"Hep melodi önemli oldu"

Bir 80'ler profilinde es geçmenin asla mümkün olmadığı Erasure, dibine kadar pop olmasına rağmen kült bir kimlik de edinmiş ender gruplardan biri.
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

Bir 80'ler profilinde es geçmenin asla mümkün olmadığı Erasure, dibine kadar pop olmasına rağmen kült bir kimlik de edinmiş ender gruplardan biri. Yaptıkları müziğin tarzı, şaşaalı sahne şovları, imajları, gay kimliği ortaya koyuşları (ki bu anlamda açık olmayı seçen ilk pop grupları arasındalar), her zaman had safhada belirgin oldu. Müziklerindeki melodik, naif, yüksek dozda duygusal tondan hiç vazgeçmedikleri gibi, bu tavrı inceden bir mizah noktasında yürüttüler. Wonderland, The Circus, Chorus, I Say I Say I Say, Loveboat... Erasure'ın albümleri, kırık kalplerin basit hikâyelerinden bahsedip fazlasıyla şen bir coşku halinde dans ettirdi.
'Camp kralları' Andy Bell ve Vince Clarke, ABBA şarkılarından oluşan hit albümleri Abba - esque'ten 10 yıl sonra yeniden bir cover albüme imza attılar. Albümün adı yine durumu gayet net belirtiyor: Other People's Songs (Başkalarının şarkıları). Peter Gabriel'den Solsbury Hill, Buddy Holly'den True Love Ways, The Righteous Brothers'dan You've Lost That Lovin' Feeling, Elvis'ten Can't Help Falling in Love ve Buggles'tan Video Killed the Radio Star, 'Erasure'laştırdıkları şarkılar arasında. Tahmin edileceği gibi, süper naif ballad'lar Elvis'le büyüyen Bell'in, Gabriel gibi nispeten 'ağır' isimler de Clarke'ın seçimi. Erasure'ın, aynı zamanda Depeche Mode ve Yazoo'nun kurucusu, synth pop'un yükselişinin, elektronik buluşların pop temele oturtulmasının elebaşlarından Vince Clarke'la telefonda konuştuk.



Synth pop'un öncü isimlerinden biri olarak, 80'lerden bu yana pop ve electronica'daki değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Elektronik teknoloji artık bütün müzik türlerinde kullanılıyor. Eskiden daha küçük bir marketti. Şimdi her yerde, ondan kaçmanıza imkan yok.
Müziğinizin bunun sebeplerinden biri olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Hayır, kesinlikle değil. Bence en etkilisi dans müziğindeki değişimler, insanların elektroniği kullanma biçimi oldu. Laptop ve diğer şeyler. Ben daha çok melodik pop şarkıları yaptım.
Sizce 80'lerin disco kültürüyle bugünün club kültürü arasında müziğin sound'u dışında bir fark var mı?
Bence en büyük fark, insanların müziği pahalı stüdyolarda değil de, evde yapabilmeye başlamaları oldu. Bu da çok sayıda deneysel ve ilginç işin çıkmasını sağlıyor. Çünkü daha fazla insan üretiyor. Ama öte yandan, seslerin çoğu birbirine benziyor.
Moda ve müzikte 80'lerin etkisi azalırken, herkes o dönemdeki halinden utanmaya başlamış gibiydi - en azından burada. Sonra retro olan her şeye karşı büyük bir merak başladı ve birden her yerde 80'ler partileri düzenlenir oldu. Müzikte de birçok yeni electro pop grubu çıktı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Açıkçası ben hiçbir zaman geçmişteki halinden utananlardan olmadım. İngiltere'de son dönemde olan da, 80'lerin yeniden canlanmasından başka bir şey değil. Bu tür şeyler hep bir döngü içinde ilerliyor.
Son dönemde Toto ve Robert Plant gibi bir sürü eski isim cover albümler çıkardı. Siz de öyle. Neden cover yapmayı tercih ettiniz?
Fikir önce şöyle ortaya çıktı, Andy bir solo albüm yapmak istiyordu. Ballad'lar söylemek, daha çok bir şarkıcı albümü yapmak niyetindeydi. Sonra ben de işin içine girdim ve böylece daha çok bir pop albümüne dönüştü. Ben ağırlıklı olarak pop şarkıları önerdim, Andy de ballad'lar. Bir cover albüm ortaya çıktı ama bu bizim yaptığımız işin son noktası değil. Sadece bir deney.
Şarkı seçimlerinde herhangi bir anlaşmazlık yaşadınız mı?
Pek sayılmaz. Bazı şeyleri denedik ve iyi yürümediğini gördüklerimizden vazgeçtik. Böylece farklı müzik türlerini sevsek de, anlaşmazlık yaşamadık.
Other People's Songs'taki şarkılar sizin için sadece nostaljik anlamlar mı ifade ediyor, yoksa hala sık sık dinlediğiniz şarkılar mı?
Sanırım her ikisi de. Mesela Peter Gabriel'ın Solsbury Hill'i vazgeçemediğim bir şarkıdır.
Oldukça formülarize bir müzik yapıyorsunuz ve bu yüzden cover'larınız da 'yeniden yapım'ın ötesinde birer Erasure şarkısına dönüşebiliyor. Peki iş orijinal şarkılarınıza gelince, günün birinde hayranlarınızı şoke edecek bir şey yapmayı düşünür münüz?
Şarkı yazarken bizim ulaşmaya çalıştığımız şey, kendimizi en çok tatmin edecek noktaya ulaşmak. Şarkıda kendini ortaya koyuyorsun ve duygusal olarak bir şeyleri bulduğun zaman da "evet bu," diyorsun. Andy'le ben şarkı yaparken de böyle oluyor. Aynı anda aynı duyguyu yakaladığımızda, o şarkının doğru olduğunu biliyoruz. Takip ettiğimiz şey bu, kimseyi şok etmeye çalışmıyoruz.
Çok sadık bir hayran kitleniz var.
Yeni hayranlar kazanmak gibi bir şeyin hesabını yapmak asla mümkün değil. Ama bizim gerçekten çok sadık hayranlarımız var ve ben hâlâ müziğimizden hoşlanan insanlar olduğu için mutluyum.
Bu 'hiper cool' olma devrinde, müziğinizdeki güçlü ve bir şekilde naif duygusallığı korumaya kararlı görünüyorsunuz.
Bizim için hep melodi önemli oldu ve şarkı yazma sürecimizde bu her zaman böyle kalacak.
Bugünlerde neler dinliyorsunuz?
Son zamanlarda en çok Lo Fidelity Allstars'ı dinliyorum. Onun dışında her tür müzik diyebilirim. Ama drum'n bass hayranı sayılmam. Giderek daha hızlısını yapıyorlar. Dans etmeyi zorlaştırıyor. Sanırım ben çok yavaşım.
Depeche Mode'la ilgili sorulara gıcık oluyor musunuz?
Hayır.
Onlarla çalıştığınız dönemi kariyeriniz açısından nasıl değerlendirirsiniz?
Şey, bence kariyerlerinin en iyi albümünü çıkarmış oldular! (Sıkı bir kahkaha patlatıyor.) Güzel anılarım var. Ama çok kısa bir dönemdi, sadece bir yıl.