"Aslında Türkiye'den gitmedim"

Gittiğinden beri Stephen Kinzer'ın boşluğu hissediliyor. O İstanbul'da çalışırken, neredeyse her hafta New York Times'da Türkiye'yle ilgili ilginç haberler çıkardı..
Haber: ORAY EĞİN / Arşivi

Gittiğinden beri Stephen Kinzer'ın boşluğu hissediliyor. O İstanbul'da çalışırken, neredeyse her hafta New York Times'da Türkiye'yle ilgili ilginç haberler çıkardı: Yılmaz Güney'in filmleri mi tartışılıyor, Kemal Sunal mı ölmüş, Mardin'e turistik akım mı başlamış, hepsini uzun uzun yazardı.
New York Times'ın iki yıldır İstanbul'da görev yapan ve sokakla pek temas etmeyen en son temsilcisi Douglas Frantz bugünlerde çantasını topluyor; en sevdiği ülkeye, Amerika'ya dönmeye hazırlanıyor.
Stephen Kinzer ise Chicago'daki mütevazı evinde bir yandan lazanya yaparken, bir yandan da Türkiye'yle ilgili yazdığı Hilal ve Yıldız adlı kitabın yeni baskısının Amerika'da çıkmasının sevincini yaşıyor. Kitap Yunanistan'da çıktı, Fransa da sırada. Kinzer'ın yeni kitabı ise İran üzerine.
Bu arada New York Times, ne olur ne olmaz diye Bülent Ecevit'in ölüm yazısını da sipariş etmiş. Kinzer de tamamlayıp yollamış. "11 sene önce Günter Grass'ın ölüm yazısını yazdım ve sonra ölmediği gibi bir de Nobel kazandı," diyor, "Benim yazım bir gösterge değil herhalde."
Türkiye'yi özlüyor musunuz?
Evet, hem de çok. Orada harika birkaç yıl geçirdik. Öyle bir ülke ki, mutlaka üzerinizde iz bırakıyor. Benim veya ailemdeki başka birinin unutacağı bir tecrübe değildi. Neyse ki, eşim Marianne'la bir ay kadar önce, iki-üç günlüğüne yeniden gittik. Birkaç arkadaşımızla görüştük, maalesef istediklerimizin hepsiyle değil. Ama Türkiye'yi neden bu kadar sevdiğimizi bir kez daha hatırladık.
Neden sevmişsiniz?
Dünyada 50'den fazla ülke hakkında haber yaptım ve her birini kendi içinde ilginç buldum, neredeyse tamamını çok sevdim. Ama Türkiye içlerinde en etkileyici olanı. Türkiye'nin kültür ve tarih bağlamında çok katmanı var. Çok yeniyle çok eskinin birleşimi. Türkler çok eskiye dayanan insanlar ama Türkiye çok yeni bir konsept. Türkler hâlâ ne olduğunu, ne olabileceğini ya da ne olması gerektiğini bilmiyorlar. Bu çok eski geleneklerle modernitenin meydan okumasının yarattığı bileşim Türkiye'yi kültürel bakımdan çok büyüleyici yapıyor. Ayrıca, orada yıllarca varolan medeniyetler de şimdiki siyasi çatışmalara ilginç bir tarihsel denge oluşturuyor. Ben bugün bile Türkiye'yi çok yakından takip ediyorum.
Türkçe okuyabiliyorsunuz, değil mi?
Şöyle böyle, ama İnternet'te Türkiye'yle ilgili haberleri hem İngilizce hem de Türkçe takip ediyorum.
Türkiye'ye son geldiğinizde Yakup'a (Beyoğlu'nun en eski meyhanelerinden biri) gidebildiniz mi?
Maalesef bu sefer yapamadık. Beyoğlu'na bile gidemiyorduk neredeyse. Bir aylık tatili bir hafta sonuna sıkıştırmak zorunda kaldık. Yakup'a gidemedik, hatta Refik'e (meyhane) bile gidemedik. Çok fena.
Yakup'un yazın terası vardı...
Gerçekten mi? Eski günlerimizden kalan tek bir yere gittik aslında. Tarabya'daki Kıyı'yı çok seviyorduk ve bu sefer yine gidebildik.
Türkiye, insanlarıyla var
Türkiye'de çalıştığınız dönem boyunca başka yabancı gazetecilerin aksine, sokaktaki hayatın çok içine girdiniz. Çok fazla Türk arkadaşınız oldu. Başka ülkelere de bu kadar kolay adapte olmuş muydunuz?
Çalıştığım ülkelerdeki hayata çok derinlemesine bakmaya çalışıyorum. Latin Amerika'da veya Batı Avrupa'da yaşadığım yıllarda da aynıydı. Ülkelere birer haber unsuru olmanın ötesinde bakmaktan yanayım. Türkiye sadece askerin siyasetteki rolü, yoksulluk veya bir sonraki seçimde kimin kazanacağından ibaret değil. Türkiye, insanlarıyla var. Ben hep insanlar ne yer, ne konuşur, nereye gider; bunlarla ilgilendim.
