sergi vesilesiyle yakalamışken biraz kazı yapmak istiyor ve “Türkiye’deki ilk serginizi hatırlıyor musunuz” diye soruyorum, gidiyoruz anılara. Demirel o zaman henüz 19 yaşında. İstanbul ’da o zamanlar Sinematek’ten başka yer yok neredeyse. 12 Mart sonrası dönemde aydınlar yeni yeni hapisten çıkıyor ve herkesin buluşma noktası oluyor Sinematek. Demirel’in de ilk sergisi o dönemde burada gerçekleşiyor; bir sığınakta… “Onat Kutlar muhteşem bir insandı, beni resmen bağrına basmıştı. Orası bizim için sığınak gibi bir yerdi zaten” diyor.
Sormadan edemiyorum, çünkü o sergiden üç dört yıl sonra çekip gidiyor Selçuk Demirel, Paris’e... “Peki ya gitmeseydiniz, bugün ne olurdu, sanatı, çizgisi nasıl değişirdi, değişir miydi” diye sıralıyorum soruları. Demirel yanıtlıyor: “Değişmezdi herhalde. O zamanlar Türkiye bir Doğu Bloku ülkesi gibiydi, çok kapalıydı. Gitmeyip de burada kalsaydım şimdi yaptıklarıma benzer şeyler yapıyor olurdum herhalde. Belki Le Monde, New York Times, The Washington Post gibi yayınlara ulaşamayabilirdim ama burada da benzer şeyler çizerdim. Başka bir şey olmazdım. Çizgi çizmek benim için gerçekten var oluş meselesi. Beni, ben yapan şey.”
Orhan Pamuk, Demirel için “Onun resimlerine bakarken kendimizi olduğumuzdan daha akıllı bulduğumuz için severiz Selçuk’un çizimlerini” diyor. Bense Selçuk Demirel’in işleri karşısında bir izleyici olarak kendimi akıllı değil de daha çok aklımın yollarının, kapılarının açıldığını hissediyorum galiba. Çünkü özellikle kafa ve akıla odaklanmış çizimlere baktığımda Demirel’in ‘alt tarafı’ çizgilerle ‘üst tarafa’ ne kadar ileri gidebildiğini görüyorum. Görsel bir dil evet ama bir taraftan da resmin dili değil, sözcüklerin dili değil. Başka bir şey, bir çizgi sadece... Ama nasıl? “Şu varoluş meselesini açalım” diyorum. “Nasıl çiziyor, ne hissediyorsunuz, geri dönüşler nasıl oluyor, akıllar açılıyor mu?
Bütün tevazuuyla “Ben kendi köşemde, sessiz ve kendi halimde çiziyorum. Bir çakıl taşını alıyorsun, denizin ortasına atıyorsun ve o çıkardığı pıt sesini duyuyorsun sadece. Bu kadar. Tamam gazetelerde, dergilerde çizimlerim hakkında yazılar çıkıyor, dostların beğeniyor ve bunu dile getiriyor ama tanımadığım insanlar ne görüyor, ne düşünüyor hiç bilmiyorsun. Ne işe yaradığını bilmiyorsun çizimlerin.” Atılıp “Olsun” diyorum, “sizin işinize yarıyor sonuç olarak…”
“Evet. Beni diri tutuyor, bir şey yapmış duygusu hissediyorum. Protest bir şey çizmişsem kendimi daha iyi hissediyorum; bir şeylere başkaldırdığımı, yaşadığımı hissediyorum.”
‘Şimdi’ de direniyoruz

Galeri Nev’deki ‘Şimdi’ adlı sergi ‘İnsanoğlu Kuş Misali’ sergisinin devamı gibi. Derin alt okumaları olan, aklın kapısını, penceresini zorlayan yüzlerce hikâyeden oluşan bir sergi. Demirel’in de dediği gibi biraz ‘Başka Bir Yerde’ ve ‘Defile’ kitaplarındaki ete kemiğe bürünmesi gibi. ‘Güvenlik Güçleri’ adlı resimde elleri sopalı, yüzleri maskeli, kafaları kasklı o güçleri görüyorsunuz. Yüksek ihtimalle destan yazıyorlar. Yaşadığımız bu günlerin de etkisiyle resme bakınca canavar mı, böcek mi, insan mı, mekanik bir şey mi bunlar diye düşünüyor ve içinizden “akılları, vicdanları var mı” diye mırıldanıyorsunuz. ‘Defile’ kitabından da bildiğimiz aynı adla sergilenen çizimler içinde bulunduğumuz toplumun insanlık defilesi adeta. Yanmış bir kibrit çöpünden insan, ağaçlara konmuş, kim bilir belki de ağacın dallarından beslenen insanlarla ‘şimdi’yi daha da iyi görüyoruz belki de. Ve tabii boynuzlu, kanatlı, gagalı insanlar. Bu belki de bir dönüşüm ve belki de o dönüşümler yüzünden sergideki ‘Dönüşüm’ resmi de aklınızın tam ortasına yerleşiyor; dönüyor, dönüyor... ‘Sinemaskop’ adlı dizi çalışmayı anlatmak ise çok zor. Bir yazısız, kelimesiz yazılmış bir roman yahut sessiz bir film gibi her şeyi görerek size anlatan. İşte tüm bunlar o küçük direnişçi ‘Kalemiti’nin büyük marifetleri.
Demirel’in Fransız Kültür Merkezi’ndeki ‘İnsanoğlu Kuş Misali’ sergisi 31 Ağustos’a kadar, Mısır Apartmanı dördüncü katında bulunan Galeri Nev’deki sergisi ‘Şimdi’ ise 30 Nisan’a kadar açık olacak.