"Frapan bir kıyafet istiyordum"

Sırf kendisi değil, karşısındaki için de bir kişilik bölünmesi yaratıyor Seyfi Dursunoğlu. Ya da Huysuz Virjin. Onunla iki defile arasında, bir otel odasında (herhangi bir ima yok...
Haber: ORAY EĞİN / Arşivi

Sırf kendisi değil, karşısındaki için de bir kişilik bölünmesi yaratıyor Seyfi Dursunoğlu. Ya da Huysuz Virjin. Onunla iki defile arasında, bir otel odasında (herhangi bir ima yok, sadece o dinleniyordu) konuşurken karşımda kimin olduğundan emin değildim: Makyajlı ama peruksuz bir surat ve Seyfi Dursunoğlu kıyafetleri. Ve iki kişilik arasında gidip gelen bir dil: Bazen mahcup, bazen hakikaten çok huysuz. Bu yarı-karakter halinde bile mesela bir yandan yemek tarifleri veriyor, bir yandan da çok yiyen bir siyah manken için "Geldi Antalya ambarı," diyor...
Ama bir kırgınlık var sanki Huysuz Virjin'de. 35 senedir ünlü olmanın sonunda, 'eski' kuşağın pek çok mensubunda görülen türden. Sanki bir unutulma korkusu. Devamlı kendini hatırlatma gereği.
Yıldırım Mayruk onu podyumunda yürüttü...
Hatırladık.
İlk defa mı mankenlik yaptınız?
Çok seneler evvel bir deri defilesinde, hiç de ses getirmeyen bir olayda sahneye çıkmıştım. Sadece bayilere yapılmıştı, basın falan yoktu.
Bu defile için fikir nasıl ortaya çıktı?
Bir Ramazan programının çekiminde karşılaştık Yıldırım Bey'le (Mayruk). Oturduk, içiyorduk, konuşuyorduk. Defilesinin olacağından bahsetti. Barbaros (Şansal) söyledi ilk kez. Ben de olur dedim. Alkollüydüm! Ertesi gün caydım ama öyle bir yapıştı ki o Barbaros... Maşallah çok becerikli, tuttuğunu koparan.
Hiç tereddüt ettiniz mi?
Hayır kesinlikle. Üstelik de bu ara televizyon çekimlerim var, 10 gündür her gün çekim yapıyoruz. Sabahtan alıp akşam dokuzda bırakıyorlar. Yıldırım da biliyor, açtı yönetmenimden bir-iki gün ara versin diye rica etti. İşte öylece ayarlandı.
Nasıldı podyumda yürümek?
35 yıllık sanatçıydım, hiç heyecanım yoktu. Fazla heyecanlı biri değilimdir zaten. Ama yine de burada ilk defa bir işi yaptığım, kendime güvenim olmadığı için biraz heyecanlandım. Ama çıkar çıkmaz geçti.
Manken miydiniz, şov mu yapıyordunuz?
Hayır, mankendim. Ama Yıldırım Bey ceketimi, kürkümü atmamı söylemişti. Yüzüme manken ifadesi verdim. Çok gülmedim, çok asık suratlı da olmadım. Bir müddet sonra baktım herkes gülüyor... Mankenler halbuki hiç gülmez, ben çıkmaya yakın gülmeye başladım.
Sizin şovunuz hep kelime üzerine olmasına rağmen, hiç konuşmadan, podyumda yürüyerek nasıl güldürebildiniz insanları?
Tanıdılar. Gayri ihtiyari tebessümle bakıyorlar. Biraz da komiktim herhalde. Bir erkek, kadın kılığında: Kalçalar yapılmış, vücut yapılmış, mankenleri taklit etmeye çalışan bir sanatçı.
Daha açık bir kıyafet istiyor muydunuz?
