"Basının Milli Takımı'ndayım"

Yazmadığı zamanlarda en çok Avrupa Birliği meselelerine değinememeye üzülmüş.
Haber: ORAY EĞİN / Arşivi

Yazmadığı zamanlarda en çok Avrupa Birliği meselelerine değinememeye üzülmüş. "İşin tekniğini bilen dört gazeteciden biriyim," diyor. Diğerleri M. Ali Birand, Ahmet Sever ve Emine Uşaklıgil. Onlar gibi Brüksel kökenli, o da... Yıl sonuna doğru AB'ye üyelik ihtimalinin belirmesi, Kemal Derviş'in ne yapacağı, Mehmet Ali Bayar'ın partisi derken gözlerin ona çevrilmesi pek anlamlı: Gülerek, "Bana her şeyi bilen kadın muamelesi yapmayın," dese de, biliyor. Zeynep Göğüş'ü özlemişiz...
Ne kadar uzak kalsanız da hâlâ gazetecisiniz değil mi?
Sürekli sarı basın kartı sahibiyim. Mesleğim gazetecilik, bu nasıl değişebilir ki?
Peki nerelerdeydiniz?
İki yıl basından uzak kaldım demiyorum ben, sadece biraz rölantiye aldım ilişkileri. Ama hiçbir zaman medya ve iletişim sektörüyle irtibatımı koparmadım. Şöyle bir güçlük yaşıyoruz Türkiye'de; az sayıda medya grubu var. Bu kadar az olunca, gazetecilerin zaman zaman dışarıda kalmaları belki de normal sayılabilir. Ben basından uzak kaldığım söylenen dönemde dış dünyaya yazdım. Türkiye'yle ilgili haberlerim ve röportajlarım dışarıda yayınlandı. İnternette Oğluma Avrupa Mektupları'nı yazdım. O da kitap olacak. Gerçi altıda biri gitti, bilgisayarın azizliğine uğradı ama...
Yeniden basında olmak heyecan veriyor mu?
Gazetecilik heyecanım hiçbir zaman yok olmadı. Öyle ki benim için yazarlık bir hobi, gazetecilik başka bir şey. Mesela benim hâlâ dilim dönmez "Yazımı aldınız mı?" ya da "Yazımı geçtim," demeye. Hâlâ "Haberim ulaştı mı?" diye sorarım.
'Köşemi kaybettim' diye büyük hüzünler yaşamış mıydınız?
Gazetedeki köşe benim tapulu malım değildi. Dolayısıyla o anlamda bir üzüntü yaşamadım. Basından da ayrı kalmadım zaten. Sabah'tan ayrıldıktan bir ay sonra Kanal 6'da günün yorumunu yapmaya başladım. Üç ay kadar sürdü... Sonra Dinç Bilgin beni çağırdı ama çerçevede anlaşamadığımız için geri gitmedim. İki kez de Yeni Binyıl'dan çağırdılar. Beklemeyi tercih ettim.
Peki başınıza bir şey mi geldi, haksız yere köşenizi mi kaybettiniz?
Türkiye o kadar çalkantılı bir dönemden geçiyor ki, bireysel meselemi büyütüp kendimi dünyanın merkeziymişim gibi düşünmeyi doğru bulmuyorum. Galiba bende hâlâ eski toplumcu yaklaşımlar hâkim. (Gülüyor)
Hangisi etkiliydi sizce: Ekonomik kriz, ayrımcılık, omurgasızlığın prim yapması?
Esas olarak üçüncüsü. Kerem Çalışkan beni Tempo'da sunarken 'omurgalı yazar' diye tanımladı. Onu kastediyorsunuz herhalde. "Basında pek çok yazar siyasi konjonktüre göre duruşunu, pozisyonunu değiştirdi ama sen çizgini korudun. Artı laik-aydın kesimden gelip de Türk tarihine referans yapan ender yazarlardan birisin. O yüzden sana omurgalı yazar dedim," dedi Kerem. Ben de bu tanımı kabul ettim.
Dünya basınına yazmak daha tatmin edici değil miydi?
O çok büyük bir tatmin. Geçen sene Politique Internationale'de Kemal Derviş'le mülakatım çıktığı vakit gerçekten kendimi iyi hissettim. (Gülüyor)
O yazıyla Hürriyet'e manşet yapmıştınız. Hakkınızı sonradan mı teslim ettiler?
Meseleye böyle düşüncelerle pek bakmadım galiba. Doğru bir şey yapıyorsanız ve doğru yerde duruyorsanız, doğruları savunuyorsanız sizin için karada ölüm yoktur. Türk basınında bile yoktur! (Gülüyor)
Size atıfta bulunduklarında 'Beni uzaklaştırdınız ama sizden intikam aldım' diye hissettiniz mi -bir an bile?
İntikam hissi bana çok yabancı. Bunu çok samimi söylüyorum. Sevindim ama intikamımı almış gibi hissetmedim, hayır. Ama başkaları öyle düşündü, "Zeynep acayip gol attı," dediler. Hatta Ertuğrul Özkök bu röportajın nasıl gerçekleştiğini köşesinde yazdı.
Ya, gerçekten içinizden geçmedi mi?
İlla bunu dedirtmek istiyor musunuz? (Gülüyor) Gol attım diye... Güzel bir başlık olacaksa söyleyeyim: Evet, attım. (Gülüyor) Şöyle düşünelim, Türk basınından Milli Takım kuracaksanız bu takımın içinde yer alırım.
Türk basınında kadınların daha kolay harcandığı tezi doğru mu sizce?
Türkiye'nin genelinde kadın-erkek meselesi var. Medyanın orta kademelerine baktığımızda, özellikle televizyonda,
görsel olarak çok daha fazla kadın var. Ama iş yönetime gelince hemen hemen hiç yok denecek kadar az. Sebebi de öncelikle erkek erkeğe bir yönetim kültürü olması. Evet, kadınlar daha kolay harcanıyor. Ayrıca Türk basını hâlâ bir kadını genel yayın yönetmeni yapma cesaretine sahip değil.
Mevcut kadınlar istisna mı acaba yoksa bu erkek diline uyum sağlayıp kadın yanlarını törpüledikleri için mi yerlerini koruyorlar?
Bileklerinin hakkıyla erkekleşmeden bir yerlere gelmiş kadınlar da var Türkiye'de. İlla ki erkekleşmek gerekmiyor. Öyle isteniyor olabilir ama başarı için cinsiyetçi kılıfa girmek gerekmemeli.
Aynı donanıma sahip bir erkek olsaydınız ne değişirdi?
Ben kadın olarak varım. Kendimi erkek olarak düşünmek istemiyorum. (Gülüyor) Ama öyle söyleyenler var, "Erkek olsaydın şöyle olurdu, böyle olurdu," diye. Kadın olarak bir yere gelirsem benim için bir iddia gerçekleşmiş olur.
Bir başka önemli unsur da medyadaki arkadaş ayrımcılığı değil mi?
Arkadaş kayırması her sektörde var. İlaç sektöründe de, reklamcılık sektöründe de. Ama Türkiye'de profesyonelliği tehdit eden bir çetecilik yaklaşımı olduğu da doğru.
'Ben seni sevmiyorum ve bu yüzden işini kaybediyorsun'a ne cevap verilir?
Bunu yapan iyi bir yönetici değil demektir. O yöneticiye iş veren, iş yaptıranlar düşünsün. (Gülüyor) Seni sevmiyorum diye işten adam uzaklaştıran, kişisel defoları olan kötü bir yöneticidir.
Siz kötü yöneticinin hışmına uğramış olabilir misiniz?
Hayır.
Bir dönem çok konuşulmuştu: Sizin Sabah'tan uzaklaştırılmanızın mesleki değil, kişisel bir gerekçesi olduğu...
Yok, kişisel değildi. Kendim bile anlamadan, farkına varmadan siyaset ve medya düzeyinde birilerinin ayağına fena basmıştım, o kadar. (Gülüyor) Zaman zaman eski yazılarım karşıma çıktığı vakit bayağı cesur yazılarmış diyorum. Araya bayağı ağır yazılar sıkıştırmışım. Ayrıca arkadaş ayrımcılığına güç yetecek biri değilim. Bunun için daha büyük ittifaklar gerekiyordu...



