"Bütün şöhretler Sanlı'yı tanır"

Çiçek Bar'ın, başrol değilse de yardımcı oyuncularından biri, Sanlı Arslan. 14 yılını bu ünlüler diyarında geçirdi.
Haber: MELİS DANİŞMEND / Arşivi

Çiçek Bar'ın, başrol değilse de yardımcı oyuncularından biri, Sanlı Arslan. 14 yılını bu ünlüler diyarında geçirdi. Şimdi hayal dünyasından çıkıp, gerçek dünyaya, ailesinin meyhaneler krallığının bulunduğu Asmalımescit'e döndü. Bir nevi baba ocağına. Asmalımescit'i egemenliği altına almış Karadenizli bir aile Arslanlar. Refik Arslan'ın ünlü Refik meyhanesi, Yakup Arslan'ın Yakup meyhanesi ve son olarak da torun Sanlı Arslan'ın kuzeni Arslan Arslan'la açtığı Asmalı restoran/meyhane/ şarapevi... Üçü de üç köşeye dağılmış. 38 yaşındaki Sanlı Arslan, aile içinde belki en ünlü kişi (İsmiyle müsemma) 25 senedir bu işi yapıyor ve -dedikodu yapmadan- anılarını anlatıyor.
Çiçek Bar'da mı başladınız çalışmaya?
Yok. Refik dedemin yanında başladım.
Aileniz Asmalımescit'in en ünlü ailelerinden biri. Ne zaman gelmişler
İstanbul'a?

Refik dedem 1947'de gelmiş. Babamı getirmiş, sonra da Yakup amcamı. Rize'den göç etmişler. Aslında ilk gelen Arslan dedem. Bizim en büyük liderimiz Refik dedemdir çünkü ben hep derim ki, eğer Refik dedem
İstanbul'a geldiğinde müteahhit olsaydı, hepimiz müteahhit olacaktık. Şaka yapıyorum bazen, 'Niye müteahhit olmadın?' diye. Şimdi hepimiz lokantacı olduk ama bizim aile iyi yapar bu işi. Başarısız olan yoktur.
Yakup ve Refik'ten sonra Asmalı da eklendi zincire.
Evet. Biz de gelecek nesilleriz. İnşallah ileride başka şeyler de olur.
Niye Asmalımescit'e sıkışıp kaldınız?
Güzellikler hep burada. Asmalımescit güzel yer. Ben 14 sene Çiçek Bar'daydım, ayrıldım.
Nasıl girdiniz Çiçek Bar'a?
Ben Nispetiye'de, Ece Bar'da çalışıyordum. 22 yaşında şeften sonra ikinci adamdım. 35 yaşında insanlar vardı, ben onları yönetiyordum. Niye? 13 yaşından beri çalıştığım için müşteri portföyünü çok iyi biliyorum. Mesela Toktamış Ateş benim canım abimdir. Neyse, 22 yaşındaydım ve yeni evliydim...
Erkenciymişsiniz...
Evet. Gündüz 3'te işe gidiyoruz, sabah 6'da işten geliyoruz. Böyle bir şey var mı? İnanılmaz bunalım geçiriyorum. Ece Hanım'a işten çıkacağımı söyledim. Ne izin var, ne bir şey. 'Çıkarsan bir daha gelemezsin,' dedi, 'Aman gelmeyeyim,' dedim. Bıraktım işi. Geldim, Beyoğlu'na Memo's'a gireceğim. Arif Abi'yle rastlaştım. 'Sanlı ne yapıyorsun?' dedi. Ayrıldığımı söyledim. 'Gel bizim yanımızda çalış,' dedi. Sene '89. Başladım.
Orası bambaşka bir dünyaydı herhalde...
Tabii. İnanılmaz insanlarla tanıştım. Ama benim de yeteneğim var. Niye? Bir elektrik yayacaksın ki o insanlar da seninle dost olsun. Ne kadar yetenekli olursanız olun, insanlarla diyalog kuramıyorsanız yeteneğiniz bir yerde sıkışır. Mesela çocukluğumun ulaşamayacağım zannettiğim sanatçısı Kemal Sunal'ın arabasına bindim, gezmelere gittim. Çok iyi bir insandı, dostumdu.
Sizin bu pozitifliğiniz nereden geliyor? Aileden mi?
