"Haberin var mı koç?"

Alaturka, grunge, arabesk, rock... Son zamanların gözde grubunu herkes kendine göre dinliyor, kendince beğeniyor. Duman, tam kadro Radikal Cumartesi'ne konuştu
Haber: MEHMET TEZ / Arşivi

İkinci albümü Belki Alışman Lazım'da Duman, müziği ve sözleriyle insanı cidden heyecanlandıran bir işe imza atıyor. İlk albümleriyle tutturdukları çizgiyi devam ettiriyor, giderek daha çok tanınıyor, daha fazla seviliyorlar. Üstüne üstlük televizyona çıkmak, fotoğraf çektirmek için yanıp tutuşmuyorlar. Bu pek de sık rastlanan bir durum değil ve burnu büyüklük ya da bir tür taktik de değil. Belki de Duman'ı, sözlerini, melodilerini değerli kılan onların bu konudaki, daha doğrusu her konudaki samimiyeti, gerçekliği. Onları yarın öbürgün televizyonların en içli dışlı sırnaşık şovlarında görmekten korkuyor insan. Ama belki de bu korku değil, kendine ait olduğunu düşündüğün bir şeyi başkasından kıskanmak. Hani bir grup keşfeder bütün şarkılarını ezberlersin, neden sonra biri gelir, hayatında sadece radyolarda duyduğu bir şarkıdan hareketle sana 'senin' grubunu anlatır. İnsan kendini bile ürperten bir nefret duyar karşısındakine. İşte öyle bir duygu bu. Değerli olan bir şeyin sıradan bir malzemeye dönüşmesinden korkmak, senin olan bir şeyin çalınmasına seyirci kalamamak gibi.
"Dinleyicinin gazına geldik"
Önce Batuhan geliyor, çay içmeye gidiyoruz. Yeni kalktıkları için bir şeyler yiyorlar. Ben öğle yemeğini yediğim için sadece çay içiyorum, öğleden sonra uyanıp akşama doğru ayıldığım günleri düşünüyorum. Ari geliyor. Kaan'ı beklerken Galatasaray-Beşiktaş maçı üzerine bir muhabbet başlıyor. Fatih Terim nasıl olup da spor yazarlarıyla ağız dalaşına girer, Erman Toroğlu ne demiş filan... Ari Galatasaraylı, Batuhan Fenerbahçeli, Kaan gibi. Kaan camın diğer yanında beliriyor, içeri giriyor. O geldiğinde biraz daha kasvetli bir hava hakim oluyor çaylarımızı yudumladığımız barakamsı/kantinimsi kulübede. Belki de bana öyle geliyor. Dışarıda yılın ilk karı şiddetini artırırken bereler, atkılar içinde herkesin yüzü küçülmüş gibi. Muhabbet, yerini röportaj sıkıntısına bırakıyor, herkes kasıyor ve elimden bir şey gelmiyor. Bunun nedeni kendimi bir gazeteci gibi görmekte zorlanmam, 'Bırakalım bu röportaj ayaklarını muhabbet edelim,' diyememem. Onlar konuşmayı sevmiyor, biliyorum, ben de onları zorlamak istemiyorum. Gergin ve sessiz, ağzımdan çıkacak kelimelere odaklanmış bana bakıyorlar. Gazetenin spor sayfası üzerine tartışan çaycıları dinliyoruz beş saniye kadar. Belki de şöyle düşünüyorlar: Hadi bir şey söyle, şaşırt bizi... Onlar pek konuşmadığı için ben de şarkı sözlerinde arıyorum yanıtları: Sorma bana nerelisin / ne içersin ne giyersin...
Beresini kulaklarına kadar indirmiş karşımda oturan bu adam, Duman'ın solisti Kaan Tangöze. Her yerde sözü edilen 'efsane' eşofmanını giymeyi unutmamış gelirken. Yeni albümün ilk konserini verirken kız arkadaşının intihar ettiğini öğrendiğinden bu yana pek iyi değil. Kendi deyimiyle
'keyfi yok.' Sucuklu yumurtasına ekmeğini batırırken ilgisiz, sorularımı dinliyor. Canını sıkan bir şey olduğunda ağzının dolu olmasını bahane ederek Ari'ye, Batuhan'a dönüp siz söyleyin babında bir el hareketi yapıyor. Aslında onlar anlatsın ben dinleyeyim istiyorum ama üç kişi var etrafımda ve üçü de konuşmaktansa çalmayı tercih ediyor. Yani bu tercihi çoktan yapmışlar. Kaan şu sıralar pek bir şeye şaşıracakmış gibi de değil zaten. En yakın arkadaşı değilim ama görünen köy kılavuz istemez derler ya... Duman bu albümdeki çıkışını Sezen Aksu'nun dilinde ünlü olan Her Şeyi Yak'la yaptı. Yani bir cover şarkıyla, ve yer yerinden oynadı, Duman'ı tanıyan tanımayan 'içelim baba' moduna girdi. Kaan yanıtlıyor:
"Oturup seçemeyiz, bu dinlesin, bu dinlemesin diye. Pop yapalım da demedik, şunu yapalım da... Bu albüm pop bir albüm de değil zaten. İnsanlar sevdi, ne ala." Bu soruya daha önce de maruz kaldığı belli. "Kimi senin sesin arabeske kaçıyor diye dinliyor, kimi de bu sebepten seni eleştiriyor..." diyorum. "Çok normal," diyor Kaan, "Bir şekilde isimlendirmek, bir şeye benzetmek istiyorlar. Rock, Türk sanat müziği, arabesk her tarzın bize göre güzel olan kısımlarından etkilenmişizdir. Bu yorumlara diyecek bir şeyim yok." Kimi Duman hayranları da Sezen Aksu'nun söylediği Her Şeyi Yak'ı popüler olmak için verilmiş bir ödün olarak görüyor. Batuhan "Her Şeyi Yak'ı konserlerde çalıyorduk," diyor. Kaan da dinleyicilerin istediğini söylüyor bu şarkının albümde olmasını, "Onların gazına geldik. Bu tamamen doğal bir süreç, yapmacık bir şey yok bu durumda." Duman'ı değerli kılan da bu zaten, yapmacık olmaması. Biz neler içtik neler yedik / bak hâlâ burdayız...
