Protesto etmekten hiç çekinmem

Protesto etmekten hiç çekinmem
Protesto etmekten hiç çekinmem
Onur Akın müzik yolculuğunun yirmi beşinci yılını 'Onurlu Yıllar' albümünde sanatçı dostlarıyla birlikte kutlarken hayata dair samimi duruşu, gösterişten uzak yalın yaşamı ve toplumsal duyarlılığıyla yeni dostlar, yeni şiirler, yeni şarkılar biriktirmeye de devam ediyor. Gerçek ve mecazi anlamlardaki yolculuk arkadaşımla 25 yılı konuştuk.
Haber: ERAY AYTİMUR / Arşivi

25 yıldan söz ediyoruz. Kocaman bir külliyat var ortada, repertuvarı hangi kıstaslarla seçtiniz? 
Öncelikle repertuvarda zaten öne çıkanlar, Türkiye ’nin her yerinde yaptığım konserlerde binlerce insanın hep bir ağızdan söylediği şarkılar. Bunları seçmek zor olmadı ama eksik kalanlar var. Şimdi hâlâ insanlar şikâyet ediyor. Niye ‘Pınar gözlüm’ yok? Niye ‘Ben yağmur yüklü bulutum’ yok? Niye o yok niye bu yok? 16 şarkı var ve bir CD’ye bu kadar sığdı. 1.5 senedir çalışıyoruz ve daha yeni bitirebildik. Demek çift CD olsa üç sene uğraşacakmışız. Bir de çift CD çok kullanışlı olmuyor. İnsanlar bir tanesini dinliyor. Öbürü hep atılıyor, bir köşede kalıyor. Tek CD olsun ve çok dinlensin çok sevilsin en sevilenler olsun o albümde dedik.
Peki sanatçıları nasıl belirlediniz? Müslüm Gürses hemen aklıma geldi. En güzel söyleyeceği şarkı ‘Asi ve Mavi’. Mutlaka olmasını istiyordum. Çünkü her tarzda şarkıyı kendince yorumlayabilen, olağanüstü bir yorumcu Gürses. Hem ses rengi hem duygusu insani. Resmen şarkının içine alıyor, sokuyor. “ Bugün kederliyim, beterim bugün…” Ertelenmiş hayallerin, hayal kırıklıklarının şarkısı. “Oysa ben senden neler neler isterdim” derken müthiş bir kırgınlık var. Bir tatmin olamamışlık, mutsuzluk var şarkının içerisinde, müthiş derin bir hüzün… O hüznü en çok Müslüm Baba’ya yakıştırdım ve ona Müslüm Gürses yazdım. Teklif ettim, hemen de geldi okudu, nur içinde yatsın. O sırada sağlığı yerindeydi. Keşke yaşasaydı, keşke o şarkıyı tanıtım gecesinde canlı canlı okusaydı Müslüm Baba. Kısmet değilmiş. Bu benim için buruk bir hatıra olarak kalacak. Ayrıca Edip Akbayram hayatı boyunca hiçbir karışık kasete girmemiştir. Prensibi vardır Edip Abi’nin, girmez. Ama Edip Akbayram olmasa benim geçmişim, tarihim eksik kalır. Çocukluğumdan beri hayran olduğum ve en çok etkilendiğim sanatçılardan birisi. Ve çok da sıkı bir dostluğumuz var. “Okur musun Edip Ağabeycim?” deyince “Onurcuğum biz etle tırnak gibiyiz, hiç kimseye okumam ama nasıl senin kasetinde okumam” dedi ve kaburgaları incinmişti bir ev kazası geçirdi. O incinmiş kaburgalarla geldi okudu nefes alamaz haldeyken…
Diğerleri?
Onun dışında şarkıcıları düşününce hemen kafanda şekillenebiliyor. Mesela Suavi denince aklıma direkt ‘Aşk Bize Küstü- (Bozgun)’. Çok güzel okur Suavi Abi… Yani nokta atışları yaptık, çok isabetli oldu. Ama Yaşar kendisi seçti mesela. Yorumculuğun böyle zirvesinde olağanüstü bir yorumla ‘Firari’yi yeniden yarattı Yaşar. Hayko Cepkin muhteşem bir performans sergiledi, en az 20 kere okudu, tekrar okudu. Biz yeter dedikçe biraz daha okuyacağım, biraz daha okuyacağım…” İşine çok ciddiyetle bakan, gerçekten çok iyi bir müzisyen Hayko. Grup 84 ve Işın Karaca kendileri şarkılarını seçti, kendileri düzenledi. Hepsi gerçekten büyük bir şeref verdiler albüme.
Aranjmanlar aşamasında siz ne derece müdahale ettiniz? Bana dinletmediler bile, her şey sürpriz. Yalvar yakar dinleyebiliyordum. Seyfi Yerlikaya, koordinatör “Her şey çok güzel sürpriz” diyor. “Ya bir dinlet azıcık, bir dinleyeyim merak ediyorum” yok dinletmediler. Dinlediğimde mutluluktan uçtum, çok hoşuma gitti. Çocuklar gibi böyle şendim her şarkıyı dinlediğimde.
Kendi sözlerini, kendi müziklerini yazsaydın işin daha kolay olurdu.
