"Gönül cebim çok dolu"

Aslında onu daha çok ekonomi sayfalarından tanıyoruz. Bir Türk'e ilk kez nasip olan Dünya Giyim Sanayicileri Federasyonu başkanlığı...
Haber: LALE TAYLA / Arşivi

Aslında onu daha çok ekonomi sayfalarından tanıyoruz. Bir Türk'e ilk kez nasip olan Dünya Giyim Sanayicileri Federasyonu başkanlığı, Türkiye Avrupa Topluluğu İş Konseyleri başkanlığı, TÜSİAD Yönetim Kurulu üyeliği, Türk-Amerikan İşadamları Derneği başkan yardımcılığı, Türk Olimpiyat Komitesi ve Türk Eğitim Vakfı kurucu üyeliği, Beşiktaş başkan yardımcılığı gibi etkinlikler bugüne kadarki portföyünü doldurmuş. Ama o bununla yetinmiyor. Sporcu kimliğinin de verdiği rüzgarla geçen dönem Beşiktaş Kulübü başkanlığına soyunan Hasan Arat, adaylığında şimdi daha da iddialı...
Geçen seçimlerde neden kaybettiniz?
Çok geç ortaya çıktım, 13 gün kala. Toplumun bir tarafı beni tanımıyordu. 'Birçok kuruluşta görev aldım, nasılsa biliyorlardır'
diye düşündüm. Ama kimse kolay kolay bilmiyor bu işleri. Şimdi sis perdesi kalktı önümden. Toplumla, tabanla diyaloğa geçtim, çok emek harcadım. Bu ortamdan mutlu da oldum. İnsanlarla yakın olmak hoşuma gitti. Beşiktaş içinde kimliğini muhafaza eden, hem muhalefet olup hem kimliği yayılan ender kişilerden biri oldum. Beşiktaş'ın hiçbir mağlubiyetinde çıkıp demeç vermedim yönetim aleyhinde. Beşiktaş 16 yıl sonra Avrupa kupalarına kalmadı. O gün yerden yere vurabilirdim, vurmadım. Çünkü hoşlanmadığım hiçbir şeyi karşımdakine yapmam.
Yoğun iş temposu ve belki de daha yoğun olarak çeşitli kurum ve kuruluşlarda etkin görevler... Bir koltuğa bu kadar karpuz nasıl sığacak? Her şeye birden nasıl vakit bulacaksınız?
İlişkilerim artık fahri bir biçimde devam ediyor. Sanayi kollarındaki, sivil toplum örgütlerindeki aktif görevlerimi tamamladım. Şu anda faal olduğum, Dünya Giyim Sanayicileri Federasyonu İcra Konseyi üyeliğim var. Bu da yılda iki kez, bir toplantıya katılım şeklinde oluyor. Artık daha çok bu federasyonun eski başkanı olmam nedeniyle bir kimliğim var. İş alanlarındaki sosyal aktivitelerimi bitirdim.
"Liderlik bana bir şey vermez"
Beşiktaş gibi bir kulübün başkanı olmak yalnızca sosyal bir aktivite mi?
Bu tür sosyal olaylara katılım yaşam şeklim olmaya başladı. Geçmişi sporcu bir kişi olarak söylüyorum, uluslararası arenada Türkiye ile ilgili bir hazırlık yapıyorsanız ya da topluma mesaj vermek istiyorsanız, ilkeli ve kimliğine uygun hareket ettiğiniz takdirde bulunduğunuz camialar Türkiye'ye örnek teşkil edebilir. Beşiktaş'ın 18 bine yakın kongre üyesi var. Bana göre Türkiye'nin
en büyük sivil toplum örgütlerinden biri. Kongrelerine 7 binden fazla insan katılıyor. Lider seçildiği zaman iki bin 500, üç bin oyla seçiliyor, siyasi partiler kendi liderlerini 970 oyla seçiyor. Beşiktaş'ın ilginç bir toplumsal kimliği var. Toplumun her kesimine sirayet etmiş bir halk kulübü. Cumhurbaşkanı da var, elektrik teknisyeni de. Ciddi bir toplumsal olay olarak görüyorum. Türkiye genelinde çok ciddi bir çalışma yaptım iki yıl önce. Çok iyi projeler hazırladım. Bu projeler 18'inde kamuoyuna tanıtılacak. Mesela ilk başlarda Köyiçi'nde -burası çok önemlidir, Çarşı'nın orası meydana çıkardılar. Bin kişi var. Elime mikrofon verdiler, konuşma yaptırdılar. Çok şaşırdım. Kısmen de utandım. Yani insanların işi gücü varken... Çok kısa kestim ve "Yüzüncü yıl kutlamaları bu heykelin başında start alacak," dedim. Hiçbir zaman hazırlanıp çıkmam bu tür toplantılara. Ne hissediyorsam, çıkar onu konuşurum. Bu yıllardan beri bende alışkanlık oldu. Başkan yardımcısıyken Washington'da Dünya Giyim Sanayicileri Federasyonu toplantısı var. Konuşma yapacağım. Dedim ki "Ben Türkçe konuşacağım".
