"Burada İstanbul var"

Perihan Mağden, İsmet Berkan, Murathan Mungan, Cüneyt Özdemir, Ufuk Güldemir, Zeynep Tunuslu, Deniz Akkaya, Lale Müldür, Hasan Cemal...
Haber: Oray Eğin / Arşivi

Perihan Mağden, İsmet Berkan, Murathan Mungan, Cüneyt Özdemir, Ufuk Güldemir, Zeynep Tunuslu, Deniz Akkaya, Lale Müldür, Hasan Cemal, Ayşe Sözeri Cemal, Selin Toktay, Yavuz Baydar, Güllü Aybar, Menderes Utku, Murat Evliyaoğlu, Nihat Odabaşı, Fatih Özgüven, Nahide Büyükkaymakçı, Vivet Kanetti, Ömer Uluç, Naim Dilmener, Ayşe Arman, Beral Madra, Bedri Baykam, Soner Yalçın, Nuray Mert ve daha adını sayamadığımız bir sürü insanın (eh biraz da benim belki) ortak noktası nedir? E Safran herhalde. Ve nihayet aylardır beklediğimiz kışlık mekan açıldı Karaköy'de... Sözü hepimizi bir araya toplayan Aslı Altan'a bırakalım...
Kışlık Safran'ı açmakta geç mi kaldınız?
Mecburen geç kaldık. Bir de bu sene hiç tatil yapamamıştım, o yüzden de pek üzerine gitmedik.
Müdavimlerinizi üzdünüz, nasıl telafi edeceksiniz?
Bunu duyunca mutlu oluyorum. Telafi edeceğim, açılışın ertesi günü saat 1'den beri buradayız. Çalışacağız.
Tepkiler nasıl?
Anladığım kadarıyla herkes memnun. Aslına bakarsan Liman lokantasını Safran yapmak öyle kolay verilecek bir karar değildi. Ben açılış sonrasında bile, insanlar ne kadar Safran'ı severlerse sevsinler, mutlaka bir yadırgama, aşırı beklenti olacağını düşündüm. Gerçi Beyoğlu Safran da ilk açıldığında müthiş yadırgatıcıydı, buradan yola çıkarak da içim rahat.
Sahiden mi?
Tabii ki. Birincisi eski bir binanın birinci katıydı, merdivenlerle çıkılıyordu. İkincisi, uzun süre salonun beyaz olmasına çok senelerden sonra alıştılar. Bizim ülkede kof eleştiri çok revaçta olduğu için burada onun olacağını ön gördüm. Hem geç açılması bunu körükledi, bir de Liman'ın tarihi oluşu. İnsan burayı yaparken şöyle bir titriyor önce. Biz tamamen değiştirmeyi düşündük. Ve şimdi benim çok içime sindi.
Ne zaman Liman'a taşınmaya karar verdiniz?
Ben bu işe hasbelkader başladım. Sinema oyunculuğundan sonra lokantacılık hızlı ve tuhaf bir şeydi. Kolay iş değil ama bu kadar zamandır yapıyorsam demek ki seviyorum...
Önce nasıl lokantacı olduğunuzu anlatın o zaman...
Teyzemin bir vejetaryen lokantası vardı, o ortaklarından ayrılıp ayrı bir lokanta açmak istedi. Benim de bir miktar param vardı, bana bir teklifte bulundu. Benim gibi maceracı birine yapılacak en güzel teklif! Vejetaryen bir lokanta olarak açıldı. Ama sonra ben ve benim çevrem dayanamayıp müzik çalmaya başladık.
Bir aşamadan sonra Safran'a gitmek bir statüye de dönüştü mü?
Yalnız Safran'dan kaynaklandığını sanmıyorum. Böyle bir statü durumu zaten var. Ama galiba Safran'ın ciddi müdavimleri oluştu; benim için bu çok önemli. Moda bir yer olmadı Safran.
Siz açarken Beyoğlu patlamamıştı, yoktu bile neredeyse...
Benim için vardı ama. Ben Beyoğlu'nda zaman geçiren birisiydim hep. O yüzden bana yabancı değildi. Ticari de değildi. Tamamen şehrin o parçasını sevdiğim ve hak ettiği yeri bir türlü bulamadığını düşündüğüm için orada açtım.
Nitekim o da tuttu...
Bir korku vardı İstanbullular'da. En olmaması gereken snob bir tavır vardı Beyoğlu'na karşı. Ben içimden sinsi sinsi gülerek bunu kırdığımı kendi gözlerimle gördüm.
Safran'ın Beyoğlu'yla çok organik bağı olmadı mı? Bunu yıkmak, semt değiştirmek zor değil mi?