Yıllardır şiir okurum. Belli bir kelime haznem, şiir birikimim, bilgim var. Oturup şarkı sözlerimi yazabilirim ama bunlar gerçekten bu kadar kaliteli olmaz. Türkiye’nin en iyi şairlerinin en iyi şiirlerini alıyorum, besteliyorum. O düzeyde şarkı sözü yazmak çok zor. Aysel Gürel de zamanında demişti: “Sen Türkiye’de bir şey başardın, iyi sözler besteleyip iyi müzik yapıp kendini dinletebilmeyi başardın”. Bu çok zor bir şeydir bu ülkede, birinden feragat etmen lazım. Ama ben inat ettim hem en iyi şiirler, en güzel şiirler olsun hem de ona uygun, o şiiri bozmayacak, onun ruhuna uygun müzikler yapayım ve bunda ısrar ettim, direttim yıllardır. Şiirin gücü benim şarkılarımın asıl lokomotifi. Ben 25 sene evvel bu coğrafyada ne yaptım aslında biliyor musun? Şarkı yoluyla insanlara şiir ezberlettim. Ben şiire çok büyük emek harcadım. Bu ülkede şiirin okunmasına, şairlerin tanınmasına emek verdim.
Albümün bence zirve noktası Vedat Türkali burada gelmiş kendi dizelerini seslendiriyor, kolay bir ikna süreci olmasa gerek.
Çok kolaydı. Kendisi de istedi. O da dünyada bir sesini bırakmak istiyor. Zaten bu kaydı Hasan Saltık almış. Evine gelmiş, kaydetmiş. Biz Hasan Saltık’ın arşivinden aldık. Hasan Saltık’a teşekkür ederiz ama Vedat Amcan’ın izniyle… Vedat Amca’nın sesini orada duyduğumda hüngür hüngür ağladım gerçekten.
Siyasi bir müzisyen olarak anılmak size nasıl geliyor? Ben öncelikle müzisyenim. Ama hayata karşı gerçekten politik duyarlılığı olan bir müzisyenim. Yani toplumcu gerçekçi sanat akımı beni etkiledi. Geçmişten bu yana tüm dünyada verilen eşitlik, özgürlük hareketleri, işçi sınıfı hareketleri, hep bunların içerisinde oldum ve hayatım boyunca da ezilenden yana oldum. Varsıldan değil, yoksuldan yana oldum. Her zaman sömürüye, savaşlara karşı çıktım. E bunların hepsinin bir politik karşılığı var. Bir de protesto etmekten hiç çekinmem. Üniversite yıllarımdan bu yana protesto, gençliğim elimde sazımla YÖK’e karşı mesela 80 sonrası öğrenci eylemleridir. Hepsinde vardım ve hepsinde saz çalıp, türkü söyleyerek vardım. Yani 12 Eylül darbesinden sonra “fakültenin önü demirden köprü, fakültenin önü bir sıra kavaktı, biz bir yiğit kişiydik bütün hürriyetler bizden uzaktı” Enver Gökçe şiiridir bu ‘Fakültenin Önü’ onu besteledim.. Ama gerçekten o fakültenin önündeki gibi gençlerdik. Öyle bir süreçte ne hissediyorsam onu besteledim. Böyle bir süreçte politik şarkılarım daha fazlaydı. 80’li yılların sonlarına doğru ama daha sonra baktım hayat sadece kavga değil. Bir de aşklarımız var. Benim öğrencilerim, arkadaşlarım eylemlerde marşlar söylüyoruz ama eve gittiğinde Ezginin Günlüğü dinliyor işte Yeni Türkü dinliyor, Nilüfer dinliyor, Kayahan dinliyor. Onlara da âşık oluyorlar, seviyorlar. Kız arkadaşları var. Yani öğrenci evlerinde de sürekli marşlar dinlenmez, dinlenmiyordu. Orada dedim “Oğlum biraz da insanların şu yanlarına, duygularına, sevdalarına tanıklık et hep kavgalarına tanıklık ettin.” Ondan sonra sevda türküleri yaptım ve bu ülkede 1 Mayıs meydanlarında ‘Seviyorum Seni’ şarkısını söyleyip sol yumruklarla insanlara da söyleten tek insanım. İnsanlar ben çalarken hem o mücadele duygularını yitirmiyorlar hem de yürekleri daha bir zenginleşiyor. Hem kavga edip hem de sevdaya sahip çıkıyorlar. Demokrasi mücadelesi, özgürlük mücadelesi, emek mücadelesi, hakkını alma mücadelesi… Şu anda verilecek o kadar çok mücadele var ki şu an insanların durumu daha kötü. Günden güne kötüye gidiyor.

‘GEZİ DİRENİŞİ UMUT DOLU BİR HAREKET’

Gezi Parkı direnişi cumhuriyet tarihimizde benzeri olmayan, öndersiz lidersiz, partisiz tamamen sivil inisiyatif tarafından gerçekleşirilmiş tertemiz ve umut dolu bir harekettir... Bir zamanlar mağdur olanların muktedir olunca nasıl değiştiklerini gören gençlik, baskıcı, otoriter yönetim tarafından; özgürlüklerine ve yaşam biçimlerine yapılan antidemokratik müdahaleler karşısında, muhteşem bir tepki göstererek demokrasiye ve geleceklerine sahip çıkmışlardır... Yaşasın barış, kardeşlik, özgürlük ve gerçek demokrasi talepleriyle...