"Derviş de, Bayar da muhteşem tipler"
En iyi arkadaşlarınız Mehmet Ali Bayar'la Kemal Derviş mi?
(Gülüyor) Her ikisiyle de temel değerler sistemimiz ortak. Kemal Derviş benim onun basın danışmanı olmamı istedi ama Ankara'ya gidemedim. Part-time bir formül bulunsaydı gidecektim. Ama bulamadık. Onun dışında, eskiye dayanan bir tanışıklığımız var. Babasıyla babam tanışıyor. Her gün, her dakika başı görüşen insanlar değiliz. Ayrıca medyada Kemal Derviş yazarı olarak anılmayı hiç istemem.
Peki Mehmet Ali Bayar?
Onun da annesini tanıyorum, babası babamı tanırdı. Eski bir bağ var. Artı, Türk dünyası için kalbimiz birlikte çarpar. İkimiz de Elçibey'in ardından çok fazla gözyaşı döktük. (Gülüyor) Türkiye'de Kafkasya politikasını en iyi bilen insanlardan biridir Bayar.
Derviş'le ilgili herkesin merak ettiği soruların cevabı sizde mi peki?
İstesem olabilir. Ben yazdığım zaman Kemal Derviş'e zarar verebileceğimden endişe ediyorum. Çünkü benim yazdığım her şey arkadaşı olduğum için çok ilgi topluyor, o yüzden de yapmak istemiyorum.
İkisi için bundan böyle ne olacak?
Keşke başarılı olsalar! Birinden biri iktidarda, diğeri de muhalefette olsa. İkisi de muhteşem tipler. Kalite sunuyorlar, dürüst adamlar. Biri sağ liberal, diğeri sol liberal. Türkiye ne kadar şanslı bir ülke. (Gülüyor)