New York Times okurları ilgililer miydi?
Kimse bilmediği hiçbir şeyle ilgili değil. İnsanların ilgilenmesini sağlamalısınız. Gazetecinin işi de bu. Gazeteler okurların bekledikleri haberleri sunarak iyi bir iş yapmazlar. Aynı zamanda beklenmeyeni de yayınlamalılar. Bir de benim Türkiye haberlerimi ilgi çekici kılan bir başka unsur da, ne New York Times ne de bir başka gazetenin buradan çok haber yapmamış olmasıydı. Çok sofistike, akıllı ve dış haberleri takip eden bir okur bile Türkiye hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Umarım benim haberlerim sayesinde okurlar bu ülkeyle ilgili az-çok bir fikir edinmişlerdir.
New York Times sizden ne talep ediyordu?
Editörlerimin asıl hedefi, okurlarına bilmedikleri bir ülkeyi tanıtmaktı. Bana sadece Türkiye değil, Kafkaslar ve Orta Asya'daki sekiz ülkeyi daha takip etmem söylenmişti. Hepsi yeni ülkelerdi, 80'lerde veya 90'larda ortaya çıkmışlardı. New York'taki editörler bir yandan Türkleri Amerika'ya tanıtmamı isterken, diğer yandan da yeni ülkelere gidip yeni bir bakış açısıyla oraları aktarmamı bekliyorlardı.
Sokaktaki elmas parçaları
Türkiye'deyken sizi ne şaşırttı? Çok büyük değişimlere tanık oldunuz mu?
Evet. Türkiye çok genç bir ülke, yeni bir nesil büyüyor ve bu insanlar anne babalarının tabularını kabul etmek istemiyorlar. Eğitimle, yurt dışı seyahatleriyle, İnternet'le şekillenmişler. Ailelerinin sahip olmadığı şeylerle yani... Çok sabırsızlar; Türkiye'nin ilerleyememesine karşılık sunduğu eski bahaneleri kabul etmiyorlar. Ayrıca ben oradayken Kürt savaşı sona erdi, deprem oldu; birkaç tane çok önemli dönüm noktası yaşandı.
Türkiye'den ne zaman ayrılacağınızı biliyor muydunuz başlarda?
Hayır, gitmeden kısa bir süre öncesine kadar da bilmiyorduk. Benim işim böyle ama... Dış haberler editörleri bir denge tutturmaya çalışıyorlar. Bir yandan ülkeyi bilen birileriyle çalışmak istiyorlar. Diğer yandan da, bir yerde çok kalıp artık olan biteni taze bir gözle takip edemeyenleri istemiyorlar. O yüzden her dört-beş yılda bir dış temsilcileri değiştiriyorlar. Beni değiştirmeye karar verdiklerinde de, beklemediğim bir şey yapmıyorlardı.
Türkler hiçbir zaman gitmeyeceğinizi düşünüyorlardı...
Aslında hâlâ orada olduğumu düşünüyorum. Arkadaşlarımla sürekli temastayız. Birbirimizi ziyaret etmeyi düşünüyoruz. Belki bir sonraki yaz Olimpiyatlar için Atina'ya gidip oradan Türkiye'ye geçebiliriz. Burada da Türk arkadaşlarımız var, sık sık görüşüyoruz. Birini Türkiye'den çıkartabilirsiniz ama Türkiye'yi birinin içinden çıkartmak çok zordur.
İstanbul'da büro açma fikri nasıl ortaya çıkmıştı?
Ben özellikle İstanbul'da büro açılmasını istiyordum. Yeni bir büro açmak büyük bir olaydı. Bir senede karar verdiler. Sonunda olumlu karar çıktığında çok heyecanlanmıştım.
Neden İstanbul'u istiyordunuz?
Türklerle çok ilgiliydim. Çünkü üniversitede tarih okudum ve tarihle ilgilenen herhangi biri otomatikman Anadolu ve Türkiye'ye özel bir ilgi duyacaktır. Ayrıca dünyada yeni bir şeyler yapabileceğim bir ülke arıyordum. Londra'da, Paris'te ya da Roma'da temsilci olmak istemiyordum. Çünkü binlerce temsilci var ve bütün iyi haberleri yapmışlar. Türkiye'de ise haberler sokaklara elmas parçaları gibi dağılmış.
Hem Türkleri biliyorsunuz, hem de kültür sanat olaylarını takip ediyorsunuz, bari size bütün Türklerin merak ettiği soruyu sorayım: Tarkan burada ünlü olacak mı?
(Gülüyor) Biliyorum ki Ahmet Ertegün, Tarkan'ı kanatları altına aldı... Zor bir rekabet var burada. Bence Tarkan'ın bir sonraki pazarı Avrupa olmalı. Orada iyi işler yaptı, eğer tamamen fethedebilirse buraya bakabilir. Bir de önce gelsin, işlerine bakalım...
Sizce burada bir şey yayınlayabilecek mi?
