"Bizim hikâyemiz farklı"

Yukarıdan değil ama daha uzaktan bir yerden bakıyorlar. Şatafatlı insanların ülkesi Türkiye'de...
Haber: MELİS DANİŞMEND / Arşivi

Yukarıdan değil ama daha uzaktan bir yerden bakıyorlar. Şatafatlı insanların ülkesi Türkiye'de, şatafata pek bulaşmadan müzik yapıyorlar. Ne görünüşlerinde, ne tavırlarında, ne de müziklerinde abartı var. Türkiye'de 'yakın dönemde ortaya çıkan en iyi rock gruplarından biri' olarak nitelendirilen ve üçüncü albümleri Gül
Kendine'yi çıkaran Mor ve Ötesi, müzik piyasası içinde sessiz ama derin bir yerde. Bağırıp çağırmadan müziklerini ve fikirlerini ortaya koyarken tek dertleri anlaşılmak.
Rock deyince Anadolu rock'tan pek öteye gidilemeyen bir ülkede, müzik yazarlarınca
'en iyi rock gruplarından biri' olarak nitelendirilmenin sırrı nedir?
Kerem Kabadayı: Bizim çevremizle barışık bir grup olmamızdan kaynaklanabilir. Hiçbirimiz hayata ya da insanlara küsmüş değiliz, bunun için çok erken.
Burak Güven: Mor ve Ötesi'nin müzik piyasasına girişi de fena olmamıştı. Bırak Zaman Aksın çok iyi niyetli ve araştıran bir albümdü. Kerem Özyeğen: Yaşıtlarımız ve daha küçükler bizle özdeşim kurabiliyorlar.
Grup olarak, kendi içinize dönük yaşadığınız söylenebilir mi?
K.K.: Bu müzik tarzının yer alabileceği sınırlı sayıda ortam olması, doğal bir sınırlama yaratıyor. Onun dışında, biz kişilik olarak çok patlama halinde olan insanlar değiliz. Yaptığımız işi nasıl sunduğumuzu çok fazla düşünüyoruz. Dört kişinin tek bir kontrol noktası oluşturduğu, dörder ayrı kontrol noktası oluşturduğu durumlar oluyor.
Türkiye'deki rock gruplarının sonu ya
'yakışıklı çocuğun' ön plana çıkarılması ya da maddi sorunlar yüzünden ayrılık oluyor. Athena ve Kargo da dağıldı. Sizin için böyle bir tehlike var mı?
B.G.: Çok baş döndürücü olaylarla karşılaşmadık ama bizim temelimizin daha sağlam olduğu düşünüyorum.
Harun Tekin: Bir de her grubun ayrı bir hikâyesi var. Athena, Kargo, Mor ve Ötesi... Dolayısıyla bizim başımıza o gelmez de, ne bileyim, çok fuzuli bir konuda, yedi buçuk saat tartıştıktan sonra üçümüz delirebiliriz yani.
K.K.: Mesela ben Soundgarden'ın niye dağıldığını anlamamıştım. Üçüncü albümümüzün kaydı bittikten sonra anladım. Mor ve Ötesi, dördümüzün anlatacak ortak bir şeyi kalmadığı zaman dağılır. Mali karmaşa ya da vokalistin öne çıkması yüzünden olmaz. Harun'un dediği gibi, bizim hikâyemiz onlardan farklı.
Yaşantınız bir rock grubununki gibi mi? Hani vardır ya, rock'çılar daha düzensiz yaşarlar, alkol, uyuşturucu...
(Harun ve Burak aynı anda): Heey baby! (Gülüyorlar)
K.Ö: Yani gördüğün gibiyiz.
Geç kalkar mısınız mesela?
K.K.: Asla! Benim okulum var ve erken kalkıyorum. Okulum olmadığında kalkmıyorum.
H.T.: Ben asla erken kalkamam. Bugün 9'da kalktım ve hayatım kaydı. Bu bir tepki herhalde. Okula giderken -Alman Lisesi biliyorsun çok kötü yetiştiriyor, insanlar
atlıyor falan!!!- saat 6'da uyanırdık. Sekiz sene 6'da uyanınca insan, daha sonra uyanmamak gibi bir eğilimi oluyor.
Albüme dönersek, şarkılar aşk üzerine değil. Özellikle mi böyle bir seçim yapıldı, yoksa tesadüf müydü?
B.G.: Bizden şimdiye kadar pek aşk şarkısı çıkmadı. Bir de çok zor bir şey olduğunu düşünüyorum, gerçek bir aşk şarkısı yapmanın.
Neden, hiç âşık olmadınız mı?
H.T.: Aşk şarkıları var daha önceki albümlerde. Ama hayat o tür ilişkilerden ibaret değil. Biz, albümün bütünlüğü olması lazım diye düşündük. O bütünlük arayışının vardığı nokta, zaten kaşımızda albüm olarak duruyor.
Hayatı çok sorgular mısınız?
H.T.: Kesinlikle. Kontrol edebildiklerimle kontrol edemediklerim arasında bir düello şeklinde görüyorum hayatı. İnsan olanın acı çekmesi çok doğal, çünkü kötülük var. Ama acıyla beraber depresyon olmak zorunda değil. Umut, heyecan, coşku ve beraberinde etrafında olup bitenin seni acıtması... Böyle bir formül oluştu bende.
B.G.: Kişisel gelişim bunlardan geçiyor ama bazen çok sorgulamak ağır geliyor.
K.K.: Kuyuya çevirmedikçe, hem daha yüksek farkındalık seviyesinde tutuyor, hem de zevk veriyor. Sıkıntı verdiği zaman da girip stüdyoya müzik çalmayı tercih ediyoruz.
Kendinizi nerede görürseniz, gerçekten başarıya ulaştığınıza inanacaksınız?
K.K.: Bırak Zaman Aksın'ın kayıtları bittikten hemen sonra kafamda oluşan bir düşünce var. Eğer bir gün, bütün Türkiye bizi anlar ve gerçekten Türkiye'nin grubu olabilirsek çok büyük bir başarı olur.
H.T: Türkiye bir maskeli baloysa, biz oraya kendi kılıklarımızla girelim ve süper karşılanalım.