Evet, istiyordum. Allah biliyor ya... Böyle çok frapan bir kıyafetle çıkmak istiyordum, fakat vakit yoktu. Bunun bile yetişmiş olmasına şaşırdım. Böyle boncuklu moncuklu, işlemeli... Sonra bana veriyor o elbiseyi biliyor musun? Elbiseyi, tayyörü, ayakkabıları, çantayı, kürkü konuşmadık daha!
Başmanken olmak...
Zaten ikinci manken olsam çıkmazdım ki!
Bu defilede o konumla da dalga geçiliyordu...
Yıldırım Bey'in bir konuşmasını dinledim, mankenlerin bazılarına kızdığını, kızdığı için beni başmanken olarak alacağını söyledi. Ben de çok sırıtmadım. Onlar nasıl yürüdüyse, ben de öyle yürüdüm.
Huysuz Virjin'i seviyor musunuz?
Seviyorum, çünkü ben bir karakter yarattım. Bunu 35 senedir sergiliyorum ve her gün biraz daha seviyorlar. Ama arkasındaki Seyfi Dursunoğlu'nun özel yaşamındaki ciddi hali onları etkiliyor.
Huysuz Virjin kötü, Seyfi Dursunoğlu iyi biri gibi bir denge var mı?
Vallahi Huysuz Virjin hiç yatamamış, aklı hep belden aşağı olan bir insan. Zaten Türkler de seksi çok seven bir millettir, oradan seks ağırlıklı yaptığım için esprileri tutuyor belki de. Ama Seyfi Dursunoğlu öyle değil.
İki karakter nasıl bir denge içinde yaşıyor?
Ben bir tiyatro sanatçısıyım ve sahneye Huysuz Virjin olarak çıkarım, ama kulise gelip makyajımı sildiğim zaman artık Huysuz Virjin değilim. Orada Seyfi Dursunoğlu'yum. Kulise adımımı attığım andan itibaren tiyatrom bitmiştir.
Karakteri yarattıktan sonra, kendi kendine yön vermeye başladı mı?
Bir kere insanları güldüreceğinizi bilerek sahneye çıkıyorsunuz. Kime ne söyleyebilirim, ne laf atabilirim diye bir tasarlıyorsunuz, sonra kanto söylüyorsunuz. Derken seyirci belli oluyor. Dozu alçak olan esprilerle başlayıp, bir yere kadar getirirsiniz. Eğer son yaptığınız espriye gülünmüyorsa artık oradan yavaş yavaş geri dönersiniz. Çünkü müstehcenliğin de bir sınırı vardır. O da seyirciye göre değişir.
Sizce bu agresyonunuz insanlar arasında nasıl karşılık buluyor?
İlk yaptığımda buldu. İnsan önce kendisiyle dalga geçer ki, karşısındakiyle geçebilsin. Ben kendimle dalga geçiyorum. Kart bir kadın sahneye çıkmış, "Benden güzel yok, benden havalı yok, benden işveli yok," deyince gülüyorlar. Bir bana bakıyorlar, bir söylediğime... Kendimle alay ediyorum, orkestramla alay ediyorum, patronla, garsonla alay ettikten sonra sıra seyirciye geliyor.
Benzer bir dil yakalayıp, benzer bir şov yapsaydınız ama Seyfi Dursunoğlu olsaydınız tutmaz mıydı? Şimdiki stand -up'çılar gibi mesela...
Bazı davetli olduğum gazinolarda Seyfi Dursunoğlu olarak sahneye çıkarılıyorum, aynı reaksiyonu alıyorum diyebilirim. Ben 40 yaşımda sahneye çıkmıştım ve o yaştan sonra vurucu bir tarafımın olması gerekiyordu. Seyfi Dursunoğlu olarak çıksaydım kimseyi enterese etmezdi. Bir de kadın kılığına girerek espri yelpazemi büyütüyorum. Genişliyor; kadın kılığında her şeyi söyleyebilirsin. Beni taklit etmek isteyen hanım sanatçılar aynı lafları kullandılar, itici oldular. Ama ben erkek olduğum için "Hadi gel yatalım," desem birine espri olduğu belli. Bir kadın söylediğinde avam kaçıyor.
