Protestolar, rock ve öpüşen gençler

Protestolar, rock ve öpüşen gençler
Protestolar, rock ve öpüşen gençler

TRT de 1977te yayınlanan Aşk-ı Memnu bugünkü versiyonu gibi dönemin en popüler dizisiydi.

1971'de Londra'da Trafalgar Meydanı'ndaydım. Gençler Franko'yu, Güney Afrika'daki ırkçı rejimi protesto ettikten sonra geceleri sevgilileriyle tatlı tatlı öpüşebiliyorlardı
Haber: TUĞRUL ERYILMAZ - tugrul.eryilmaz@radikal.com.tr / Arşivi

Aslında 70’ler 1960’ların sonunda başladı demek hiç yanlış olmaz. Güzel huzursuzluğun ve özgürlük ateşinin tüm dünyayı umutla sardığı yıllardı 70’ler. The Beatles dağılmıştı ama The Rolling Stones hâlâ 30’larındaydı. Üstelik yanlarına David Bowie ve Pink Floyd da eklenmişti. Kısaca Reagan-Thatcher kabusu dünyanın, 12 Eylül kabusu Türkiye ’nin üzerine çökmemişti.
Hep İstanbul , Ankara , İzmir gibi büyük kentlerde yaşamış olmama rağmen yılbaşı gecesi sokaklarda hiç çekinmeden öpüşen gençleri ilk kez 1971 yılında gördüm. Durun, hemen heyecanlanmayın. Londra’da Trafalgar meydanındaydım. Bir yıl önceki Türkiye’deki yılbaşımı hatırlayıp epey kıskandım. Bu Avrupalılar başka oluyordu. Akşama kadar Franko’yu, Güney Afrika’daki ırkçı rejimi, Türkiye’deki 12 Mart darbesini şiddetle protesto ettikten sonra geceleri soul müzik eşliğinde sevgilileriyle tatlı tatlı öpüşebiliyorlardı. Tam da o sıralarda Türkiye’de onların yaşıtları ya öldürülüyor ya da müesses nizamı yıkmak suçlamasıyla hapse atılıyorlardı. Neyse, en iyisi hiç değilse yılbaşında bunları hatırlamayalım. 

TRT günleri
1975’te siyah beyaz TRT’de çalışmaya başlamıştım bile. Kaç kişi hatırlar bilemem ama Jülide Gülizar, Zafer Cilasun, Ülkü İmset ve tabii ki Aytaç Kardüz evimizin yıldızlarıydı. İsmail Cem döneminde TRT hala özerkliğin izlerini taşıyordu. Ne var ki kısa bir süre içinde Yalçıntaş’ar, Karataş’lar başımıza taş olup yağdılar. 

Karaoğlan umudu
70’ler Türkiye’sinde Milliyetçi Cephe kabuslarının karşısında bir Ecevit umudu belirivermişti. Dağlara taşlara Karaoğlan yazıldı ama Türkiye’nin kaderinde Erbakan, Türkeş ve Demirel’i çekmek vardı. O zamanlar YÖK yoktu tabii. Dolayısıyla öğrencilerini hasım gibi gören dekan ve rektörler de yoktu. SBF yurdunda polislerin karşısına dikilip ‘çocuklarıma dokundurtmam’ diyen Cahit Talas’ı hatırlamak yeter. 70’ler Türkiye’si dünyaya da açıktı. Ho Şi Minh ve Che sloganlarının en çok duyulduğu yerlerden biri de Türkiye sokakları olmalı: “Ho Ho Şi Minh, iki üç daha fazla Vietnam, Ernesto’ya bin selam.” Gördüğünüz gibi, 70’lerde biraz da 60’lar vardı. Hard ve psychedelic rock’tan da yavaşça senfonik rock’a geçiş yapmıştık.
Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük sinemacılardan olan Yılmaz Güney 70’lerde sinemanın geleceğine etkiledi ama başı devletle dertten hiç kurtulamadı. Çizgisini Şerif Gören ve Zeki Ökten sürdürdüler. Türkan Şoray her zamanki gibi o zaman da sultandı.
Biliyorum genç okurlarımız merak ediyor ama o zaman Kürt sorunu ‘yoktu,’ Çünkü daha yaşadıkları gezegenden buralara ışınlanmamışlardı. Bu topraklara gelmeleri, kimilerine göre 1990’larda, kimilerine göre de 2000’lerde oldu. Halen tartışıyoruz. 

YARIN: 80’LER