Galiba Türkiye'de Tarkan özel bir şeyi temsil ediyordu. Yeni bir şeyi. Sanırım Almanya'daki Türkler için de aynı şey söz konusuydu. Hatta Almanya'daki ve Avrupa'daki genç çocuklar için de. Aynı şey burada geçerli değil: 'Gastarbeiter', ikinci kuşak, iki ülkeyle de bağları olan bir kültür yok. Tarkan'ı Avrupa ve Türkiye'de özel yapan buydu. Zor bir durumdu... Ama burada başka Türk müzisyenler var. Tarkan gelene kadar onlarla idare edeceğim artık.
Bir de seçimler geliyor: Hâlâ adayınız meyhaneci Refik mi?
Aslında şimdi Refik seçime girse büyük ihtimalle yasaklanırdı. Çünkü çok ilginç fikirleri var. Ve galiba yasaklanmak, ilginç fikirleri olan herkesin kaderi.
İstanbul'dan sonra Chicago'da hayat...
İstanbul'dan sonra Chicago'da ne yapıyorsunuz?
Açıkçası ilk geldiğimde bayağı büyük bir kültür şoku yaşadım. Çünkü son 20 yıldır Amerika'da yaşamamıştım. Sadece Türkiye'den gitmek değil, gelmek de problemdi. Hele Chicago hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Burada bana yerel temsilcilik önerdiler, böylece kendi ülkemi öğrenme şansım da oldu.
Chicago'da çalışmanın önemi ne?
Çok belirgin bir işim var. Kültür-sanat servisi için çalışıyorum. Amerika'daki kültürel olayları haber yapıyorum. Bütün Amerika'yı dolaşıyorum, kültürel olaylar, trendler, kişilikler hakkında yazıyorum. Müzelere, tiyatroya, konserlere gidiyorum. İnsanları Amerika'da neler olduğuna dair haberdar etmeye çalışıyorum. Her zaman kültürel olaylarla ilgiliydim, o yüzden de bana bu işi önerdiler.
New York'ta olmanız gerekmiyor mu böyle bir iş için?
Hayır. Özellikle de orada olmamı istemediler. 35- 40 kişi, sırf New York'taki kültürel haberleri yapıyor. Geri kalan 49 eyalet içinse bir kişi var, o da benim. Los Angeles'da da küçük işler yapan biri var ama genel olarak Amerika'nın tamamına ben bakıyorum.
Peki burada da blues üzerine radyo programı yapıyor musunuz?
Şu anda blues'un evindeyim. Türkiye'de kendimi blues uzmanı sayabiliyordum, ama burada yakınından bile geçmiyorum. Şimdi belki Türkiye'de blues programı yaptığıma göre, Chicago'da da Türk müziği programı yapabilirim. Bayağı bayağı bir koleksiyonumuz var; Livaneli, Cem Karaca, Zeki Müren...
Kitaba dair
Gitmeden evvel Türkiye hakkında bir kitap yazdınız. Hilal ve Yıldız'ı yazmak zorunda mı hissettiniz? Ya da bir teşekkür etmek için...
Kitabın bir teşekkür olduğunu düşünmüyorum. Bence Amerikalılar'a hitap eden bir kitap. Çok ilginç bir tecrübe yaşadım orada. Daha derli toplu ve geniş bir şekilde bunu aktarmak istedim. Kitap okurları için de Türkiye uzak bir konu. Önce, ülkenin belli başlı büyük meseleleri hakkında yazmaya başladım. Ama kitabımı tamamlarken, aslında ne kadar eğlenceli bir yer olduğunu anlatamadığımı fark ettim. Bu yüzden de araya 'meze' dediğim bölümleri koydum. Siyasiyle kişisel olanı dengelemek için. Bilgi vermek ama bir yandan da duygularımı aktarmak istiyordum.
Galiba bazı anılar diğerleri kadar iyi değildi. Batman'da tutuklanmanız mesela...
Gazeteci için bir zaman sonra bütün olan bitenler haberin parçası gibi görünür. Her şey çok ilginçtir. Ve eğer benim için bir an kötü bir anıysa o, zaman içinde sadece bir detaya dönüşür. Uzun vadede yurtdışı temsilcilerinin başına gelen kötü olaylar bile okur için iyidir.
Kitabınızla ilgili bazı eleştiriler vardı: Dışarıdan biri Türkiye'ye ders veriyor gibi... Yazarken buna hazır mıydınız?
Kitabı asıl olarak Türk olmayanlar için yazdım. Şu anda çok mutluyum çünkü Yunanistan'da çevrildi, ayrıca gelecek sene Fransızca çıkacak. Türklere kendi ülkeleriyle ilgili fazladan anlattığım bilmedikleri bir şey değildi, ama bir yabancıya nasıl göründüğünü yazdım. Bence bu her zaman ilginçtir.
Kitabın bazı bölümleri Türkçe'ye çevrilmemiş, doğru mu?
Hayır sadece birkaç satır çevrilmedi. Yani çok büyük bir değişiklik olmadı. Ayrıca ben Türk baskısına özel bir giriş yazdım, Yunanca'sına da yazdım ve Fransızca'sına da yazacağım. Çünkü farklı kitlelere hitap ediyor.