"Kötü elektriğe gerek yok"
Medyatik olduklarını düşünmüyorlar. Ama keşke bu iş düşünmeyle olsa... Daha dün gece Televole'de bar kapısından taksilere ulaşmaya çalışan şarkıcı / mankenlerin aşk hikayelerinin fon müziği olarak Her Şeyi Yak çalıyordu. Düşünseniz de düşünmeseniz de çalacak şarkınız o programda.
"Daha bir şey olmuş değil," diyor Kaan, "İki konser verdik, bir-iki de röportaj. İlerde olursa o zaman düşünürüz. Şu anda zaten öyle bir mod, öyle bir keyif yok. Keşke hiç promosyon filan yapmaya ihtiyacımız olmasa ve insanlar bizi öyle dinlese..." Başka müzisyenlerle çalışır mısınız?" diye soruyorum. "Her zaman herkesle çalışılabilir," diyor Kaan. Peki yeni cover'lar yapar mısınız? "Darbuka, bendir gibi aletlerle bir şeyler yapmayı düşünüyoruz... Şu anda daha grubu oturtmaya çalışıyoruz gerçi..." Üç sene geçti ilk albümün üzerinden ama hala oturtmaya çalışıyorlar: "Ağır hareket etmeyi seçen bir grup musunuz, yoksa burada işler ağır mı ilerliyor?" diye soruyorum. Her gün konserler vermek, şehirleri dolaşmak istiyorlar aslında. Ama her zaman olmuyor böyle şeyler. Yavaş olduklarını kabul ediyorlar bir yandan da, "Bunu da itiraf etmek lazım," diyor Ari. Konu Türkiye'ye ve siyasete geliyor. Politikadan söz etmek için illa protest bir grup olman gerekmiyor Kaan'a göre. "Bence herkes işin içinde," diyor. Türkiye'nin geleceği hakkında pek iyi şeyler düşünmediğini tahmin etmek zor değil. "O lafın altına imza atmak istemiyorum," diyor, "Kötü elektrik vermeye gerek yok şimdi. Beş-altı sene önceden daha kötü Türkiye şu anda, o da gerçek. En azından o zamana dönsek yeter. Kimsenin parası yok. Kimse hiçbir şey yapamıyor." Biri yasaya biri kasaya karışınca / evvel zaman içinde masal olduk...
Röportaj giderek sıkıcı bir hal almaya başladığı için 15 dakika sonra teybi kapattım. Kaan oturduğu yerde doğruldu ve üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi bir sigara yaktı. "E sen neler yapıyorsun," diye sordu. Derken havadan sudan bir muhabbet başladı. Ne dinliyorsun filan durumları, iş güç vesaire... Kaan'a bir söz yazarı olarak edebiyata olan ilgisini sordum. Dostoyevski, Sartre... Bir ara varoluşçuluğu çok irdelediğini söyledi. "En son Küçük Prens'i bir daha okudum," dedi. "Edebiyata tabii ki ilgim var. Olmaz mı?" 'Röportajdayız' durumu ortadan kalkınca herkes rahatladı. Ben de rahatladım bir sigara yaktım. Yeni çıkan albümlerden, konserlerden söz ettik. "İnşallah bu albüm bize Anadolu'nun kapılarını açar, oralara da gideriz," dediler. İlerde yurtdışı için İngilizce bir albüm yapmayı istediklerini anlattılar. Teyp kapanınca her şey daha kolay oluyor Duman'la. Dışarı çıktık, lapa lapa karın altında paltolarımıza sarındık. Sigaradan son bir nefes daha alıp ayrıldık. Velhasıl bu yazıdan çıkarılacak üç ders şunlardır: 1) Duman çok iyi gruptur, 2) Röportaj teybi bazen insanı fena kasar, 3) Kar depresif yapabilir.