"Çocukluğumun yansımaları Asmalı Konak'ta"

Meral Okay'ın bütün bir yazı kendisine yöneltilen ve öyküsünü yazdığı Asmalı Konak sorularıyla geçmiş. Geçen sezon Seymen'in (Özcan Deniz) ölüp ölmediğini muğlak bırakan bir bölümle bitince, Okay'ı durduranlar...
Haber: ORAY EĞİN / Arşivi

Meral Okay'ın bütün bir yazı kendisine yöneltilen ve öyküsünü yazdığı Asmalı Konak sorularıyla geçmiş. Geçen sezon Seymen'in (Özcan Deniz) ölüp ölmediğini muğlak bırakan bir bölümle bitince, Okay'ı durduranlar "Ne olacak, öldü mü?" deyip durmuş. O da "Vallahi duanızı eksik etmeyin," demiş. Halbuki o sırada da ne olacağını, neyle biteceğini, nasıl ilerleyeceğini tıpkı bugün olduğu gibi biliyormuş. Asmalı Konak'ta onun için hiçbir sürpriz yok, izleyen içinse daha çok şaşıracak nokta var. Hemen bir ipucu vereyim: İzleyenler artık farklı bir Seymen karakteri görecekler. "Ölümle yüzleşen bir insanın değişmemesi mümkün değil," diyor Meral Okay.
'Her şeyi bilen ve her işi yapabilen kadın'ın elinden çıkan Asmalı Konak meğerse büyük, çok büyük fenomen olmuş.
Bir kebapçıda buluşmamız sizce de manidar olmadı mı?
İkinci Bahar'dan sonra mı? (Gülüyor) Burası benim çok sevdiğim bir dükkan ondan.
Kasap rolü oynamıştınız o dizide. Etle aşinalığınız var mıydı hep?
Her Türk kadını kadardı. Evinde yemek pişen, mutfağa düşkün her Türk kadını kadar ilgim vardı, o kadar.
Niye özellikle kasap rolü?
Sonradan, 15. bölümde giren bir karakterdi. Kocası kasaptı aslında, onun rolü biraz eriyince memleketten karısını getirdiler. Karısı olarak da ben geldim.
Kasaplık çok kadınlara atfedilen bir meslek değil halbuki...
Benim ailem Kafkasyalı. Çerkez yani. Anadolu'da, benim bildiğim, çocukluğumun geçtiği o bölgelerde erkekler işlemez eti, kadınlar işler. Erkekler sadece kesimle uğraşırlar. Geri kalan, bütün bir hayvanı oturup işleyip parçalarına ayırmak kadınların işidir. Annem, benim diyen kasaptan iyi et işlerdi. Mesela but alınır eve, annem o buttan kendi antrikotundan kıymasına, kuşbaşına kadar kendisi ayırırdı. Dolayısıyla gözümü açtığımdan beri, et ve et mamullerinin nasıl işlendiğini görürüm ama merak edip yapmadım.
Büyürken de kızlarla fazla arkadaş olmazmışsınız...
Çok sokakta, çok erkekle geçti... Abimle ve amcamla büyüdüm ben. Amcam sekiz, abim beş yaş büyüktü. Beraber büyüdük gibi. Ve onların arkadaşları sonradan benim de arkadaşlarım oldu. İlk başta beni arkadaş olarak kabul etmediler tabii. Abimin kovboyculuk oynadığı takımda "Ben de oynayacağım," deyince mahsustan oynatıyorlardı. Sonra oradaki cevvaliyetimi görüp onların kovboy takımlarına girip, ciddi ciddi çatışarak oynuyordum.
Erkeklerin arasında büyümeniz şimdi bir kadın düşmanlığına dönüştü mü?
Hayır, hiç öyle bir düşmanlık yok. Ama erkeklerle her zaman daha rahat iletişim kurmuşumdur. Belki de daha oyunsuz oluyor. Erkeklerle ilişkide iktidar mücadelesi yok çünkü. Aşk girmedikçe hep çok barışık. Hep emniyetli ve iyi gelmiştir erkek dünyası. Belki de onlarla büyüdüm, omuz omuza çalıştım diye. Ama hiçbir zaman kadın olarak erkekler tarafından ezilmedim. Kadın dünyası daha tedirgin edicidir.
Kadınlarla iyi arkadaş olmak belli eşikleri aştıktan sonra mı mümkün oluyor acaba?