Amerikalılar şaşırdı. "Neden?" dediler. O zaman Orta Asya olayları gündemde. Dedim ki, "Türkçe tercüme kürsüsü olacak. 250 milyon insan bu dili konuşuyoruz. Buna alışacaksınız. İspanyollar nasıl yaptıysa biz de yapacağız". Çok şaşırmışlardı ve ben çıkıp Türkçe konuşmuştum.
Beşiktaş'a başkan oldunuz diyelim. Ama kendinizle ilgili olarak çizdiğiniz mücadeleci portrede işler orada bitmeyebilir gibi duruyor. Daha sonra ne yapmayı planlıyorsunuz?
Ondan sonra ne yaparım, biliyor musunuz? Beşiktaş bitsin, gider basketbol ile ilgili bir şey yaparım. Ben sporun içinde olacağım, bu benim hayatım. Kimse koparamaz. Beşiktaş bitsin, basit bir basketbol federasyonu üyesi olmak veya basketbol maçlarına gitmek bile yeterlidir. Yani inanamayacaksınız ama haftada iki-üç gün Hidayet arar beni Amerika'dan. Her maçından sonra, "Abi nasılsın?" diye. Ben Sacramento'ya gittim Hidayet'in maçlarını seyretmek için. İbrahim arar Yunanistan'dan, Mirsat arar Moskova'dan,
buradaki çocuklar arar. Yani benim dolu dolu bir camiam var zaten. Lider olarak kalmak bana bir şey vermez. Lider olamadığım zaman da çok güzel ilişkilere sahibim. Ama spor ile ilişkimi ömrümün sonuna kadar kesmem.
Aileniz de paylaşıyor mu bu ilgiyi?
Evet, bütün hayatımız spor ile geçiyor, çocuklarım sabah beş buçukta yüzmeye gidiyorlar. Eşim zaten eski milli yüzücü. Evin içindeki atmosferde böyle spora endeksli bir yaşam var. Hayatım boyunca elde ettiğim her şey spor sayesinde oldu. Şimdi verme zamanı, belli bir süre verirsiniz, sonra tekrar gizlenirsiniz. Benim evimin en önemli yerinde basketbol topu vardır. Ayrıca çok profesyonel değilim ama çocuklarımla tarihi paylaşma merakım var. Eşim bu konuda çok okur. Çok müze gezeriz. Dördümüz birden Truva'ya, Efes'e gidip gezeriz. Çocuklarla vakit geçirmeyi çok severim. Onlarla yüzme şampiyonasına giderim. Yaşamın bu tarafları bizi çok ilgilendiriyor.
Yani daha sonrası için bir planınız yok mu?
Hayır, hayatta bazı olayların kendiliğinden geliştiğine inanıyorum. Biraz kaderci bir yapım var. Ayrıca bugüne kadar elde ettiklerimi çok önemsiyorum. Benim gönül cebim çok dolu.
Bugünkü yönetimde neyi eleştiriyorsunuz?
Bu yönetim Beşiktaş'ın kişiliğini taşımakta sorunlar yaşıyor. Beşiktaş'ın çok çeşitli özellikleri vardır kimlik açısından. Çok fazla zikzak çizen bir-iki sene geçti. Çok aşırı spekülasyonlara girdiği dönemler oldu. Seçim kazanma şekilleri aşırı vaatlerle oldu. Bu vaatlerin hiçbiri gerçekleşmedi. Seçim öncesi aşırı eleştirmenin gereği yok. Ama Beşiktaş iki senede çok yıprandı bu yönetim yüzünden. Yönetim kurulunun seçiliş şeklinin tesadüfi geliş hali, hazırlıksız yakalanmayla sonuçlandı. Kulübün kimliği ile fazla oynandı. Bir sürü geleneği bir kenara bıraktılar. Kulüp üyesini çok küstürdüler. Onların çok üzerinde gördüler kendilerini. Beşiktaş çok mütevazı bir ortamdır. Toplumun her kesiminden insan vardır. Çarşı içinde bir balıkçı, kulüp hakkında fikir sahibidir. Diğer kulüpler gibi değildir. Mahallede yaşayan insanlar bununla yatar, bununla kalkar. Yılardan beri yaşam kültürü olmuştur. Bununla yaşamak zorundasınız, bunu yapamayacaksanız bu işe giremezsiniz.
