"Güzel bir çifttik, yaşatmadılar"

Selin adının tıpkı Alice gibi beyaz, vanilya beyazı bir tarafı var. Bu adı taşıyanlar hep o bembeyaz, steril dünyanın bir parçasıymış gibi duruyor...
Haber: ORAY EĞİN / Arşivi

Selin adının tıpkı Alice gibi beyaz, vanilya beyazı bir tarafı var. Bu adı taşıyanlar hep o bembeyaz, steril dünyanın bir parçasıymış gibi duruyor... Ve Selin Denizli, üzerinde beyazlarla uzaktan belirirken nasıl da göz kamaştırıcıydı. Ama onun beyazlığı, biraz da kırılganlığının iziydi sanki. Ağlamaktan, bütün gün, günlerdir ağlamaktan şişen gözlerinin beyazlığı.
Selin Denizli, zor bir hayatınız mı var?
Aslında zorlaştırılan bir hayatım var. Bir sürü pozitif ve çok harika şeyler -babam, soyadım, erkek arkadaşım- çok büyük bir külfet halinde bana karşı kullanılıyor. Bazen gurur bile duyamıyorsun.
Denizli ağır bir soyad herhalde?
Birinin kızı olmanız değil, onu temsil etmeniz, her adımınızda bu soyadını düşünmeniz gerektiği hatırlatılıyor. Zor, tabii.
Büyürken sizi zor bir hayatın beklediğini fark etmediniz mi?
Aslında çok klişe ama hani annene ve babana hak verirsin ya... Hak vermeye başladım. Onlar 18 yaşımda üniversite için İstanbul'a gelmeme izin vermediler. "Ya yurtdışına ya Ankara'ya git," dediler. Ankara'ya, Bilkent'e gittim. İstanbul'a gelmem de 21-22 yaşımdı. Keşke bir süre daha kalsaymışım. Keşke hiç gelmeseymişim.
Niye acıtıyor bu hayat sizi?
Her şeye rağmen İstanbul gibi büyük bir şehirde bir İzmirliyim. Ben bu İzmirliliğimi koruyup olaylara daha uzaktan, 'Ne kadar da büyük burası' veya 'Bizim orada yok böyle şeyler' diye bakan biriyim... Çok sosyal bir insan değilim. Yeni insanları da çok kabul etmem. Yıllardır beş tane arkadaşım vardır, altıncısı da olmamıştır... İnsanların hayata, kişilere bakışlarının çok önyargılı olduğunu keşfettim. Sonunda ben de bir şey keşfettim!
Halbuki bu hayatı çözmüş görünüyorsunuz...
Hiçbir şey çözmedim ben. Sapsağlam duruyorum ama acıtıyor. Beni acıtan, insanların ben geçerken birbirlerini dürtüklemeleri. Görüyorsun, konuşulanları duyuyorsun ve üzülüyorsun. Bu çok ağır bir şey...
Erkek olsaydınız, kesin futbolcu olur muydunuz?
Olurdum ya, olurdum herhalde.
Şimdi o kadar ilgilisiniz ki...
Sadece futbol değil aslında. Sporun bütün dallarıyla. Saat kurar, NBA maçlarını izlemek için yataktan kalkarım. Zaten ben günde üç saat spor yapıyorum.
Babanız istemez herhalde futbol ortamında olmanızı..
Doğru, istemiyor. Ben İstanbul'a geldikten sonra tanıştım onlarla. Benim çevremdeki insanların hep futbolcu tanıdıkları oldu. Futbolcular beni tanıdılar zaten, "Hocanın kızı," falan diye. Bunun yadırganmasını anlayamıyorum. Bu konuda biraz uzaylı gibiyim. Sanırım Türk gibi düşünmeyip Türkiye'de yaşamak. Türkiye'de yabancısın, dışarıda Türk'sün... O kadar tuhaf bir durum ki benim için.
İlhan harika bir çocuk
İlhan Mansız'a da "Nerelisin?" diye sormuştum. O da Almanya'da da, Türkiye'de de yabancı.
Evet. Belki birbirimizi yakaladığımız nokta o oldu. Aslında başka bir gezegen gibi bir durum. Düşünsene, ülkende yabancısın. Ve ben yurtdışında yaşamadım. Zaten yaşayamam, uçamam o kadar uzun süre. (Gülüyor)
Uçak korkusundan yarı final maçına gidemediğiniz doğru yani?