"Avrupa Parlamentosu'nda milletvekili olacağım"
'Avrupacılar' diye bir grup var sanki; nedir bu takıntınız?
Bu benim neo-milliyetçiliğimle ilgili. Bir takıntı değil. Global düzende Türkiye'nin yeri ne olmalı diye baktığımda bölgemizde refahı temsil eden birliktelik AB ve Türkiye'nin de içinde yer alması gerekiyor diye düşünüyorum. Cumhuriyet değerlerinin de gerçekleşmesi demek bu. Türkiye'nin AB içinde olmasını savunmak kaliteyi, üretkenliği, rekabetçiliği savunmak demek. Bu anlamda, evet, Avrupacıyım.
Bu düşünceniz mi sizi AB konusunda uzmanlaştırdı?
Hayır, üniversiteyi Brüksel'de okudum. Brüksel'i tanımamla birlikte kendiliğinden gelişti.
Başında Brüksel'e niye gittiniz ki?
Arkadaşlarım! (Gülüyor) Öğrencilik için güzeldi. Onlara aldanmış olabilirim. Ama yararını gördüm sonuç itibarıyla. Sonuca bakalım. (Gülüyor)
Bu AB sürecinde daha fazla faydasını görürsünüz herhalde?
İnşallah. Avrupa Parlamentosu'nda milletvekili olmak istiyorum. Türkiye üye olacak, ben de Türkiye'yi Avrupa Parlamentosu'nda temsil edeceğim.
Türkiye olacak yani?
Biraz daha akıllı davranırsa Ankara'dakiler, olmaması için neden yok. Önümüzdeki yaz aylarında Kopenhag kriterlerine uyum kararlarını alırlarsa geriye bir tek Kıbrıs sorunu kalıyor. Kopenhag kriterlerine uyan bir Türkiye, Kıbrıs konusunda da basınç oluşturabilir. Eli rahatlar, kozlar bizim tarafa geçmiş olur ve o zaman aralıkta sonunda üyeliğe varacak olan müzakerelerin açılması için büyük kolaylık sağlanır.
Peki sizce AB'ye karşı olmamak gibi bir seçenek yok mu?
Sadece Türklerin değil herkesin var. Avrupa'da da 'euroseptik' denilen, Avrupa projesinden kuşku duyanlar var. Herkes AB projesini desteklemek zorunda değil. Tartışılsın, kimin argümanları daha kuvvetliyse bakılsın. Şimdilik Avrupacılar'ın argümanları daha kuvvetli görünüyor.
2008'de üye olunmazsa kâbus olur mu?
Hiç iyi olmaz... Gerçekten...


İki sene nasıl geçti?
"Basından uzak iki sene aslında çok işime yaradı. Hayata başka bir yerden bakabildim. AB bilgimi daha da derinleştirdim. Danışmanlık yaptım. Daha da fazla okudum. Hiç boş kalmadım zaten, şeytan azapta gerek. CNN'le Davos'a kadar gittim, dış basına yazdım. Zaten her gün köşe yazmayı doğru bulmuyorum. Yaparken de sıkıntısını çekiyordum. Bu gazetecilik açısından doğru bir şey değil."