Programınızı 18 Mart'ta açıklayacağınızı söylemiştiniz. Ana başlıklarda neler var?
Mesela İnönü Stadı projem var.
Stadın durumu deprem açısından nasıl? Kapasite artırmayı düşünüyor musunuz?
İlk önce insanların güvenle oturabileceği bir mekan yaratmak amacımız. Deprem güçlendirilmesi ilk aşama olacak. 7.5 şiddetindeki bir depremde sıkıntı var. Biz hemen bunu nasıl telafi ederiz, oradan başladık. Ondan sonra nasıl modernize ederiz aşamasına geleceğiz. Kademe kademe devam edecek. Sanıyorum bu seçimlerin en önemli projesi bu.
Şu anda tam bir trafiğin ortasında...
Fiziksel büyüme söz konusu değil. Enine ya da boyuna. Projeyi genç bir arkadaşıma teslim ettim. Bu insan da bir Beşiktaşlı. Yani İnönü, bir Beşiktaşlı tarafından yapılıyor. Türkiye çok önemli bir yüzle tanışacak.
Kimlik çalışmalarında ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Liderliğini yaptığım toplumda kimlik pozisyonu, başlara bağlı kalmayacak. Kadınları, çocukları, gençleri entegre edeceğiz.
Onun için mi yönetim listenizde bir kadın ismi var?
Tabii, önerdiğim adayın kimliği çok önemli. Eğer İpek Ökten Erin seçilirse aileden üçüncü kuşak yönetici olacak. Dedesi 1920, babası 1987 yıllarının yöneticilerinden. Seçilirse çok güzel olacak. Çarşamba günü bir kadınlar toplantısı düzenleyeceğiz. Türkiye'de herhangi bir kulüpte ilk defa olacak bu. 1400 tane kadın kongre üyemiz var bizim.
Beşiktaş Kulübü ile ilgili programınızda basketbolun ayrı bir yeri var mı?
Tabii var. Basketbolu çok önemsiyorum. Ayrıca yüzüncü yılla ilgili özel bir projem var. Toplumsal bir proje olacak. Hatırlayacaksınız, Şifo Mehmet'in jübilesi olmuştu. Orada fikir benden çıkmıştı. Yüzüncü yıl kutlamalarında Beşiktaş'ı sosyolojik olarak çok etkileyecek bir harekete başlayacağız Türkiye genelinde.
"Halka açılma böyle olmaz"
Peki Beşiktaş'ın halka açılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Seçim öncesi yapılmış bir panik hareketi olarak değerlendiriyorum. Üzerinde çalışmadan, toplumu ikna etmeden şovenistçe hareket ettiler. Halka açılmak doğru bir modeldir ama bu yönetimin uyguladığı sistemle, bu kadar acil açılma yanlış bir olaydır. Ve Beşiktaş bundan, bana göre, zarar görmüştür. Ama kamuoyunun bu konuda rahat etmesi gerekir. Yönetime geldiğimiz takdirde bu konu ile ilgili B planımız var. Bu projede yolumuza devam edeceğiz ama şu andaki yönetimin uygulama tarzını benimsemediğimi söyleyeyim ben size.
Üç sene önce kendi şirketinizde ciddi bir kriz yaşadınız...
O dönemde Türkiye'de tekstil piyasasında yaşanan kur farkından dolayı herkesin yaşadığı genel bir hadiseydi. Bunu bir kriz şeklinde değerlendirmemek lazım. Daha sonra bir ortaklık yaptık. Şu anda gayet sağlıklı bir şekilde devam ediyor bu olay. Üstelik de o günlerde 700'e yakın çalışanımız vardı. Bugün 1200 bu rakam. Geçen seçimde bununla ilgili çok rahatsızlık yaratan ve speküle edilen şeyler oldu. Aradan iki sene geçti, Türkiye'de 18 tane banka battı. Yüzlerce şirket devreden çıktı. Benim şirketimin hâlâ pırıl pırıl ayakta olması çok önemli. Böyle mücadelelere girip, sıkıntılar yaşayıp bunlardan çıkabilmek de hayatta çok güzel derslerden biri benim için.
Beşiktaş'la ilgili bazı web sitelerine girdim. O sayfalarda yapılan kamuoyu yoklamalarında sizin seçilme şansınız daha düşük görünüyor...