Tabii ki doğru. Niye yalan söyleyeyim? Ben yüreği ağzında bir insanım. Uçak korkusu çok fena. Korkuyorsam korkuyorum, bunun yalanı mı var!
Futbol dünyasına yön veren biri gibi davranılıyor. Var mı böyle bir şey?
Ben öyle bir etki olduğunu zannetmiyorum ya. Saçma sapan bana yakıştırdıkları futbolcular dışında bire bir hiçbir ilişkim yok ki. Hiçbir antrenmana katılmadım, hiçbir takımda yer almadım, futbol da oynamadım. Binlerce futbolcuyla flört ettiğimi zannediyorlar.
En ciddisi, hatta tek İlhan mıydı?
O çok güzel, çok çok güzel bir ilişkiydi. Ciddi... Ve o kadar içi boşaltıldı ki o kelimelerin; düzeyli ve saygılı bir ilişkiydi. Ama öyleydi.
Yarı final golünü siz atmışsınız muamelesi yapıyorlar mı?
Aynen öyle... Aynen öyle... Tabii ki gurur duydum Milli Takım'la. Oturup ağladım. Ama herkesten farklı olarak telefonumu açamadım. Herkes beni arıyordu. Bu beni rahatsız etti. İlhan olayını bir kenara koymak istiyorum artık. Bunun nedeni onu sevmemem değil; hiç alakası yok. İlhan harika bir çocuk. Gerçekten. Ve ben bütün açık yürekliliğimle onun için her zaman dua ederim, her zaman iyiliğini isterim. O çok ayrı bir şey. Ama onun attığı golle birlikte gündemi işgal etmek falan istemiyorum.
O attı golü zaten!
Yani golü o attı ve hepimiz de iftihar ettik. Anne-babasıyla konuşulmasını anlarım, onlar yetiştirmiştir, büyütmüştür. Sadece bu golde değil, bütün gollerinde emekleri vardır o ya da bu şekilde. Ama ben onun hayatında dört-beş aydır olan biriyim.
Popüler insanların ilişkileri daha mı çabuk yıpranıyor?
Siz ne kadar güçlü olmaya çalışırsanız çalışın, bir yerden sonra omuzlarınızın çöktüğünü hissediyorsunuz. Ben o noktadayım.
Birbirimize ağır geldik
Sizi taşıyamayan sevgiliniz olmuş muydu?
Bir erkeğin bunu çok kolay olarak dile getirmesi mümkün değildir hiçbir zaman. "Ben senin ağırlığının altında eziliyorum," demek ciddi bir medeni tavrı gerektirir. Ben böyle biriyle henüz karşılaşmadım. Ama ben ilişkilerimin nasıl sonuçlandığına dönüp baktığım zaman temelde bunun yattığını görüyorum. Hissetmemeye, hissettirmemeye çalışıyorum ama bir zaman sonra belli oluyor galiba. İlhan için aynı şeyi söyleyemem tabii, biz aynı karede ikimiz birbirimize ağır geldik.
Murathan Mungan'ın şiirindeki gibi, bu aşktan öğrendiklerinizi başka bir aşka mı erteleyeceksiniz?
(Gülüyor) Yaz Geçer kitabındaki Yalnız Bir Opera şiirini diyorsun: "Oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim / Ben sende bütün aşklarımı temize çektim." (Gülüyor) Sana ilk defa söylüyorum, belki kendime de ilk defa söylüyorum: Ben uzun zaman hiçbir şey yaşamayı düşünmüyorum.
Şarj olmam gerekiyor
Medya, baskı yüzünden mi?
Pilim bitti. Tekrar şarj olmam gerekiyor. Çok güzel bir şey yaşanabilirdi, yaşanamadı. Yaşandı, güzel olamadı. Güzeldi, hakkını veremedik. Kendi içinde çok güzeldi. İkimizin arasında sorun yoktu zaten.
Yurtdışına gittiniz falan. Daha mı huzurluydunuz?
Kesinlikle öyleydi. Güzel bir çifttik. Ama yaşatmadılar. Taşıyamadık. Normal olarak. Beni en çok rahatsız eden şey, İlhan'la birlikte olmak değildi. Şu anda yurtdışında bulunan bir insanın özelinin bu kadar kurcalanmasıydı. Hem kendi adıma hem onun adına. Bence çok doğru bir tavır değildi. Hepimizi mutlu etmek için bir mücadele veriliyor. Düşünebiliyor musun, orada internete giriyor, burada yazı okuyor...
