"Bir on yıl daha beklerdim"

20yıllık profesyonel oyunculuk kariyeri boyunca sadece 15 film çekti. Rol aldığı büyük bütçeli son film olan The Age of Innocence / Masumiyet Yaşı'nın üzerinden tam sekiz yıl geçti.

20yıllık profesyonel oyunculuk kariyeri boyunca sadece 15 film çekti. Rol aldığı büyük bütçeli son film olan The Age of Innocence / Masumiyet Yaşı'nın üzerinden tam sekiz yıl geçti. Ondan beri de, Isabelle Adjani'den ayrılmasını ve ardından ünlü oyun yazarı Arthur Miller'ın kızı Rebecca Miller'la yaptığı evliliği saymazsak, kendini itinayla basından uzak tuttu; film endüstrisinden uzak durdu. Sahne kariyeri ise, oniki yıl
önce Hamlet'i oynarken, ölmüş babasının suretini gördüğü gerekçesiyle performansını yarıda bıraktığında sona erdi. O bir oyunculuk muamması: En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar kazandı (Sol Ayağım'la) ve görünüşe bakılırsa, bu deneyimin ardından hiç kendine gelemedi.
Belki de jenerasyonunun en iyi aktörü olan 45 yaşındaki Day-Lewis, basınla her türlü kontağı reddediyor. Bu röportajı ayarlayıp, onu karısı ve iki çocuğuyla birlikte yaşadığı İrlanda -County Wicklow'daki evinden çıkarabilmek aylar aldı. Gangs of New York'taki rol arkadaşları Cameron Diaz, Leonardo DiCaprio ve Liam Neeson'a, sürüyle röportaj vermek zorunda kalacakları için acıyor.
Ufukta başka film yok
Peki film endüstrisinin herhangi bir yönünden hoşlanıyor mu? "Hayır, pek sayılmaz. Basının sorularını yanıtlamanın işimizin bir parçası olduğunu biliyorum. Ama bunun için gerçekten bana baskı yapılması gerekiyor. İnsanların sadece gidip filmi görmelerini istiyorum. Umarım hoşlarına gider. Ben üzerime düşen görevi yerine getirdim. İşim bittiğinde ise, kendimi her zaman biraz boş hissediyorum. 'Hepsi bu muydu?' diye düşünüyorum. Açıkçası, yakın gelecekte tekrar bir filmde oynayacağımı sanmıyorum. Kesinlikle böyle bir planım yok. Zaten son beş yıl içinde de, bunu gözardı etmeyi başardım."
Day-Lewis, Gangs of New York'tan önceki son filmi The Boxer / Boksör'den (1997) sonra her şeyi bir kenara bırakıp, o zaman yeni evlendiği Rebecca Miller'la birlikte Floransa'ya taşındı. Günlerini ayakkabı yaparak geçirdiğine dair hikayeler kulaktan kulağa yayıldı bu arada. Asla emekli olduğunu söylemese de, sinemaya döneceğine işaret eden bir şey de yapmadı. İtalya'da olmadığı zamanlarda, günlerini İrlanda'daki evinin yakınlarında ağaçları yontarak geçirdi. "Filmlere bulaşmayı gerçekten istemedim," diyor. "Tüm o karmaşadan uzak bir zaman geçirmek istedim. Buna sık sık ihtiyaç duyuyorum ve oyunculuğa başladığımdan beri hep böyle hissettim. Gençken, vermemiş olmam gereken bazı kararlar verdim. Kendimi dinlemediğim zamanlarda da, neredeyse her seferinde yanlış olduğumu fark ettim. Ne zaman çalışmam, ne zaman çalışmamam gerektiği konusunda oldukça güçlü hislere sahibim."
İnzivaya çekildiği dönemde elbette bir sürü teklif aldı. Philadelphia, The Lord of the Rings ve Steven Soderbergh'in yeni filmi Solaris, bunlar arasındaydı. Ama Day-Lewis 'uygun' senaryolar aramıyordu. "Oyunculuk için doğru aracı bulana kadar bir on yıl daha bekleyebilirdim," diyor. "Bu biraz da şundan kaynaklanıyor: Bir oyuncu olarak öğreniyorsun, öğreniyorsun, uzun süre çekim yapıp duruyorsun ve sonunda adeta köpek mamasına dönüşüyorsun. Sonra da hiçbir şey öğrenmediğini fark ediyorsun. Bu, başa çıkması çok zor bir şey. İçiniz çekilmiş, her şeyi vermişsiniz gibi hissediyorsunuz. Film setlerinde herhangi bir şey öğrenildiğinden şüpheliyim."