Aileden. Mesela amcamın oğlu Arslan da böyledir. Acayiptir. Yok yoktur onda. Olmayacak şeyi yaratır. Bizim aile bu işlere çok meyilli. Bir de biz yöresel olarak çok neşeli insanlarız. Karadeniz Hemşin'deniz, dağdan. Bizim orada üzüntülü insan çok azdır. Azla mutlu olmayı bilirler. Ben de hep öyle oldum.
Çiçek Bar'da sizi herkes tanır mıydı?
Mehmet Ali Alabora şöyle derdi. "Herkes şöhretleri tanır, şöhretler de Sanlı'yı tanır."
Yığınla anıyla ayrılmışsınızdır oradan...
Mehmet Ali Alabora, Yılan Hikayesi ile çok meşhurdu. Dünya Tiyatro Günü'ydü. Kızıma 'Okula kimi getireyim tiyatroculardan?' dedim. 'Baba, Memoli'yi getirir misin?' dedi. Babası vasıtasıyla Mehmet Ali'ye ilettim. 'Gelirim,' dedi. Sabah 10'da Taksim'de buluştuk. Okula götürdüm. Mehmet Ali çok aslandır. İki buçuk -üç saat kaldı. Sınıf sınıf dolaştık. Çocuklara sorular sordu, çocuklar da ona sordu. O çocukların mutluluğu var ya, öyle bir mutluluk yok.
Artık siz de kahraman olmuşsunuzdur...
(Gülüyor) Yok yok.
"Meşhur olduklarını bilmiyordum"
Kimlerle çok sıkı fıkıydınız?
Zeki Ökten. Hepsiyle yakındım ama bir masam vardı onlarla çok sıkı fıkıydım. Zeki Ökten, İrfan Tözüm, Tarık Akan, Rutkay Aziz, Kemal Sunal, Halil Ergün...
Masaya oturup sohbet edebilir miydiniz?
Servis esnasında konuşurduk. Masaya oturmak yoktu. Çünkü müessesede -ne kadar samimi olursan ol- personel masaya oturmaz.
Dışarıda görüşür müydünüz?
Tabii. Mesela ben Hisar'a giderdim, kahveye. Görüşürdük.
Ailede en çok ünlü tanıyan siz misiniz?
Aynı aynı. Ben 13 yaşındaydım. Özdemir Asaflar, Edip Canseverler, Burhan Uygurlar, Cihat Buraklar... Hepsini tanıdım.
Kitaplarını okur muydunuz ya da resimlerinden haberdar mıydınız?
Ben bir şey söyleyeyim mi? Çok içtenlikle söylüyorum, 13 yaşında onların o kadar meşhur olduğunu tahmin etmemiştim. Ama şimdi başka. Mesela Burhan Uygur, kara kalem figürler çizerdi. O figürlerin hiçbirini almadım. 12-13 yaşında anlamıyorum ki sanattan. Şimdi şimdi öğrenmeye başladım.
Şimdi dizinizi dövüyor musunuz?
Alaattin Aksoy'un, Birol Kutadgu'nun resimleri var. Bana hediye ettiler geçen sene. Evimdeler.
Çiçek Bar'a gelince havayı değiştiren isimler var mıydı?
Bir şey söyleyeyim mi, aslında öyle bir şey yok. Çünkü gelen kitle hep meşhur olduğu için hayal dünyası sanki. Mesela bir metrekarede beş ünlü kişi. Alışmıştık. Ben sinemadan, tiyatrodan mutlu olmamaya başladım. Çünkü hepsini yakın tanıyorum. Tiyatroya davet ederlerdi beni; konuştuğum insan karşımda.
Haftanın her günü orada olduğunuza göre, doğum gününüzü de hep beraber mi kutlardınız?
Hiç doğum günümü kutlamadım. 12 Ağustos çok ters bir zamana geliyordu. Pek kimse olmazdı.
Ama orada çok doğum günü kutlanırdı herhalde.
Evet. Mesela Onat Kutlar'ın doğum gününde çok mutlu olmuştum. Hüseyin Baş'la masada oturuyorlar. 'Onat Bey'in doğum günü biliyor musun?' dedi. Ben de Arif Abi'ye söyledim. 'Git bir pasta al,' dedi. Maytap, mum filan. Onat Bey şaşırdı 'Kimin doğum günü var?' dedi. 'Sizin doğum gününüz,' dedim. 'Benim doğum günüm bu gün değil ki,' dedi. Meğerse Hüseyin Abi'nin canı pasta yemek istemiş. Birkaç gün sonra The Marmara'daki olay oldu. İyi ki o gün doğum gününü kutlamışız.
TELEVOLE GİREMEZ!