O sayfalara yalnızca 20-30 kişi tıklıyor, o işleri de öğrendik artık. Yani özel siteleri, özel organizasyonları var. Benim kendi sitem açıldığı gün çökertildi. Bunlar o kadar önemli değil. Önemli olan toplum, taban, genel kurul üyelerinin düşünceleri. Ben tabanı dolaşarak aldım bu verileri. O tip oyunlara artık Beşiktaşlı gelmez. Ben ciddi bir şeyler yapabileceğime inanıyorum. Öyle hayali konuşmuyorum. Toplumsal işleri yaşarken kendimle çok barışık bir vaziyetteyim.
Kendimi tamamen dışarda bırakabiliyorum.
O sorumluluğu taşıyabiliyorum.
"Niye seçilemedim?"
Geçen seçimlerden sonra, "Süleyman Seba'nın desteği bana seçimi kaybettirdi," demişsiniz. Doğru mu bu?
Hayır, bunu hep çarpıtıyorlar. Çok yanlış kullanıyorlar. "Söylediği şey benim için onurdur," dedim. "Hayatta taşıyabileceğim en büyük şereflerden biridir," dedim.
Ama bu rivayetin devamı da şöyle: Bunu duyan Süleyman Seba çok alınmış ve o gün bu gündür sizinle görüşmüyormuş...
Bu da doğru değil. Bunlar hep seçimlerle ilgili oyunlar. Ayrıca da çok sevdiğimiz, yakın olduğumuz bir kişiyi seçim için reklam etmek benim çok zoruma gider. O kişiye saygısızlık olur bu. Ama seçim faaliyetlerinde bu tür şeyler çok oluyor. Bu oyunlara artık çok soğukkanlılıkla bakıyorum.
Rahatım artık, eskiden bir tecrübem yoktu. Benim insan ilişkilerim günlük hareketlere bağlı değildir.
"Niye katılıyorum?"
Bir spor yazarı arkadaşım şöyle dedi:
"Türkiye'de başbakanlar, Cumhurbaşkanları gazetelerin birinci sayfasında yer alır. Kulüp başkanları ise arka sayfada. Ve Türk toplumu gazeteyi arka sayfadan başlayarak okur. Etkinlik ve karizma açısından olağanüstü bir güçtür". Verdiğiniz rakamlar da bunu doğruluyor. Kulüplerin etkinlik alanı siyasi partilerden çok daha geniş. Başkan adaylığınızda bunun etkisi ne kadar?

Ben kuvvetli hayalleri olan bir insanım.
İstanbul'a nasıl geldiğime dönüp baktığımda şunları görüyorum. Adana'da yetişmiş bir insan, bir basket takımına transfer oldu 16 yaşında. Geldi buraya okumaya, sonra hayalindeki üniversiteye gitti, iş kurmak istiyordu, kurdu, hayal bile edemediği bir takımda basketbol oynadı 1. ligde. Derken girdiği sektörün başkanı oldu, 28 yaşında. Sektör tarihinde böyle bir olay yok. Ondan sonra tesadüfen Dünya Giyim Sanayicileri'ne katıldığında başka insanların ilgisini çekti. Ve Türkiye adına başkan olabileceğinin
hayalini kurdu. Özal bu adama çok yardımcı oldu. "Hayalindeki bu makama erişeceksin," diye çok motive etti. Ve bir gün Başkan Bush ile bile tanışma imkânı oldu. Üstelik Özal, Başkan Bush'a beni "Bu adama çok güvenin. Türkiye'yi en iyi şekilde temsil edecek insan," diye tanıştırdı. Adana'ya gittim, fabrika kurdum. Fabrikanın kurulduğu yere Adanalılar 'Hasan Arat Caddesi' adını verdiler. Bir memur insanın çocuğu olarak Adana'ya böyle dönmem ve 33-35 yaşında böyle şeylerin gerçekleşmesi hayatla ilgili alabileceğim şeyler konusunda beni çok olgunlaştırdı. Ve Dünya Giyim Sanayicileri başkanlığını bıraktığımda hayatımda hiçbir şey değişmedi. Gazetelerde birinci sayfalara çok çıktım. Ben 10 Kasım'da Londra'da başkanlık töreni yapılırken 450 kişiyi saygı duruşuna kaldırdım. Bu tip iddiaları olan biriyim. Hürriyet 'te baş sayfadan verdiler, 'Atatürk'e saygı duruşu yaptırdı' diye. Ben sporcuyum, mücadeleyi seviyorum. Toplum önünde oynamaya, yanlış yapmaya, doğru yapmaya alışmış ve bu şekilde yetişmiş bir insanım. Çok ciddi siyasi teklifler her zaman geldi. Hiçbirini kabul etmedim. Sivil toplum örgütleri beni daha çok ilgilendiriyor. Daha bağımsız, daha özgür. Çünkü Türkiye'de hâlâ siyasi partilerin demokratik yapıları olduğuna inanmıyorum.