Malum konu
İntiharların tartışıldığı programlarda neden mor ve ötesi ön plana çıkıyor? Siyaset Meydanı ve Teke Tek'e katıldınız.
H.T.: Program yapımcıları bize de geliyor, başkalarına da gidiyor; biz kabul ediyoruz, başkaları etmiyor. Tartışmaya olumlu bir katkımız olur diyoruz. 20'li yaşlarını süren insanlar olarak, bu ülkedeki gençlerin çektiği sıkıntıları aşağı yukarı yaşıyoruz. Emniyet güçleri uzun saçlıları topladığında, içimizde bir yer acıyor ve bir şey söylemek istiyoruz.
Olayların Alman Lisesi'ne mal edilmesi, Teke Tek'e katılmanda etkili oldu mu?
H.T.: Samimiyetle söylüyorum hangi okuldan olsaydım, o programa gitmeye çalışırdım. Çünkü söz hakkı veriliyor.
Ama söz hakkı, saldırıya dönüşüyor.
H.T.: Dönüştü.
Fatih Altaylı'ya göre Alman Lisesi'ndeki herkes mağdur durumda mı?
H.T.: Onun düşüncesinin ne olduğu bizi çok ilgilendirmiyor. Asla söz hakkı bulamayan, geniş bir kitle adına bir şeyler söylemek için oradaydık. Ki o kitle Alman Lisesi falan değil, 15 ila 25 yaş arasında, farklı olmaya çalıştığı için günden güne daha çok zulüm çekenler. Programdan sonra Fatih Altaylı bir açıklama yaptı mı ya da özür diledi mi?
H.T.: Onunla öyle bir diyalog içerisine girmedik biz. Programın yapımcıları olup bitenlerin hepsi için özür dilediler.
Bir daha böyle bir programa katılmayı düşünüyor musunuz?
H.T.: İki kere daha düşüneceğiz.