O cimcime kız çocuk dünyasının içinde kendime pek yer bulamadım. Hani vardır ya, bir odaya koyarlar önüne de bir sepet dolusu oyuncak döküp kendi yaşıtındaki kızlarla "Hadi kaynaşın, oynaşın," derler. Hiç o dünyayla bir alakam olmadı. Merak da etmedim. Sokaktaki beş taş oynayan, topaç çeviren benim için daha cazip geldi.
Şimdi bebeklerim olsaydı, diyor musunuz?
Hiç yoktur bende. Hani o bir yanım çocuk kaldı hali vardır ya, arabalarında bebekler sallandırırlar, yatakların üzerinde bebekleri ve oyuncak hayvanları vardır. Hiç öyle bir dünyam olmadı. İlk bebeğim ilkokul üçteyken oldu. Babam Kıbrıs'taydı ve yürüyen bir bebek getirmişti bana. Adını da Suzi koymuştum. Arkasından kurulunca yürüyordu. Onun yürümesi, mahalledeki çocukları çağırıp gırgır geçmemiz için eğlenceydi. Sonra da bitti ve kaldırıldı.
Ne de olsa erkek merkezli bir dizi olan Asmalı Konak'ı yazmaya, o feodal yapıyı anlatmaya erkek dünyasında büyümenin faydası oldu mu?
Biliyorum o dünyayı. Tabii ki bunlar benim hayatımdan birebir uyarlanmış değil. Ama çocukluğumda öyle kalabalık aileler ve hiyerarşi içinde bulundum ben; memlekete gittiğimde. O ailelerde bir hiyerarşik düzen vardır. Erkek çocuklar, kız çocuklar, yakın akrabalar, bir dış çember olarak biraz daha uzak akrabalar, çok sayıda da personel vardır evin içinde yaşayan. Bir kalabalık içinde büyüdük. Bir de çocukluğumun bir kısmı İskenderun'da geçti. Antep'te, Adana'da da akrabalarımız vardı. Onların o konak evlerine gittiğimizde, gerçekten de o taş avluları, o hiyerarşik yapıyı çok net hatırlıyorum ve masalsı geliyor.
Yıllarca diziler Türk halkına Batı'ya doğru bir yol gösterdi, üst sınıfların hayatını anlattı. Şimdi Anadolu'nun tam kökünden gelen diziler neden revaçta?
Asmalı Konak'ta bir eşraf ailesi var. Çocukluğumda gördüğüm ailelerdeki görgü, kültür ve birikim var orada. Onlar senede iki kere İstanbul'a gelip yazlık kışlık alışverişlerini yaparlar, son model teknolojiyi kullanırlar, akşam yemeklerine itinayla giyinip sofraya oturan, o evlerde hoş içki sofraları kurulan insanlar. O evlerde her zaman yemek pişer, mutfakta her zaman bir buhar vardır. Asmalı Konak'ı kurarken de o mutfağın çok bereketli olmasını istedik. O kadınlar hiç boş durmaz. Bunlar benim çocukluğumun yansımaları hep.
Kentli, AB grubu neden izlemeye başladı bu diziyi?
Yarattığımız karakterler ve atmosfer sahici geldi. Çünkü o karakterleri kurarken onların siyah beyaz değil de kendi gri, karanlık, puslu alanları, her birinin kendi tarihçesi ve sırları olan insanlar olmasına dikkat ettik. Karikatür değil, karakter haline geldi. İlk başta yaratıyorsunuz sonra sizden bağımsız maceraları başlıyor. Bir karakteri yazıyorsun, konuşturmaya başlarsın, bir süre sonra o sana muhalefet ederek konuşmaya başlar, kendi sahnesini kurmaya başlar.
Karakterlerinizle özdeşleşmiş mi yaşıyorsunuz?
Hayır, öyle bir şey olmuyor. Hayatı Sümbül Hanım ya da Bahar gibi görmüyorum. Ara ara kendime sıcak bulduğum, ara ara da sinirlendiğim anları var. Ama bütün o sahicilik onların kendi karakterlerini savunmaları. Kuruncaya kadar ben varım, sonra kendi hayatlarını yaşıyorlar. Kendimi adamışlığım yok karakterlere. Zaten benim hayatımda da hep kompartmanlar vardır.
Çok iş yaptığınız için mi?
Evet, onu bölemezsem diğer işleri yapamam. Ben aklım ermeye başladığından beri hiç tek bir iş yapmadım. En az iki iş yaptım.
ASMALI KONAK BİTİYOR
"Tadında bırakmak lazım"