O peruğu niye çıkardınız?
O peruğu şunun için çıkardım: Yabancı kanallar iki ayrı kişi olduğumu bilsinler diye. Türkiye Müslüman bir ülke ama çok Avrupai bir şov da yapabilir diye. Nitekim Amerika'da "Dünya nasıl eğleniyor" diye bir program yapıldı ve Türkiye'den beni aldılar.
Yeni dönemde Huysuz Virjin değişecek mi?
Ben bu tip seçimleri çok geçirdim, yaşım icabı. Benim olayımda değişen bir şey olmadı. Olmayacak da. Bana kadar inemiyorlar. Halledilmesi gereken o kadar çok işleri var ki, onlardan bana vakit kalmadan dört seneyi devirmiş oluyorlar...



TÜRKLERİN AHLAK ANLAYIŞI
"Bana karşı ikiyüzlü değiller"
Türk izleyicisinin ahlak anlayışı dürüst mü?
Bu suali ya anlamadım, ya da sen çok uçuk bir sual sordun.
İkiyüzlü bir ahlak anlayışları mı var?
Hayır, onu kesinlikle kabul etmem. Çünkü beni sokakta gören seyircim çok saygılıdır. Ve benim çok hoşuma giden bir şeydir. Ben kadın kılığında çıkar ve bir sürü ahlaksızlıklar yaparım ama sokakta beni gördüğü zaman gayet saygılıdır ve bu çok hoşuma gider. İkiyüzlülük değil.
Aynı izleyici homofobik, travesti düşmanı da olabilir mi?
O olabilir. Ama beni öyle bir yere oturtmadılar. Çünkü ben ne kolumun kılını aldım, ne silikon yaptırdım, ne frapan giyindim. Benim komşuma da saygım vardır, yalnız sokakta gördüğüm insana değil. Radyomu dibine kadar açmam, köpeğim havlarsa susturmaya çalışırım.
Size karşı gösterilen hoşgörü, başkalarından neden esirgeniyor?
Sen yaratırsan bu ortamı, hoşgörülebilirsin. Ama bir sürü fedakarlık yaptım bunun için. Hiçbir şeyim yok. Hiçbir şey yapmadığım için.
Seyfi Dursunoğlu'nun karakteri de Huysuz Virjin gibi olsaydı?
O zaman çok tahammülsüz bir insan olurdum. Adam bana Huysuz Virjin'ken çiçek veriyor, sevdiği için, "Aaa bu benle yatmak istiyor," diyorum. E Seyfi Dursunoğlu'yken o işi yaparsan çok itici olursun.
Televizyona çıktığınızda gizeminizin kaybolduğunu düşündünüz mü?
Hayır efsane haline ilerlemek değil, para kazanmam gerekiyordu. Efsane olacaksın da ne olacak? Neticede gazinolarda çalışıyordum ve o zamanlar düşük yevmiyeler alıyordum. Gene de para biriktirmeye çalışırdım. Ama televizyon insanı birden bire o kadar çok insana tanıtıyor ki, kaçmak aptallık olurdu. Evet, gizemim kalktı. İnsanlar Huysuz Virjin diye bir isim duyup göremiyorlardı. Çünkü çok pahalı yerlerde çalışıyordum. Ama görsünler! Nitekim sekiz-dokuz senedir televizyondayım ve maddi imkânımı televizyondan sağladım.
Seks kadar bu kadar insana özgü bir şey neden sizce tabu haline geliyor?
Benim tezim şu: Dört tane erkek bir masada oturup içki içerlerse, dört tane kadın evlerinde toplanıp arkadaşlarını çağırırlarsa muhakkak ki seksten bahsedilir. Görünmek istemeyebilirler. Ama ben bunu sergilediğim zaman suçlu oluyorum. Ama bu var, cemiyetin içinde var. Herkesin konuşmak istediği konu bu.


