Provoke etmek istedim

Provoke etmek istedim
Provoke etmek istedim
Travis Mathews, James Franco'yla güçlerini birleştirdi, Friedkin'in en sansasyonel işlerinden 'Devriye'yi tekrar ziyaret etti. !f konuklarından Mathews'la buluştuk, 'İç. Leather Bar'ı konuştuk.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Sundance, Berlin ve şimdi de !f İstanbul… ABD ’li yönetmen Travis Mathews, ‘queer’ sinemada muhtemelen senenin en ilginç fikirlerinden biriyle çıkageldi. Odakta William Friedkin’in halihazırda gayet sansasyonel 1979 tarihli polisiyesi ‘Cruising / Devriye’nin sansürden kurtulmak için kesildiği rivayet edilen 40 dakikalık S&M bar sahnesi var. Mathews yönetmenliği paylaştığı James Franco’yla bu sahneyi tekrar tasavvur etmek için kolları sıvıyor ve tüm bu süreci, oyuncuların gerilimini, 70’ler gay kültürüyle bugünkü arasındaki uyuşmazlıkları da film içinde film tadında belgeliyor. İşin daha da ilginci, gay’leri öldüren bir seri katilin peşindeki dedektifin dönemin gay alt-kültürüne nüfuz ettiği bu polisiyenin Mathews’tan önce James Franco’nun dikkatini çekmesi.
‘İç. Leather Bar’ fikri nasıl ortaya çıktı?
James’in (Franco), 70’lerden farklı filmleri ziyaret etmek gibi bir fikri vardı. ‘Cruising’ de bu filmlerden ilkiydi. Bir yeniden çevrimdense bir gönderme yapmak istiyordu. İçinde açık gay seks sahnelerinin de olmasını istiyordu. Bu yüzden, daha öncesinde de seksi bir anlatım aracı olarak kullanan birisi olduğum için benimle çalışmak istedi. Benimle ilk iletişime geçtiğinde bunlardan başka ne yapmak istediğine dair belirgin bir fikri de yoktu aslında. İlk telefon konuşmamızda ona bazı sorular sordum. Çünkü, malum ‘Devriye’ bazıları için halen sansasyonel bir film olma özelliğini sürdürüyor. Gerçekten bu işin içine girme konusunda samimi olup olmadığını görmek istedim. Bu 40 dakikalık bölüm üzerine eğilme kararı almadan önce bile izleyicinin bizim ne yapmak istediğimize dair düşüneceklerinden bir adım önde olma çabamız vardı. Bir de orijinal ‘Devriye’yle bizim yaptığımız arasında paralellikler kurmak istedik. Mesela bizim filmimiz izleyiciyi kutuplaştıran bir yapıya sahip, ‘Devriye’ de öyle. Tabii ki asıl niyetim, insanların nefret edeceği bir film çekmek değildi. Ama provoke edecek tartışmalara vesile olmasını istedim. James’le ilk bir araya geldiğimizde daha çok nasıl beraber çalışacağımız üstüne konuştuk. Biraz daha araştırma yaptık film üzerine. İkimizin de ilgisini ‘Devriye’nin kayıp 40 dakikalık bölümü ve ardındaki mitoloji çekti. Ve onu bir çıkış noktası olarak kullanmak istedik. Bu bize farklı temaları irdelemek için yeni kapılar da araladı.
Daha önceki filmleriniz de genelde belgeselle kurmacanın sınırlarının bulandığı yerde duruyorlar.
Bu estetik bir seçim değil. Çok önemsediğim gay’lerin mahremiyeti ve maskülinite meselelerine yaklaşmak için elverişli bir zemin sağlıyor bana. Kendi kendini yetiştiren bir sinemacıyım ve başladığımdan beri belgesel çekiyorum. Film çekmeye başladım çünkü beyazperdedeki otantiklikten hayli uzak temsillerden bunalmıştım. Kendi hayatımı, arkadaşlarımın hayatını çektim.
Siz de ‘Devriye’nin homofobik bir film olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet. İnsanların gördüğü kurgulanmış hali sorunlu bence. William Friedkin’le birebir konuşmadım. Ama ‘Devriye’nin onu rahatsız ettiğini, yaptığı diğer konuşmalardan biliyorum. Asla homofobik bir film çekmek istemedi. Asıl istediği, bu altkültürü bir cinayet hikâyesinin bağlamı olarak kullanmaktı. Bunu daha önce de defalarca söyledim. O aptalca cinayet hikâyesini çıkartırsanız, bar sahnelerini tekrar bir araya getirirseniz, ortaya güzel bir şey çıkar. Aynı zamanda 80’lerden hemen önce gay altkültürüne dair belge niteliği de var bu sahnelerin. Film 1979 yapımı. ve tam da AIDS öncesi insanların korkusuzca seks yaptığı, bambaşka bir ortamın olduğu o dönemin gerçek gay mekânlarına gidiyor, oranın daimi müşterilerini filme çekiyor.
Friedkin’le görüştünüz mü proje için?

Bu proje üzerine Friedkin’le daha konuşamadan basında haberleri çıkmaya başladı. Aldığımız duyumlara göre de pek memnun olmadı bu durumdan. Çünkü basında ‘Devriye’nin yeniden çevrimini çekiyormuşuz gibi duyuruldu proje. Ama bunu yapmamız imkânsızdı çünkü filmin hakları bizde değildi. Hatta ilk birkaç hafta bizi dava etmemesine odaklandık. (Gülüyor) Ama bu filmin gördüğü ilgi, umarım ‘Devriye’yi tekrar akıllara getirir. Bu da sonuçta onun için iyi bir şey.
Sette James Franco gibi bir Hollywood yıldızının olması, ortamı nasıl değiştiriyor?

Öyle yıldızlarla içli dışlı değilim, nasıl olduklarını çok bilmiyorum ama James, o kadar mütevazı ki eminim bir istisnadır. Eğer Angelina Jolie, Tom Cruise gibi isimler sette olsaydı, o “Ben yıldızım” havalarını da yanlarında taşırlardı. James’te hiç öyle bir durum yok. Bu da olumlu bir şey. Ama tabii ki settekilerin birçoğu o sırada sette James Franco gibi bir isim olduğunu hiçbir zaman unutmuyordu.