Diziyi ne zaman yazıyorsunuz?
Mesela geçen gece 1'de başladım, sabah 5'e kadar tretman yazdım. Sonra da Mahinur Ergun'a mail olarak attım onu. Uyandıktan sonra da telefonla üzerinden geçtik, konuştuk. O da senaryoya dönüştürüyor. Asmalı Konak, artık benim elimde bir oyun hamuru gibi. Dört yıl evvel yazdığım ve bu kadar bölüm de içine girdiğim bir iş olduğu için, oradaki her karakterin kalbinin nasıl atacağına hakim hale geliyorsun. Ben mayıs ayındaki son bölümdeki, son cümleyi de biliyorum. Tesadüf yok.
Bir aşamadan sonra bitecek yani dizi?
Bu önümüzdeki sezon sonu bitecek, öyle planlıyoruz. Tadında bırakmak lazım. Hikaye bir yere doğru koşar, paçasından çekersen beş bölüm daha uzatırsın. O kendi menziline varmaya gider, seyirci de onla birlikte ilerler. Onu çok çekmemek lazım, ateşi düşer. Ateşi düştükten sonra hem bize ayıp, hem seyirciye ayıp.
İlk başta nasıl bir projeydi Asmalı Konak?
Ben zaten onu dört yıl önce, sipariş üzerine dizi olarak yazmıştım. 20 kusür bölüm tretman halinde. Televizyona dizi yapılacaktı, benden de bir hikaye kurmam istendi. Benim de Doğu - Batı meselesi, buralılık her zaman ilgi alanım olmuştu. Yazdığım sırada yine televizyonların mutat kriz dönemlerinden biriydi ve proje gerçekleşmedi. Ben de rafa kaldırdım. Nasıl olsa bir aşk hikayesinin eskimesi söz konusu değildir diye. Sonra Abdullah Oğuz bunu televizyon dizisi yapmak istedi, sonra sinema filmi yapmaya karar verdi. Ama yine kaldı. Bir sene önce telefon açtı ve apar topar başladık.
UZAK DİYARLARDA EVLİ BARKLI
"İtiraf ediyorum, o dizeler benim"

Müzikal yolculuğunuz ne alemde, ara verdiniz mi söz yazarlığına?
Benim söz yazarlığım Sezen Aksu'yla başlayıp biten bir şey olduğu için, Sezen beste yapıp "Gel şuna söz yazıyoruz," derse birlikte oturur yazarız. Ama onun dışında "Bakın Sezen Hanım, şunu besteler misiniz?" gibi bir durum söz konusu değil.
Peki "Uzak diyarlarda evli barklı" kimin dizesi, açıklayacak mısınız?
Sezen canlı yayında itiraf ettiği için ben de edebilirim: Benim! İki yıl falan onun gırgırını yaptık aramızda. O bölüm Sezen'e sorulduğunda "Bana değil, Meral'e ait diyordu," ben de "Hayır ne alakası var, Sezen'in," diyordum. Reha Muhtar'a bir canlı yayına katılmışlardı iki sene önce falan, orada Reha Muhtar sıkıştırdı. Sezen de "Evet itiraf ediyorum, Meral yazdı!" dedi.
Ben de, o hedef şaşırttı sanıyordum.
Yok o bölüm benim.
ÖZCAN DENİZ FENOMENİ
"Mercan Dede'yle çalışabilirler"

Yazarken Özcan Deniz yoktu herhalde aklınızda?
O zaman oyunculuk yapıyor muydu bile bilmiyorum. Özcan Deniz için yazılmadı bu dizi. Abdullah Oğuz'un ilginç bir gözü var. Özcan Deniz'i denemek istediğini söyledi. Ben de hiç inanmadım Apo'ya. Ta ki New York'ta birinci bölümü çekip ilk kopyayı izletene kadar. Dehşete kapıldım, Abdullah Oğuz'a da "Pardon, ben görmemişim, sen görmüşsün, iyi ki de öyle olmuş," dedim. Sonra da çok iyi çalıştık Özcan'la zaten.
Onun kendi kariyerinde de önemli bir sıçrama tahtası olmadı mı?
Özcan şarkıcı olarak çok yetenekli ama oyunculuğunu da çok hızlı geliştirdi. Yönetmenine, hikayeye teslim olabilecek kadar kendini temiz tutabilecek biri. Kendi doğrularının peşinde değil o. Ben hayranlıkla izliyorum ve inanıyorum ki önümüzdeki aylarda müzikal anlamda da çok farklı bir yere yolculuk yapacak.
Söz yazar mısınız ona?
Tabii ki, seve seve. Ama söz yazmanın dışında müzikal arayışları çok farklı bir yere gidecek. Mercan Dede'yle bir araya geldiler mesela, belki birlikte proje yapacaklar.
Etkiliyorsunuz belki de onu?
Yo, benim etkim değil de onların yanyana gelmesinde minicik bir katkım oldu. Onların enerjisi, duygusu tutmasa öneriyle olacak işler değil.