SEYFİ BEY'İN ÖZEL HAYATI
"Kimlerle yatıp kalktığımı mı soracaksınız?"
Seyfi Dursunoğlu'ndan bahsedin biraz. Mutlu musunuz?
Ben sanatçılığı ve aşkı hiçbir zaman bir arada yürütemedim. Zaten yürümezdi. İlginizi ikiye ayırdığınız zaman... Çalışma hayatımın içinde çok kısa bir devre oldu ve ilk defa tenkit aldım. İşimde muvaffak olamamaya başladım. Zaten de çok kısa sürdü, o iş bittikten sonra da aynı performansla devam ettim.
Değiyor mu?
Değiyor diyebilirim. Çünkü kendi kafamla bir şov buldum. Ve bir sürü insan şovumdan parçalar alarak sanatçılıklarını devam ettirebiliyorlar. O zaman ben bir ekolüm, bundan bir sürü insan da istifade etmiş. E, aşk hayatım da zayıf geçmiş, mühim değil.
Münzevi misiniz?
Öyle bir hayatım var. Yaşımın verdiği bir şey. Daha sakin bir hayat yaşamak istiyorum. Bir de çok mutassıp bir aileden geldiğim için, ömrüm evde geçti. İki dönüm arsalı bir evimiz vardı, hep orada kalırdık. Biz piknik yapmayı bilmezdik, bahçemizde piknik yapardık. Ailem seyahat etmeyi de sevmezdi. Onların etkisi altında kalmış olabilirim. Ama 20 yaşında öyle değildim. Pavyondan içeri girerdim, orkestra benim parçamı çalardı. Anla ki müdavimi olmuşum, demek ki devamlı gidermişim...
Ne zaman elinizi ayağınızı çektiniz?
Babamın evinden ayrıldıktan, yalnız yaşamaya başladıktan sonra hayatın bütün ağırlığını hissetmeye başladım. Ve dönmeyeceğim diye karar verdim. O zaman anladım hayatın ne olduğunu: Daha iyi yaşamak için çalışmalıydım, gezmeye vaktim yoktu. Bir de Türkiye'de kabul edilmesi çok zor bir olayı kabul ettirmeye çalıştım.
Hazır cevap mısınız?
Vallahi normal yaşamımda da hazırcevap oldum. Sahnedeki halim normal yaşamıma da intikal etti. Bir de artık iki - üç kişi bir araya gelmişken benden bir mutlaka bir şey bekliyorlar. Daha esprili konuşmak zorunda kalıyorum. Onun için de her yere gitmiyorum zaten.
Evde yalnız mısınız?
Bir bahçıvanım var...
Onun dışında kimseyi evinize sokmuyor musunuz?
Bahçıvan zaten eve sokulmaz, bahçede kalır canım. Yatıp kalktığım kimse var mı, onu mu soracaksın?
Hayır hiç merak etmiyorum.
Neden merak etmiyorsun? Sual sordukça aptallaşıyorsun!
İnsanlarla iletişiminiz ne durumda, arkadaşlarınız var mı?
Sen de benim yaşıma geldiğinde anlayacaksın ki ne kadar az insanla arkadaşlık edersen o kadar rahatlarsın. Bir sürü insanla ahbaplık ettim, fakat sonunda bana uyacak insanlarla bugüne gelmeyi düşündüm. Onun da sayısı 10 değil. Beş ile 10 arası. Bir müddet sonra herkesle arkadaşlık edemez oluyorsun.
Genelde vaktiniz evde mi geçiyor?
Televizyon seyrediyorum. Hiç boş durmam ama. Eski olan bir şeyi bozup yeni bir şey yapmak keyif verir. Kimsenin evinde olmayan bir şey yaratmak; çok eski antika bir örtü bulup onu değerlendirmek...
Çok cimrisiniz diye duymuştum zaten...
Benden para mı isteyeceksin?