Sonuçta geçen yıl Martin Scorsese ve Miramax'ın yöneticisi Harvey Weinstein tarafından kameranın önüne çekildi. Weinstein'ın teklifi basında epey konuşuldu. Rivayete göre, o ve DiCaprio İrlanda'ya gidip, filmde rol alması için Day-Lewis'e yalvarmış ve "Sr git!" cevabını almışlardı. "Bu uydurma," diye açıklıyor Day-Lewis. "Öyle bir şey olmadı. Harvey basını kızıştırmayı seviyor."
Peki nasıl oldu da Gangs of New York'ta oynamayı kabul etti? "Martin muhteşem bir hikâye anlatıcısı. Sıradışı bir sanatçı. 19. yüzyılda New York'a hükmeden gangsterler hakkındaki bu harika hikâyeyi anlatınca çok etkilendim. Şu da var; Martin'in setleri bulunmak isteyeceğiniz yerlerdir. Atmosfer, tam bir çalışma yeri gibiydi. Onun setlerinde kutsal bir şey var. Çalışma ortamına kutsal muamelesi yapılmasından hoşlanıyorum."
Day-Lewis, De Niro, Brando, Pacino gibi nice büyük ismin de benimsediği Metod ekolünden. Metod'un ruhuna uygun olarak da, rolleri için inanılmaz hazırlık süreçlerinden geçmesiyle tanınıyor. Gangs of New York'ta canlandırdığı Poole karakteri, bıçak fırlatmada uzman, şampiyon bir düvüşçü ve 'göz oyucu'. Rolüne hazırlanırken, Wicklow'daki evinde ağırlamak üzere iki sirk performansçısını işe alıp, filmdeki karakterinin kullandığı ince, keskin bıçakları fırlatma konusunda eğitim görmüş. Ayrıca haftalarca bir kasap dükkanına giderek gövde deşmenin inceliklerini öğrenmiş. Karakterin bir parçasının hala onu terk etmediğini söylüyor. "Eminim karım endişeleniyordur. Birisinde büyük bir vahşet kapasitesi olduğunu keşfetmek, biraz şoke edici olsa gerek. Umarım bu kapasite hiçbir zaman test edilmez."
İnternet mi, cep telefonu mu?
Bunca yıl sadık bir şekilde özel hayatının mahremiyetini koruyan (cep telefonu ya da e - mail adresi yok; interneti bir kez olsun kullanmamış) Day-Lewis, kendini sinemadan sürüp içine kapandığı dönemde ne keşfettiği hakkında pek az şey söylüyor. Sadece ayların çabuk geçtiğinden ve açık havada çalışmayı sevdiğinden bahsediyor. Gangs of New York'un çekimleri başlamadan önce, Leonardo DiCaprio ona "Seni dikkatle izliyorum; saygı duyduğum birisiyle çalışmak istiyorum," demişti. Acaba genç oyuncu Day- Lewis'le deneyiminden ne gibi dersler aldı? "Bilmiyorum. Bu filmden kendi adıma ne öğrendiğimden bile emin değilim. Ya da önceki başka bir filmimden. Herhalde uzun süreli olarak film setlerinin dışında olmayı tercih etmemin sebeplerinden biri, oyunculuk konusunda hala idealist
olmam - oyunculuk adına dönen nice pisliği görmüş olmama rağmen."
Röportajlarda hakkında çok fazla konuşmasa bile, Day-Lewis'in 15 yaşındayken kaybettiği babasından çok etkilendiği ve onun anısının, yaptığı her şeyi gölgede bıraktığı söyleniyor. "Babamdan öğrendiğim şey, ağırbaşlılık, haysiyet ve kendime karşı dürüst olmaktı. Bu örneğe bakıyorum ve yeteneğimi asla harcamamam gerektiğini hatırlıyorum. Eğer bu çok sık çalışmamam anlamına gelecekse, öyle olsun."
Burhan Wazir'in 8 Aralık 2002'de The Observer'da yayınlanan röportajından kısaltılarak çevrildi.