Doğru ama benim hayalimdi Liman lokantası. O yüzden Beyoğlu'ndan Karaköy'e gitmem beni hiç üzmedi... Beyoğlu Safran'ı kapatamam diye düşünüyordum. Şimdi hiç üzülmedim açıkçası. Soğumuştum oradan. Ben geçen sene Safran'a gitmemek için bahaneler uyduruyordum. İnsan kendi işine bahane uydurur mu? Çocuklara telefon açıp "Ben hastayım," diyordum, aslında değildim.
Liman'a nasıl karar verdiniz peki?
Beyoğlu'nun biraz fazla revaçta olduğunu düşünüyorum ben. Anormal, doğallığının dışında bir patlama var. Hızlı tüketiliyor. Bütün markalar da Beyoğlu'na geldi. Laila'nın Beyoğlu'nda açılması ve hemen kapanması - ki keşke olmasaydı - Beyoğlu'nun bazı şeyleri kaldırıp, bazı şeyleri kaldıramadığını gösterdi. Kaldırmasın da zaten!
Açılışta herkesin tek bir söylediği vardı: "Çok büyük" Sahi, çok mu büyük burası?
Bence değil. Elbette ki burası eski Safran'ın 10 katı. Buranın öyle bir büyüsü var ki, umarım İstanbullular en azından bu dükkana sadece içeride kim var beklentisiyle gelmezler. Çünkü burada karşılarında İstanbul var! Ben müşteri olsaydım, tek başıma da gelir bu dükkana içkimi içer ve şu manzaraya bakardım.
Zaten rahat, ferah olsun biraz da...
Açılışta baktım ki arka odaya, yani kulüp bölümüne insanlar tıkış tıkış dolmuşlar. Bayılıyor o tıkış tıkışlığa. Nefes alınamayacak, şikayet edilecek, sigara kokusu gidecek gelecek, ertesi gün diyecekler ki "Havalandırma bozuk muydu?" Hangi havalandırma dayanır bu kadar tıkış tıkışlığa.
Masalara çıkacaklar mı?
Bir kere barlara çıkmayacakları kesin, çünkü barlar cam. Masalara çıkmasınlar diye de çeşitli yerlere platformlar yaptık, muhtemelen bununla da kurtaracağım.
Peki, bir de şu Safran efsanelerini anlatın. İlk olarak, sizin de mensubu bulunduğunuz bir 'masonik locadan' bahsediyorlar. Yazarlar, çizerler, gazeteciler, sinemacılar falan... Hakikaten de burası merkezi mi?
Ne demek istediğini biliyorum. Benim ahbaplarımdan, yakın arkadaşlarımdan bahsediyorsun. Biz bayağı bildiğin birbirini çok seven dostlarız ve bir arada olmaktan da çok keyif aldığımız, çıkıntı tipler olduğumuz için böyle bir koku yayıyor olabiliriz etrafa. Ama biz masumuz! Benim için hiçbir sakıncası yok bu tür efsanelerin çıkmasının.
Safran'daki geleneksel Nuray Mert'li, Perihan Mağden'li Perşembe buluşmaları devam edecek mi?
Tabii ki edecek.
Peki kapıda "İçeride özel doğum günü var" dendiği zamanların hepsinde içeride doğum günü var mıydı?
Sanırım bir kere böyle bir sersemlik yaşadık. O çocuğun da daha Safran'ın kapı elemanı olamamasından kaynaklanmıştı o. Çünkü başka dükkanlarda böyle öğretilmiş. Bu dükkanda böyle bir terslik olacağını düşünmüyorum, zaten dükkan büyük! Öbür tarafta bazen hakikaten korkunç bir kalabalık oluyordu ve nahoş bir durum oluşuyordu.
Sufle dışında tatlı var mı?
Artık var! Şemsa Denizsel var o yüzden de yemekler çok iyi olacak ama Safran'ın özü bozulmayacak. Zaten İstanbul mutfağı diye bir şey çıkardık ortaya.
Orhan Gencebay çalmaktan vazgeçmiştiniz?
Onu çalmaktan vazgeçemem çünkü seviyorum. Ama hakikaten Batsın Bu Dünya'yı artık çok içimden gelmedikçe çalmayacağım. Artık her yerde türlü remiksleri çalınıyor. Ve çok kötü. Muhtemelen Safran'ın remiksi en iyisiydi. Orhan Gencebay'ın kendi yaptığı remiks dahi bana sorarsanız iyi değil. Ama biz onu seviyoruz.
Ajda'ya devam mı?
Tabii ki. Ama özellikle arka kulüp bölümünde hiç Türkçe çalmayacağız.
Bir de arkadan dolaşma, gizlice dışarı çıkma olanakları varmış?
Onu sadece masonik locadakiler kullanabilir. E böyle bir ayrıcalığı
olsun onların.