İnternet delisi değil mi?
Evet, kesinlikle öyle.
Konuştunuz mu arada?
Konuştuk, konuştuk. Biz iki tane koskoca insanız, telefonda çığlık kıyamet kavga edecek değiliz. Zaten o öyle biri değil. Asla kavga etmez. Kavgacı olan benimdir ama ben de etmedim. (Gülüyor)
Şimdi çekiliyor musunuz tamamen?
Bu son röportajım. Uzun süre ne beni biriyle görebilirler, ne de hakkımda bir şey okuyabilirler. Okuyacakları her şey de yalandır.



"Biz Planet tayfasıyız"
Bundan böyle ne yapacaksınız?
TV programım başlıyor. Artık bütün enerjimi ona vermek istiyorum. Bir spor programı. Beslenmesi, tarzı, ruh sağlığı, yötemleriyle ilgili bir program. Büyük ihtimalle de NTV'de yayınlanacak.
Yine de spor dünyasından kopamıyorsunuz.
Kopamıyorum, çünkü bu benim de dünyam. Hem sloganı bile "Hayatınızda ne olursa olsun, spor olsun!" (Gülüyor)
Spor yapmaya devam edeceksiniz herhalde.
Tabii ki...
Siz İstanbul'da Planet Sağlık Kulübü klanı mısınız?
Dışarıdan öyle gözüküyor değil mi?
Evet. Mustafa Sandal, Serdar Bilgili, Çiğdem Kayalı...
Hande Ataizi... Şöyle bir şey var; ev gibi. Televizyonumuz, yemeğimiz, ne bileyim; yoga bile orada. Klan iyi bir benzetme. Gerçekten öyle. "Biz Planet tayfasıyız," gibi bir durumumuz var.
Çiğdem Kayalı'yla karşılaşıyor musunuz?
Planet'a gelmiyor o. Buraya oturmaya geliyordur, spor yapmaya gelmiyor. Çiğdem ablayla aram iyidir. Kardeşimin annesidir, babamın birlikte olduğu insandır. Saygım sonsuzdur. Onun dediği gibi, aynı adamı sevmek dışında çok ortak yönümüz yok.


"Modern olsa da bir Türk babası"
Babanızla aranızda bir aşk-nefret salıncağı mı var?
İkimiz birbirimiz için vazgeçilmeziz. Fikirlerimize değer veririz. Otururuz, saatlerce konuşuruz. Ama bazen babam gazetede okuduklarına inanıyor, inandırılıyor. Çok enteresan. Beni o kadar iyi tanımasına rağmen dönüp kızabiliyor. Ben de "Beni tanıyorsun, yapmam," diye ona kızıyorum.
Ve sorun başlıyor...
Her şeyden önce bir Türk babası o. Galiba bunu atlıyoruz. Ne kadar modern, ne kadar vizyonu geniş bir insan olursan ol; olay kızın, kanından biri olduğu zaman değişiyor.
O özel hayatında tüm muhafazakâr sınırları yok etmiş. Kızının, ilişkisinin; her şeyin arkasında durmuş...
Sürekli iktidarda ama duruş hep muhalefet duruşu.
Kendi hayatına sahip çıktığı için, size de kızamazmış sanki...
Babam beni etrafa karşı savunur. Ama yüzünü bana döndürdüğünde hatalarımı, eksik ya da yanlış gördüğü yerleri yüzüme vurmaktan kaçınmaz.
Türk babası ama bir Türk kocası değil...
Evet. Kendi özelinde ne yaşıyorsan yaşıyorsun ama evladının özgürlükleri bir yere kadar. Ben buna hiç karşı değilim aslında. Keşke daha bile fazla dizginleri eline almış olsaydı. Ya da ben bu kadar dikbaşlı olmayıp onu daha fazla dinleseydim.
Nasıl mücadele ettiniz?
İki dikbaşlı insan... Birbirimizi biraz geç tanıdık. O mesleğine aşık. Futbola. Bütüm mutluluğu, bütün mutsuzluğu. Ben buraya geldikten sonra birbirimizi tanıdık ama biraz geç oldu. Çünkü ben büyümüştüm.
Sizinle gurur duyuyordur herhalde...
Sadece fikrime değer verdiği zamanlar anlayabiliyorum. Diğer zamanlar o kadar çok çatışıyoruz ki, bunu birbirimize zikretmeye zaman kalmıyor.