Çiçek Bar'ın müdavimleri olup bitenlerin hep orada kalacağını biliyorlardı değil mi? Öyle de muhafazakar bir tarafı var.
Dost nedir? Bence dostluk, olan bitenin orada kalmasıdır, kimseye gitmez. Yaşananlar anlatılmaz. İnsan zor kazanılır, kolay kaybedilir.
Şimdiki işletme anlayışından oldukça uzakta sizinki. Her şeyin ortalıklarda yaşandığı bir dönemde...
Bizim oraya magazin girmezdi ki... Televole zihniyeti bence birgün Türkiye'de biter, yine eskiye dönüş olur. Bir gazeteciye dedim ki hatta 'Yahu bunlar hipokrat yemini etmiyor mu, diploma alırken?' 'Yok,' dedi, 'etseler yarısı ölür.'
AİLE YAŞAMI
Aileniz nasıl bakıyordu bu yaşama?
Eşim yadırgamazdı, alıştı. Ama ben 14 sene çocuklarımla yeni yıl geçirmedim. 20 sene filan evimde yılbaşı kutlamadım. Bizim mesleğimiz çok zor. Yaşamımızdan ödün vermek zorundayız. Cumartesi, pazar yok, bayram yok.
Kaç çocuğunuz var?
Üç.
Aileniz, arkadaşlarınız bu kadar ünlüyle bir arada olduğunuz için size özeniyor mu?
Ben fazla arkadaşlık kurmam.
Neden?
Çünkü biz Kasımpaşa'da büyüdük. Orayı da hakir görmem, çok güzeldir ama dünya değiştiği zaman bazı şeylerin değişmesi lazım. Çok fazla zamanım olmaz arkadaşlık kurmak için. Evden işe, işten eve. Zor iştir bizimki. Telefon çalar, işe çağırılırsın. Dostlarım müşteriler.
Peki siz bir yere gittiğiniz zaman servise çok dikkat eder misiniz?
Ben fazla içki içmem. Eğlenmeyi severim, geceleri çıkarım. Müzikli yerlere giderim. Andon, Taksim Sanatevi, Ece Bar, Kemancı... Kolamı içerim. Bazen de içki içerim. Ama beş-altı tane içki içeyim, kafam iyi olsun yok. Bir gün altı tane Bacardi içtim, evimin yolunu bulamadım.
Yenİ mekân
Asmalı'yı nasıl açtınız?
Amcamlar kurmuştu. Geleyim dedim. Bir sürü insan 'Gel yanımızda çalış,' diyor. Ben mutlu olamayacağım yerde, mutlu olamayacağım insanlarla yapmam bu işi. Aile daha iyi. Bir bakarsınız Taksim'e çıkarız, bir şeyler daha yaparız.
Burası nasıl bir yer olacak?
Meyhane, restoran, şarap evi.
Üçünün karışımı, iyi bir restoran olacak. Yemeğinden tatlısına kadar.
Herkesin haberi var mı burayı açtığınızdan?
Yok. Ben kimseye haber vermiyorum. Görüyorlar. 'Sanlı neredesin?' diyorlar, söylüyorum. Ama telefon edip davet etmedim. Neden? İnsanların üzerine yük bindiriyormuşum gibi hissediyorum. Mecburiyet olmasın. Gelenler geliyor.
Çiçek Bar'ın müşterisini çalarsınız o zaman...
Yok, oranınki başka, bizimki başka.
Çİçek Bar'dan ayrIlIŞ
Ne zaman ayrıldınız Çiçek Bar'dan?
Beş ay oluyor.
Şef garsondunuz değil mi?
Garson olarak girdim, şef oldum. Ama çok önemli bir adamdım.
Neden ayrıldınız?
Bir takım problemler oldu. Sinirlenip Bodrum'a gittim. Üç ay oradaydım. Çocukları da aldım. Sanat Evi'nde kaldım, Torba'da. Sinirlendim mi ayrılırım. Dostluklar benim için çok önemlidir. Dostluklar bitiyor.
Arif Keskiner'le mi?
Arif Bey'le benim bir sorunum olmaz. Arif Abim iyidir, çok severim. Çok eski tanırım. Baba - oğul gibiydik.
Orada olmayı özlüyor musunuz?
Gidiyorum hala canım. Öğlen filan uğruyorum.
Dostluklarınız devam ediyorsa, iş konusunda mı anlaşamadınız?
Ben bir daha birlikte olmam. Arif Abi'yle olurum ama başka bir müessese açarsa.